Bismillahirrahmanirrahim
Hz. Davud (a.s) HakkInda
Uydurulan İkİ Rİvayet
Soru-656: Allah Teala (c.c) Kur'an-ı Kerim'de Sâd suresinin, 17-26 ayetlerinde
şöyle buyurur:
"Onların
söylemekte olduklarına karşı sabret ve bizim güç
sahibi kulumuz Davud'u hatırla, çünkü o -her tutum
ve davranışında Allah'a- yönelip dönen biriydi.
Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah
onlar kendisiyle birlikte -Allah'ı- tesbih
ederlerdi. Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi de
onunla -Allah'ı tesbih etmede uyum içinde- yönelip
dönmekte olanlar idi. Onun mülkünü
güçlendirmiştik. Ona hikmet, doğru ve hak üzere
yargıda bulunma gücü ve yeteneği verdik. Sana o
dâvâcıların haberi geldi mi? Hani onlar mihraba
-Davud'un bulunduğu yere girmek için- yüksek
duvardan tırmanmışlardı. Davud (a.s)’ın yanına
girdiklerinde o, onlardan ürkmüştü. Onlar dediler
ki "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize
haksızlıkta bulundu, şimdi sen aramızda hak ile
hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yola
yöneltip ilet. Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz
koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var, buna
rağmen "onu da benim payıma -koyunlarıma- kat"
dedi ve bana konuşma -tarzın-da üst geldi. Davud
dedi ki: Andolsun, senin koyununu kendi
koyunlarına -katmak- istemekle sana zulmetmiştir.
Doğrusu ortalıkta bulunanların çoğu birbirlerinin
hakkını çiğnerler, ancak iman edip salih amelde
bulunanlar başka, onlar da ne kadar azdır. Davud
bizim onu denediğimizi anladı, böylece Rabbinden
bağışlanma diledi ve -alçakgönüllülükle- rüku
ederek yere kapanıp hemen tevbe etti. Biz onu
bağışladık, onun bizim katımızda büyük bir makamı
ve güzel bir dönüşü vardır. Ey Davud, gerçek şu ki
biz seni yeryüzünde halife kıldık, o halde
insanlar arasında hak üzere hüküm ve yargıda
bulun"...
Masumiyet
karşıtları bu ayetlerin zahirine dayanarak ve
aşağıda vereceğimiz bazı uydurma rivayetlerin de
yardımıyla Hz. Davud (a.s)’ın masumiyetiyle
bağdaşmayan bazı çirkin işlere bulaştığını ve
Allah tarafından gerçekleştirilen zahiri bir
muhakeme ve yargı sahnesiyle imtihan edildiğini ve
uyarılıp yaptığı çirkin işi telafi etmeye sevk
edildiğini söylüyorlar. Bu olay güya Hz. Davud
(a.s)’ın, komutanlarından birisi olan Urya’nın
karısına bir vesileyle gönlünü kaptırdığını ve bu
arzusuna ulaşabilmek için söz konusu komutanı
kasıtlı olarak bir savaşa gönderilerek ön safta
savaştırıp öldürttüğünü ardından da onun karısını
nikâhlayıp 99 tane olan karılarının sayısını yüze
çıkarması imiş. İşte diyorlar ki Hz. Davud’un
yanına gelen iki kardeş şeklindeki melek
davacıların birisinin 99 koyununun olmasına rağmen
zorla ve haksız yere kardeşinin sahip olduğu bir
koyunu da sahiplenmesi hakkındaki göstermelik dava
Hz. Davud’un kendisine Urya’nın karısıyla ilgili
yaptığı çirkin davranışını göstermek içindi. Her
halükarda bu olayın Hz. Davud’u masumiyetine ters
düşen ciddi bir hata hatta günah olarak sunmaya
çalışıyorlar.
Cevap-656: Bize göre peygamberlerin makamından ve konumundan kimse yine Hz. Davud
hakkında geçen ilahi övgülerden (ki yukarıda da
verilen Sad suresinin 18-20. ayetlerinde bunun bir
numunesini görmekteyiz) birazcık haberdar olan
akıllı ve münsif bir kimse Hz. Davud (a.s)’a isnad
edilen ve israiliyat olduğu kesin olan bu
hikayelere kesinlikle itibar etmez. İnşaallah
aşağıda, bazı Sünni kaynaklardan nakledeceğimiz
şeylerin üç aşağı beş yukarı maalesef bugünkü
Tevrat’ta da geçtiğini görmekteyiz. Bunu görmek
isteyenler Tevrat’ın şu adresine bakabilirler:
İşmoil kitabı 11. Fasıl, 2–27. cümleler.
Bundan dolayı da
Hz. Ali (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Bana Hz.
Davud’un Urya’nın karısıyla (İsraili rivayette
geçtiği şekilde) evlendiğini zanneden bir kimse
getirilirse, ona iki had uygularım; birisini
nübüvvet için (bir peygambere attığı iftiradan
dolayı), diğerini ise mu’min bir ansana attığı
iftiradan dolayı.” (Mecme-ül Beyan ve Fahrettin
Razi’nin Tefsiri, Sad Suresinin ilgili ayetlerinin
tefsirinde)
Her halükarda
uydurma olduğu her halinden belli olan bu
rivayetlerden geçip de ayetlere gelirsek görüldüğü
gibi ayetlerde bu anlatılanların hiç birisi söz
konusu değildir. Anlatılan bir tek şey var o da
Hz. Davud’un kendisine gelen ve melek oldukları ve
Allah tarafından Hz. Davud’u imtihan için
geldikleri ayetteki karinelerden de anlaşılan o
iki davacının hakkında verdiği veya verme
aşamasında olduğu hükümden ibarettir. Evet Hz.
Davud (a.s)’ın bu olayda bir terki evlayı
işlediğini ve bundan dolayı istiğfar ettiğini
söylemek mümkündür.
Hz. Davud (a.s)
ibadet yerinde bulunduğu bir sırada, söz konusu
iki kişinin alışılmadık bir şekilde ve alışılmadık
bir yoldan (duvardan aşarak) izin almadan, aniden
yanına gelişinin de kendisinde yarattığı korku ve
heyecanın da etkisiyle, biraz ecele davranıp yargı
ve muhakemenin farz olmayan müstehap bir kuralını
ihlal etmesi, günah ve inandığımız masumiyete ters
düşecek bir şey olmamakla birlikte ona yakışan bir
durum değildi. Bunu biraz açmak gerekirse şöyle
diyebiliriz. Bir hakim eğer bir davada herhangi
bir yolla kendisine kesin bir kanı hasıl olmuşsa,
ona dayanarak hüküm verebilir. Ancak müstehap ve
güzel olan şey davanın her iki tarafını da
dinleyip ondan sonra hüküm vermektir. İşte Hz.
Davud’un terk ettiği buydu; ama onun makam ve
mertebesine yakışık bir durum olmadığı için
Allah-u Teala söz konusu göstermelik davayla ona
yanlışını göstermiş ve daha sonraki vereceği
hükümlerde daha dikkatli ve her yönden kendisine
yakışacak bir şekilde davranmasını sağlamıştır.
Hz. Davud’un ayetlerde geçen istiğfarı da bu terki
evladan dolayıdır. Yoksa haşa bir günah
işlediğinden, hele hele bahsi geçen hikayelerde
söz konusu edilen çirkinlikten dolayı değildi.
Zaten biz de defaten peygamberler için terki
evlanın mümkün olduğunu söylemişizdir.
Şimdi bu
açıklamalardan sonra yukarıda geçen ayetlerin
tevilinde Ehlisünnet kaynaklarında nakledilen ve
özetini verdiğimiz rivayetlerden birkaçına
değinerek, bu konuyu da noktalamak istiyoruz.
Bu Âyetlerin Ehl-i Sünnet Rivayetlerindeki Tevili
Hz. Davud (a.s)'ın
hüküm ve yargısıyla ilgili ayetlerin tevili
hususunda Ehl-i Sünnet kaynaklarında birçok
rivayet geçer, burada, bunların en meşhur olanları
arasından üçünü örnek olarak aktarmayı yeterli
buluyoruz:
a- Veheb Bin
Münebbih'in Rivayeti
Taberi, bu
ayetlerin tevili hususunda Münebbih'ten naklen
şöyle rivayet eder:
İsrailoğulları Hz.
Davud (a.s)'ın egemenliğini kabul ettiklerinden
Allah Teala ona Zebur'u indirdi ve ona zırh
yapmayı öğretti, demiri onun ellerinde yumuşattı
ve dağlarla kuşlara, Allah'ı tesbih ve zikrederken
Davud'la hemsedâ olmalarını emretti. Öyle ki,
rivayete göre Allah Teala ondan başka hiç kimseye
öylesine bir ses lütfetmemişti. Öyle ki Davud
(a.s) Zebur'u okumaya başlayınca vahşi hayvanlar
da onun çevresine toplanır, ona o kadar
yaklaşırlardı ki o, kolunu onların boynuna dolar,
onları okşardı, bütün hayvanlar onun sesine
hayrandı.
Nefesli, telli ve
yaylı çalgılar...vb. bütün müzik aletlerini
şeytanlar onun sesine bakarak icad etmişlerdir.
Hz. Davud (a.s) çok
çalışkandı, çok da ibadet ederdi. Allah Teala onu
İsrailoğullarına peygamber gönderdi, o, Allah'ın
halifesi ve elçisiydi. Allah'ın emri gereğince
insanlar arasında yargı ve hakemlikte bulunur,
hüküm verirdi. Peygamberler arasında en çalışkan
olanıydı, çok ağlardı, tâ ki o kadını görüp de
Allah Teala tarafından sınanıncaya kadar...
İbadet ettiği bir
mihrabı vardı, orada tek başına Zebur tilavet
eder, namaz vakti geldiğinde de namaz kılardı. Bu
mihrabın alt katında İsrailoğullarından birine ait
küçük bir ev vardı, Davud, onun güzel karısına
aşık olmuştu. Bir gün Davud mihrabına çekilmiş ve
burada ibadete kapanacağını, kimsenin kendisini
rahatsız etmemesini istemişti. Mihraba girip
Zebur'unu açtı ve okumaya başladı. Davud'un ibadet
odasından o küçük eve açılan minik bir pencere
vardı, Davud Zebur okumaktayken bu minik
pencerenin kenarına altın sarısı bir güvercin
oturdu. Davud başını kaldırıp da güvercine bakınca
ondan pek hoşlandı. Bu sırada kimsenin kendisini
rahatsız etmemesini istediğini hatırlayarak başını
öne eğip yeniden Zebur'unu tilavet etmeye başladı.
Ama o güvercin, Davud'u imtihan edip denemek için
içeriye girdi ve tam onun önünde yere kondu. Davud
onu yakalamak için elini uzatınca güvercin biraz
geri çekildi, Davud ayağa kalkınca güvercin
pencereye kondu, oradan da o küçük eve doğru
yöneldi. Davud onun nereye konacağını görebilmek
için gözleriyle onu takip ederken çok güzel ve
çekici bir kadının yıkanmakta olduğunu gördü.
Derler ki, Davud'un
ayakta durmuş, kendisini seyrettiğini görünce o,
kadın saçlarını açarak vücudunu saçlarıyla örtmeye
çalıştı ve bu da Davud'un gönlünü çelmeye yetti.
Davud yerine dönüp Zebur okumaya başladıysa da o
kadını bir türlü zihninden silip atamadı, ona
gönlü kaymıştı.
Nihayet Davud bir
savaş için ordu hazırladı ve o kadının kocasını da
savaşa gönderdi. Ehl-i Kitab'ın dediğine göre ordu
komutanına, o adamı en ön saflara sürmesini
emretti, en tehlikeli görevlere onun
gönderilmesini istedi ve böylece adam o savaşta
öldü. Davud da zaten bunu istiyordu. Davud'un 99
karısı olduğu halde kocası öldükten sonra dul
kalmış olan o güzel kadına da elçi gönderdi ve
onunla da evlendi.
Bunun üzerine Allah
Teala iki hasım ve ortak gibi görünen iki meleği,
güya birbirlerinden şikayetçi olmaları için ona
gönderdi. Davud ansızın onları odasında görünce
"buraya girmenize kim izin verdi?!" diye sordu,
"korkma", dediler, "biz seni korkutmaya gelmedik,
birimiz ötekine zulümde bulundu da, aramızda
hakemlik etmen için sana geldik. O halde aramızda
hak üzere yargıda bulun, kimseye haksızlık
olmasın, taraf da tutma, bizi doğru yola hidayet
et".
Urya -o kadının
kocasının hâl diliyle konuşan melek "şu benim
kardeşimin 99. koyunu, benim de 1 koyunum var,
kardeşim bu bir koyununu da bana vereceksin diyor,
bana sürekli baskıda bulunuyor. Benden güçlü ve
daha saygın bir konumu olduğu için sonunda benim
koyunumu da zorla alıp kendi sürüsüne kattı ve
beni böylece ortalıkta bıraktı!" dedi.
Davud pek rahatsız
oldu, konuşmadan öylece duran 2. adama dönüp
öfkeyle "Eğer kardeşinin anlattıkları doğruysa
baltayı tepene indiririm senin!" dedi ve tam bu
sırada gönül gözündeki perdeler sıyrılarak birden
hakikati farkediverdi, şikayet konusunun kendisi,
şikayetçinin de Urya olduğunu anladı, bu nedenle
hemen secdeye kapanıp ağladı, tevbe edip Allah'tan
bağışlanma diledi. Kırk gün bu şekilde secdede
kaldı, yemedi, içmedi, tâ ki gözyaşının döküldüğü
yerden ot yeşerip de yüzünün derisinde iz
bırakıncaya kadar öylece kaldı ve nihayet Allah
Teala tövbesini kabul ederek onu bağışladı.
Davud'un şöyle
dediği söylenir: Rabbim! Bu bağışlanma dileğim, o
kadın hakkında işlediğim günahtan ötürüdür, suçsuz
yere kanı dökülen o mazlum Urya'yla ne yaparım ben
şimdi?!
Ehl-i Kitab'a göre
bu sırada Hz. Davud'a şöyle bir nidâ gelir: "Ey
Davud, Rabbin onun kanından geçmez elbet; ama seni
affetmesini ister ondan ve o da seni affeder,
böylece bu günah da senin boynundan kalkmış olur!"
Davud bu buhrandan
kurtulunca işlediği günahı sağ elinin içine yazdı.
Hiçbirşey yiyip içmiyordu, gözü bir yiyecek veya
içeceğe ilişecek olursa ağlamaya başlıyordu.
Konuştuğu veya birşey söylemek istediği zaman,
elinin âyâsına yazılı günahının görülmesi için
avucunu açıp önündeki insanlara tutuyordu.
b- Hasan Basri'nin
Rivayeti
Taberi ve Suyuti,
tanınmış tefsirlerinde Hasan Basri'den şu rivayeti
naklederler:
Hz. Davud (a.s)
günlük veya haftalık zamanını 4'e ayırmıştı. Her
gün vaktinin belli bir kısmını kadınlarına, bir
kısmını ibadete, bir kısmını yargı ve hakemliğe,
bir kısmını da İsrailoğullarını ziyarete ve
dostluk görüşmelerine ayırırdı, bu ziyaretlerde
onlarla konuşur, sohbet eder, dînî konuşmalar
yapar ağlar ve onları da ağlatırdı.
Bu ziyaret ve
görüşme vakitlerinden biriydi, Davud, yanındaki
İsrailoğullarına "Buyrun, sözünüzü söyleyin" dedi,
onlardan biri "İnsanın hiç günah işlemediği bir
gün olmuş mudur?" diye sordu. Bunun üzerine Davud,
kendisinin böyle -günah işlemeyen- biri olduğunu
geçirdi içinden.
İbadet vakti
gelince Davud kapıları kapatarak rahatsız
edilmemesini istedi ve Tevrat'ı tilavete koyuldu.
Tevrat okuduğu sırada altın sarısı bir güvercin
gelip tam önüne konuverdi, çok güzel ve alımlı bir
güvercindi. Davud onu yakalamak isteyince uçup
biraz ötede yere kondu. Davud, yıkanmakta olan çok
güzel bir kadını görerek ona aşık oldu. Davud'un
gölgesini -veya siluetini- gören kadın hemen
saçlarını çözerek vücudunu gizlemeye çalıştı ki
onun bu davranışı Davud'un ona duyduğu ilgiyi daha
da kırbaçladı.
Davud, o kadının
kocasını özel bir savaş vazifesiyle
görevlendirmişti. "Falanca yerlere git, filan
yerlerde savaş" diye ona mektup yazdı ve onu, sonu
mutlaka ölüm olan tehlikeli bir göreve gönderdi.
Adam emri yerine getirdi ve o savaşta öldü, Davud
da onun dul karısını nikahladı."
c- Yezid
Rekkâşi'nin Enes Bin Malik'ten Aktardığı Rivayet
Taberi'yle Siyuti
bir ayetin tefsirinde, Yezid Rekâşi'nin senediyle
ilginç bir hadiseyi naklederler, hadise özetle
şudur:
Yezid Rekâşi, Enes
bin Malik'in şöyle dediğini nakleder: Hz.
Resulullah (s.a.a)’dan duydum ki Hz. Davud'un
(a.s) gözü o kadına düşünce İsrailoğullarına
savaşa hazırlanmalarını emretmiş, ordu
hazırlanınca komutana "o kadının kocası olan
Urya'yı en ön hatta sür, tabutun önünde o
savaşsın" diye emir vermiş. O zamanlar bu "tabut"
İsrailoğullarının zafer sembolüydü, savaşta
kazanabilmek için sancak yerine onu taşırlardı ve
tabutun önünde savaşan kimse ya düşmanı yener ve
savaşın kazanılmasını sağlar, veya ölünceye kadar
çarpışırdı.
Derken o kadının
kocası -Urya- savaşta çarpışarak öldü, dul kalan
karısını da Davud nikahladı. İşte sözkonusu iki
melek bu sırada indi ve Davud secdeye kapanıp
ağladı, bu hal 40 gece sürdü, tâ ki Davud'un
gözyaşlarından yeşeren bitkiler başını aştı ve
secdede alnının derisi döküldü, secdede durmadan
şöyle diyordu:
"Allah'ım! Davud,
doğuyla batı arasındaki mesafeden daha büyük bir
hata işledi. Allah'ım! Davud'u affetmez ve onun
günahından geçmezsen işlediği günah ondan sonra
dillere düşüp ağızdan ağıza dolaşacaktır!"
Bu hal üzere 40 gün
40 gece geçtikten sonra 40. gece Cebrail -s-
Davud'a inerek "Ey Davud! Allah Teala seni
affetti!" dedi.
Davud "Allah
âdildir, hakkı gözetir elbet" dedi ve ekledi:
"Urya'yla ne edeceğim ben şimdi?! Kıyamet günü
gelir de "Allah'ım! Benim kanımı Davud'dan al!"
derse ne yaparım ben?" Cebrail "Ben bu hususta
Allah'tan birşey sormadım, istersen sorup geleyim"
deyince Davud "sor" dedi ve tekrar secdeye
kapandı. Cebrail gelinceye kadar da öylece secdede
kaldı, uzun bir süre sonra Cebrail gelerek "Ya
Davud" dedi, "istediğin şeyi sordum, Allah Teala
şöyle buyurdu. Kıyamet günü Davud'la Urya'yı
karşılaştıracak ve Urya'dan Davud üzerindeki
hakkını bana bağışlamasını isteyeceğim, o da
bağışlayacak ve buna karşılık ben de ona cennette
istediği herşeyi vereceğim!"
Evet, Hz. Davud
(a.s) olayı hakkında tefsirlere ve kaynak
kitaplara kadar giren rivayetler bunlardır. Şimdi
bu rivayetlerin senet ve belgelerini inceleyerek
ne kadar sıhhatli ve ne ölçüde doğru olduklarını
inceleyelim:
Bu Rivayetler Üzerine Belgesel Bir İnceleme
1- Vahab bin Münebbih
Vahab'ın babası
İranlıdır, İran kisrası Enuşirevan onu Yemen'e
göndermiştir. Vahab'ın biyografisi hakkında İbn-i
Sâ'd'ın Tabakaat'ında özetle şöyle geçer:
Vahab, gökten inen
92 kitap okuduğunu, bunların 72'sinin sinagog ve
havralarda mevcut olduğunu, ama geriye kalan 20
kitaptan belli sayıda insanlardan başka kimsenin
haberi olmadığını bizzat söylemiştir.
Dr. Cevad Ali,
"Vahab'ın yahudi asıllı olduğu söylenir; Yunanca,
Süryanice ve Hımyerice'yi iyi bildiği ve kadim
kitaplar konusunda uzman olduğu da bilinmektedir"
der.
Keşf'ul Zunun'da
onun telif eserlerinden birinin Kısas'ul Enbiya
olduğu geçmektedir.
2- Hasan Basri
Künyesi Ebu
Said'dir. Babası ensardan Zeyd bin Sabit'in
kölelerindendi. Ömer'in hilafetinin bitimine 2 yıl
kala doğmuş ve Basra'da, 100 yaşında, yani h.
110'da ölmüştür.
Hasan Basri güçlü
bir edebiyatçıydı, hem hilafet hem halk nazarında
pek itibar gören, biraz da kendisinden çekinilen
biriydi. Basra'daki hilafet okulu (Ehl-Sünnet
mektebinin) izleyicilerinin lideri konumundaydı.
Hasan Basri'nin Görüşü
Hakkında gelen
rivayetler ve İbni Sâ'd'ın Tabakaat'ında geçenlere
göre Hasan Basri "kader"e cebre inanan biriydi ve
bu hususta başkalarıyla da münazara ve
tartışmaları olmuştur. Ne var ki bir süre sonra bu
inancından vazgeçmiş ve görüşü değişmiştir. Haccac
bin Yusuf Sakafi gibi dönemin tanınmış zalim kan
dökücülerine karşı kıyam etmeyi câiz
saymayanlardandı.
|