III.BÖLÜM
“HARAMDIR” DİYENLERİN
DELİLLERİ
A. “HARAMDIR" DİYENLER
“Müt’a” nikâhına “haram” diyenlerin başında, hiç
kuşkusuz Ehl-i Sünnet mektebi var. Mektebin tamamı bu
görüşte.Bunun
yanısıra Mu’tezile ile Ehl-i Sünnet’e yakınlığıyla
bilinen Zeydiyye mektepleri de aynı görüşü paylaşıyor.
B. DELİLLERİ
Ehl-i Sünnet başta olmak üzere “Müt’a” nikâhına cevaz
vermeyen tüm mekteplerin, elbette bu iddialarını
dayandırdıkları bir takım delilleri var. İşte onların
delilleri:
I. KİTAPTAN DELİL :
Onlar bu konuda sadece Mü’minûn sûresindeki peş peşe
gelen birkaç ayete dayanıyorlar. Allah Teâlâ o ayetlerde
şöyle buyuruyor:
“O mü’minler ırz ve namuslarını korurlar. Sadece
zevceleri ve sahip oldukları cariyeler müstesnâ. Onlar
bundan (ırz ve namuslarını eşlerine ve cariyelerine
açmakla) kınanmış da olmazlar. Kim bunun dışında
başka arayışlara girerse, işte böyleleri âdî / haddi
aşmış kimselerdir.” [Mü’minûn Sûresi: ayetler,5~7]
Ayetlerde (yukarısıyla birlikte düşünülürse) felâha
erecek gerçek mü’minler için, ırz ve namuslarını, cinsel
arzu ve isteklerini sadece iki sınıfa açabileceği,
yalnız onlarla cinsel ilişkiye girebileceği belirtiliyor:
a. Zevceleri b. Câriyeleri. Bu iki yolun
dışında kalan cinsel ilişkiler haram kılınıyor; yapanlar
kınanıyor ve “âdî” oldukları söyleniyor. Ayetler bu
konuda yeterince açık.
Müt’a nikâhıyla evlilik ve cinsel ilişki bu iki yolun
dışında kalıyor. Çünkü müt’a nikâhıyla evlenen bir kadın,
kocasına “câriye” olmadığı gibi, bu nikâhta miras, talâk
(boşama), nesep ve iddet hükümleri bulunmadığı için,
onun “zevcesi” de sayılmaz! Dolayısıyla müt’a nikâhı bu
ayetlerle haram kılınmış demektir.
Cevap : Ayetlerin cinsel ilişki için iki yoldan
başkasını yasakladığı; bu iki yoldan birisinin de “zevce
= eş” olduğu zaten açık. Buna diyecek yok! Ancak müt’a
nikâhıyla evlenen bir kadının kocasına “zevce olmadığı”
ise kup kuru bir iddiadır; bu iddianın kayda değer
hiçbir delili yoktur. Bunun temeli “önyargı”ya dayanıyor.
Biz “müt’a” nikâhıyla evlenen bir kadının da kocasına
“zevce” olduğunu söylüyoruz. Dolayısıyla ayetlerin
konumuzla hiçbir ilgi ve alâkası yok. Bu bir.
“Müt’a nikâhında normal nikâhın miras, talâq vb.
hükümlerinin bulunmadığı” iddiası ise kısmen demagoji,
kısmen de yalan! Demagojidir; çünkü bu mantığa göre,
müslüman bir erkek Ehl-i Kitâp’tan bir kadınla evlense,
miras hukukunun karşılıklı işlemesi lâzım! Oysa Ehl-i
Sünnet kardeşlerimiz de kitâbî olan bir kadınla evliliği
onaylıyor ve o kadının “zevce” olacağını kabul ediyor;
ama karşılıklı miras alış verişini kabul etmiyor!!! (“Müslüman
kâfire, kafir de müslümana mirasçı olamaz.” kuralı
gereğince)
Talâk (boşama) ise dâimî nikâhın hükümlerindendir, sırf
nikâhın değil! Kaldı ki müt’a nikâhında buna zaten gerek
yok!
İddet ve çocuğun nesebi konusundaki iddialar ise tek
kelimeyle “yalan”! Bu tür iddiaların gerçekle ilgisi
yoktur. (I. Bölüm’e bakın)
İkincisi, müt’anın Medîne döneminde uygulandığı
konusunda kesinlik var. Söz konusu ayetler ise Mekkî bir
sûreye aittir. Yani ayetler, Mü’minûn sûresinin
ayetleridir ve bu sûre Mekke döneminde nâzil olmuştur.
Bana söyler misiniz; Mekke’de inen bir ayet, daha sonra
Medîne’de uygulanan bir nikâhı nasıl yasaklıyor, yada
Mekke’de bu ayetlerle haram kılınmış bir yolu, Allah'ın
Rasûlü (s) nasıl açabiliyor!? Bir peygamber bu duruma
nasıl düşebiliyor!? “Mezhebi kurtarmak” uğruna Allah ve
Rasûlü’ne iftiranın böylesi görülmüş mü!?
Üçüncüsü, yukardaki iki açıdan, Hz. Âişe’nin
müt’a nikâhının câiz olmadığını söyleyip ardından bu
ayetleri okuduğuna dair rivâyet
de suludur! Ya Hz. Âişe’yi Allah ve Rasûlü’ne iftiracı
yada “ne dediğini bilmez” konumuna iteceksiniz, yahut ta
bu rivâyetin uydurma olduğunu söyleyip duvara
çarpacaksınız! Tercih sizin...
Bütün bu sebeplerden dolayı, bu ayetlerle “müt’a”
nikâhının haramlığına delil getirmek mümkün değil.
Mâlikîlerden Qâdî Ebûbekr b. el-Arabî, bu ayetlerle söz
konusu nikâhın haramlığına delil getirmeyi reddetmiştir.
II. SÜNNETTEN DELİLLER :
“Müt’a nikâhı” için “haram” diyenlerin sünnetten
delilleri şunlar:
1. İmam Ali @ : “Allah'ın Rasûlü (s)
Hayber günü müt’a nikâhını ve evcil eşeklerin etini
yemeyi yasakladı.”
2. Seleme b. Ekva’ : “Allah'ın Rasûlü (s) Evtâs
günü üç günlüğüne müt’aya izin verdi; sonra yasakladı.”
3. Abdullâh b. Ömer : “Allah'ın Rasûlü (s) Hayber
günü müt’a nikâhını (bazı rivâyetlerde : ve evcil
eşeklerin etini yemeyi) yasakladı.”
4. Enes b. Mâlik : “Allah'ın Peygamberi (s)
müt’ayı yasakladı.”
5. Câbir b. Abdillâh : “Allah'ın Rasûlü (s) ile
Tâif gazasına çıkmıştık. Orada bir takım kadınlarla
müt’a yaptık. Peygamber (s) bir ara kadınları yanımızda
görünce, sordu; biz de “müt’a yaptığımız kadınlar”
cevabını verdik. Bunun üzerine gazaba geldi; yüzü
kızardı ve ardından müt’ayı yasakladı. Biz de buna bir
daha dönmedik.”
“Allah'ın Rasûlü (s) kendileriyle müt’a yaptığım
kadınları görünce “Bunlar kıyâmete kadar haramdır!”
buyurdu.”
6. Ebû Zerr el-Ğıfârî : “Her iki müt’a da; yani
kadın müt’asıyla hac müt’asının her ikisi de yalnız bize
mahsus idi.”
“Kadınlarla müt’a yapmak, Rasûlullâh’ın ashâbı
için sadece üç günlüğüne helal kılındı. Daha sonra
Allah'ın Rasûlü (s) onu yasakladı.”
7. Ömer b. Hattâb : “Allah'ın Rasûlü (s) bize
müt’a için üç günlüğüne izin verdi; ama ardından
yasakladı. Allah’a yemin olsun ki; muhsan (evli) olup ta
müt’a yapan birisini duyarsam, onu taşlarla recmederim!”
8. Hâris b. Ğaziyye el-Ensârî : “Allah'ın Rasûlü
(s) Mekke fethinde üç defa “Kadınlarla müt’a
yapmak haramdır!” buyurdu.”
9. Ebû Hürayra : “Allah'ın Rasûlü (s) Tebuk
gazası esnasında müt’a nikâhını yasakladı.”
(meâlen)
10. Zeyd b. Hâlid el-Cühenî : “Ben ve arkadaşım,
bir kadınla kısa bir süre için müt’a yapma konusunda
tartışıyorduk; sonunda anlaştık. Derken birisi gelerek,
bize Allah’ın Rasûlü’nün (s) müt’a nikâhını ... haram
kıldığını haber verdi.”
11. Sehl b. Sa’d es-Sê’ıd’i : “Allah’ın Rasûlü
(s) müt’aya, insanların ona çok ihtiyacı olduğundan izin
vermişti. Daha sonra yasakladı.”
12. Ka’b b. Mâlik el-Ensârî : “Allah’ın Rasûlü
(s) kadınlarla müt’a yapmayı yasakladı.”
13. Sa’lebe b. Hakem el-Leysî : “Peygamber (s)
Hayber’in fethinde müt’ayı yasakladı.”
14. Sebra b. Ma’bed el-Cühenî : “Allah'ın Rasûlü
(s) Mekke’nin fethinde, müt’a yapmaya bir süre için izin
verdi. Sonra da:
“Ey insanlar! Ben size müt’a yapmanız için izin
vermiştim; artık Allah bunu kıyâmet gününe kadar haram
kıldı...” buyurdu.”
Cevap : 1. Defalarca ifade ettik ki; müt’a
nikâhının Medîne döneminde uygulandığında hiç kimsenin
en ufak kuşkusu yok! Üstelik Ehl-i Sünnet kardeşlerimize
göre; bu uygulama birkaç kez olmuş: İzin verilmiş,
yasaklanmış; ardından tekrar izin verilmiş, yine
yasaklanmış!!! Şu halde sırf “yasaklama” ifade eden
hadislerle delil getirmek ve bunlara dayanarak “müt’a
nikâhı haramdır.” demek onlar için de mümkün değil.
Zaten konuya birazcık hâkim olanlar, müt’a nikâhının şu
an haram olduğu konusunda, gelmiş geçmiş ulemanın
sünnetten yegâne dayanağının “Sebra” hadisi olduğunu
bilirler.
2. Bu rivâyetlerin tamamı, hem müt’a nikâhıyla
ilgili olduğunu ispat ettiğimiz Nisâ sûresinin 24.
ayetine, hem de müt’a nikâhının Allah'ın Rasûlü (s)
zamanında uygulandığını; yasaklayanın ise II. Halîfe
Ömer olduğunu ifade eden en sahih hadislere aykırı.
3. İmam Ali’ye @ izâfe edilen bu rivâyetin
asılsız ve bunun sorumlusunun da İbn Şihâb ez-Zührî
olduğunu daha önce ispat ettik.
4. Seleme hadisi de daha önce geçen
ve Buhârî ile Müslim’in Hz. Câbir ile Seleme’den
ortaklaşa rivâyet ettikleri, bundan daha sahih hadise
aykırı. Bu bir.
İkincisi, bu rivâyetin râvîleri siqa sayılıyor.
Ancak içlerinde bu tersliğin kaynaklandığı bir râvî var:
O da Abdülvâhid b. Ziyâd el-Basrî. Abdülvâhid de
siqa ve Buhârî ile Müslim’in ortak râvîlerinden birisi;
ama buna rağmen pek çok münker (gerçek dışı)
hadislerinin olduğu, Buhârî ile Müslim’in bu münker
hadislerini rivâyet etmekten çekindikleri ve hatta
rivâyet ettiği hadislerin isnadlarında “tedlîs”
yaptığı ... Ehl-i Sünnet alimlerinin itirafıyla sabit.
Sözün kısası, bu rivâyet de Abdülvâhid’in münker ve şâzz
rivâyetlerinden birisi. Münker ve şâzz rivâyetlerle amel
edilemeyeceğini ise bilmeyen yok!
Üçüncüsü, Evtâs muharabesi Mekke’nin fethinden
iki ay kadar sonra olmuştur. İlerde, Sebra hadisinin
tahlilini yaparken de göreceğimiz gibi; Ehl-i Sünnet
hadis alimleri, müt’a nikâhının ebediyyen haram
kılınışının Mekke’nin fethinde vukû bulduğunu
söylüyorlar. Şu halde Seleme’ye izâfe edilen bu rivâyet,
Ehl-i Sünnet alimlerinin kabullerine de aykırı. Çünkü,
Mekke’nin fethinde müt’ayı ebedî olarak haram kılan bir
peygamber, iki ay gibi kısa bir süre sonra buna izin
verebilir mi!? Bu “densizlik” bir peygambere nasıl reva
görülür!?
Kısacası Seleme’ye izâfe edilen bu rivâyet asılsız.
5. Abdullâh b. Ömer’e izafe edilen rivâyette,
müt’a nikâhının “Hayber” fethinde yasaklandığı ifade
ediliyor. Oysa o gün böyle bir konunun hiçbir şekilde
gündeme gelmediğini daha önce (İmam Ali’ye izâfe edilen
Hayber hadisinin tahlili sırasında)ispat
etmiş; bu iddiaların tamamen yanlış olduğunu, bunun ise
İbn Şihâb ez-Zührî’den kaynaklandığını söylemiştik. Çok
ilginçtir; bu rivâyetin senedinde de İbn Şihâb
ez-Zührî’nin adı geçiyor! Onun bulunmadığı senedlerle
gelen en sahih rivâyetlerde; Abdullâh o gün sadece evcil
eşeklerin yasaklandığını söylüyor!
Abdullâh b. Ömer’den gelen meşhur rivâyet bu.
Bu meşhur rivâyet, Abdullâh’dan azadlısı Nâfi’ ile oğlu
Sâlim; Nâfi’ ile Sâlim’in her ikisinden Ubeydullah b.
Ömer, sadece Nâfi’den ise Mâlikî mezhebinin imamı Mâlik
b. Enes ile İbn Cüreyc kanallarıyla geliyor. Dikkat
edilirse; Nâfi’den üç kişi rivâyet ediyor bu meşhur
hadisi. Bu üç kişinin rivâyetinde sadece “evcil
eşeklerin etinin” yasaklandığı ifade ediliyor.
ez-Zührî, “müt’a”yı da kattığı bu rivâyeti Sâlim’den
aldığını söylüyor ve diğer hadis hafızlarına bilinçlice
ters düşüyor. Bu bakımdan rivâyet asılsız ve gerçek
dışıdır. Dolayısıyla huccet olamaz!
Söz konusu rivâyetin bir başka isnadında da Ebû
Hanîfe bulunuyor ve o da bu rivâyeti Nâfi’den
naklediyor. Ebû Hanîfe’nin hadis alanında zabt ve hâfıza
bakımından zayıf olduğu ise malum.Zaten
o yüzden burada hata yapmış; Ubeydullah, Mâlik ve İbn
Cüreyc’in Nâfi’den yaptığı yukarıdaki meşhur rivâyete
ters düşmüş!!
Böylece İbn Ömer’e izafe edilen bu rivâyetin de münker
ve şâzz olduğu anlaşılıyor.
Abdullah b. Ömer’den rivayet edilen bu hadisi benzer
lafızlarla Taberânî de rivayet ediyor. Ancak onun da
senedinde Mansûr b. Dînâr et-Temîmî adlı çok
zayıf bir râvî var.
6. Enes hadisini de Ebû Hanîfe İbn Şihâb ez-Zührî
kanalıyla rivâyet ediyor! Ne ilginç değil mi? ez-Zührî
bu konuda hangi rivâyetin senedine takılsa, yapacağını
yapıyor! Ebû Hanîfe’nin hadisteki durumunu ise az önce
gördünüz.
Kaldı ki bu rivâyet sadece “yasaklama” belirtiyor ve
bunun Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz için de bir değerinin
olmadığını daha önce ifade ettik.
7. Câbir el-Ensârî’den gelen bu iki rivâyetin,
yine kendisinden gelen; daha önce, II. Bölüm’de
naklettiğimiz en güçlü ve en sahih hadislere ters
düştüğü meydanda. Bu bakımdan kabulü imkânsız!
a. Tâif hadisinin özellikle son kısımlarına
dikkatlice bakın. Bakınca; bunun daha önceki Câbir
hadislerinin üçüncüsünden (c) “uyarlama” olduğunu
göreceksiniz. Bu rivâyette yasaklayanın “Allah'ın Rasûlü
(s)”, orada geçen en sahih rivâyetlerde ise “Ömer”
olduğunu söylüyor; tersliğin farkında mısınız!? Bu
bir.
İkinci husus, Tâif muhasarası Mekke’nin fethinden
epeyce sonra vuku bulmuştur. Bu haliyle rivâyeti, “Ebedî
haramlık Mekke’nin fethinde vuku bulmuştur” diyen Ehl-i
Sünnet kardeşlerimizin kabulü de imkânsız görünüyor.
Üçüncüsü, rivâyet [Câbir – Abdullâh b.
Muhammed b. Aqîl – Abbâd b. Kesîr el-Basrî ...]
kanalıyla geliyor. Abdullâh doğru sözlü, siqa bir
râvî; ancak hâfızası zayıf.
Abbâd ise Ehl-i Sünnet mektebinin önde gelen
hadis hâfızlarının ittifakıyla “zayıf”, “metrûk =
hadislerine rağbet edilmemiş”, “rivâyetlerine güvenilmez”
bir râvî. Ahmed b. Hanbel onun için “uydurma hadisler
rivâyet eder!” diyor.
Yani rivâyetin senedi tek kelimeyle “sakat”!
Şu halde bu rivâyet de asılsız ve uydurma! Uydurup
ortaya koyan da Abbâd’dan başkası değil! Zaten İbn Hacer
el-Asqalânî de bu rivâyetin “zayıf” olduğunu söylüyor.
b. İkinci rivâyet de Hz. Câbir’den gelen en güçlü
ve en sahih hadislere ters düştüğü için münker ve şâzz!
Hem müt’a madem ki kıyâmete kadar haram kılınmış ve bunu
da Hz. Câbir duymuş; o halde II. Halîfe zamanına kadar
müt’a yaptıklarını neden söylüyor? Bu bir küstahlık
değil mi? Eğer Hz. Câbir’i iyi tanıyorsanız; bu
küstahlığı ona yakıştırabiliyor musunuz!? Bu bir.
İkincisi, rivâyet [Câbir – Muhammed b.
Münkedir – İsmâîl b. Ümeyye – Ubeydullâh b. Ali – Sadaqa
– Amr b. Ebî Seleme ...] kanalıyla geliyor.
Amr Şamlı ve İbn Ma’în başta olmak üzere hemen
herkesin “hâfıza bakımından” “zayıf” saydığı bir râvî.
Sadaqa, Abdullâh es-Semîn’in oğlu ve o da Şamlı!
Bu adamın da “zayıf” ve rivâyetlerinin “güvenilmez”
olduğu, en önde gelen hadis hafızlarının itirafıyla
sabit.
Ubeydullâh’ın kimliğini tespit edemedim.
Muhtemelen o da Şamlı!
Görüldüğü gibi rivâyet, bu haliyle sened bakımından
perişan ve asılsız! Ancak bize göre bunun sorumluları
yukardaki râvîler değil, İsmâîl b. Ümeyye’dir.
İsmâîl, her ne kadar Ehl-i Sünnet hadisçilerinin
güvenini kazanmış “siqa!” bir râvî ise de; bizce onun
Emevî devlet erkanına aşırı yakınlığıyla tanınması ona
sâbıka olarak yeter de artar bile! Kendisi Emevîlerin
çok zâlim bürokratlarından Amr el-Eşdaq’ın torunu!
Emevîlere yakınlığı da buradan geliyor. Amr el-Eşdaq,
İmam Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e alenen hakaret eden; bu
yüzden de lânetlik Yezîd tarafından Medîne valiliğine
getirilen, Emevîlerin çok sevip saydığı, hürmette kusur
etmediği bir “zâlim”.
Kısacası bu uydurma rivâyetin vebali, böyle bir aileye
mensup olan İsmâîl’e aittir. İsmâîl kafasındaki
düşünceyi doğrulatmak için böyle bir rivâyeti icat etmiş
olabilir.
8. Ebû Zerr hadisi [Ebû Zerr – Zeyd b.
Şerîk et-Teymî – oğlu İbrâhîm et-Teymî – Zübeyd b. Hâris
...] kanalıyla geliyor. Oysa İbrâhîm et-Teymî’den
aynı hadisi; a. Süleyman b. Mihrân el-A’meş
b. Ayyâş b. Amr el-Âmirî
c. Beyân b. Bişr
d. Abdülvâris b. Ebî Hanîfe
ile e. Süleymân b. Tarhân et-Teymîde
rivâyet ediyor. Ama bu beş râvînin beşi de söz konusu
hadisi “Hac müt’asının sadece ashâba ait olduğu”
şekliyle rivâyet ediyor. Zübeyd’in rivâyeti bu beş siqa
râvînin rivâyetine aykırı olduğu için “şâzz”dır ve
kesinlikle huccet değildir.
Buradaki “şâzz olma” durumu ise Zübeyd’den değil, bu
hadisi Zübeyd’den nakleden Fudayl b. Merzûq’tan
kaynaklanıyor. Zira Zübeyd diğerleri gibi gayet siqa bir
râvî. Üstelik Buhârî ile Müslim’in ortak râvîlerinden.
Fudayl ise adâlet ve sadâkatine güvenilen; ancak hâfıza
bakımından “çok kusurlu” olduğu söylenen bir râvî.
Dolayısıyla Ebû Zerr el-Ğıfârî hadisinin doğru şekli
şudur: “Hacda müt’a sadece biz sahabeye mahsustu.”
Bundan da maksat “hac aylarında umre yapmak” anlamına
gelen “müt’a” değil; “başlanılmış bir haccı yarıda kesip
/ bozup umreye çevirmek” anlamındaki “müt’a”dır. Aksi
halde bu hadisi doğru şekliyle bile kabul etmek mümkün
değildir.
Ebû Zerr’e isnâd edilen ikinci rivâyet ise [ Ebû
Zerr – Abdurrahmân b. Esved en-Neha’î – Mâlik b. Miğvel
– Huneys b. Bekr - ...] kanalıyla geliyor.
Huneys zayıf bir râvî.
Mâlik’in İmam Ali hakkında ileri geri konuştuğu;
dolayısıyla Ehl-i Beyt’e @ olumsuz yaklaştığı rivâyet
ediliyor.
Ayrıca senedde, Abdurrahmân ile Ebû Zerr el-Ğıfârî
arasında isnâd kopukluğu var. Dolayısıyla bu rivâyetin
kabûlü de mümkün değil!
9. Ömer’e izafe edilen bu rivâyet, “müt’a”
nikâhını yasaklayanın Allah'ın Rasûlü (s) olduğunu ifade
ediyor. Oysa bundan daha sahih ve daha sağlam olan şu
hadisler yasaklayanın bizzat Ömer’in kendisi olduğunu
açıkça ortaya koyuyor:
a. Hz. Câbir hadisi
b. Hz. Câbir hadisi
c. Hz. Câbir hadisleri
d. Imrân b. Husayn hadisi
e. Saîd b. Müseyyeb hadisi
f. Ebû Qılâbe el-Cermî hadisi.
g. Urve de İbn Abbâs’a karşı müt’a nikâhının
haram olduğunu savunurken, Allah'ın sevgili Rasûlü’ne
(s) değil; Ebûbekr ile Ömer’in icraatlarına dayanıyor!
h. Aynı Urve diyor ki: Havle bt. Hakîm Ömer’in
yanına girerek “Rabîa b. Ümeyye bir kadınla müt’a yapmış;
kadın da bundan hâmile!” dedi. Ömer hemen elbisesini
sürüyerek dışarı çıktı ve şunları söyledi: “Şu
müt’a yok mu; (yasaklamada) erken davranmış olsaydım,
onları recmederdim!”
Her biri seçme olan ve sıhhatli olduğunda kimsenin kuşku
duymadığı bu hadisler, müt’a nikâhını Allah'ın Rasûlü
(s) değil; bizzat Ömer’in yasakladığını açıkça ifade
ediyor. Bütün bunları görmezden gelerek “Müt’a nikâhını
Allah'ın Rasûlü (s) yasakladı” demek apaçık bir
inatçılık olmaz mı? Böyle bir tavır hangi insana yakışır!?
Burada Râğıb el-İsfahânî’nin “el-Muhâdarât” adlı
eserinde geçen çok ilginç bir olayı aktarmadan
geçemeyeceğim. Rivâyete göre Yahyâ b. Eksem, Basralı bir
alime “müt’aya cevaz verirken kime tâbi olduğunu” sormuş.
O da “Ömer’e” demiş! Yahyâ “Nasıl olur; Ömer bu konuda
insanların en katısıdır! Halkın huzuruna çıkarak “İki
müt’a var ki; ...” demiştir.” deyince, Basralı alim
cevabı yapıştırmış: “İyi ya! Onun şahitliğini
kabul, haram kılışını ise reddettik!”
Bütün bunlar İbn Mâce hadisinin kesinlikle hatalı
olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca Ebân b. Ebî Hâzim
(Abdillâh) var bu rivâyetin senedinde. Bu râvînin
adâletine güveniliyor; ama hâfızasının zayıf olduğu, bu
yüzden de münker pekçok hadisinin bulunduğu... Ehl-i
Sünnet hadis alimlerinin itirafları arasında.
Demek ki, müt’a nikâhını yasaklamayı Ömer’e değil de
Allah'ın Rasûlü’ne (s) izâfe etme hatası Ebân’ın zayıf
hâfızasından kaynaklanıyor.
Şu halde İbn Mâce hadisi “sanıldığı gibi” isnadı sahih
bir rivâyet değil; münker ve asılsız bir rivâyettir.
10. Hâris hadisi de meşhur hadis kaynaklarında
yer almayan, müt’a ayetine ve “müt’a nikâhına” cevaz
veren onlarca sahih ve meşhur hadislere aykırı bir
rivâyet. O yüzden de kitaplarda bu rivâyetin üzerinde
hiç durulmaz!
Kaldı ki senedinde İshâq b. Abdillâh b. Ebî Ferve
var. Ehl-i Sünnet hadisçilerinin ittifakla zayıf ve
metrûk saydıkları bir râvî.
Dolayısıyla Hâris adlı sahâbînin üzerinden bu rivâyeti
becerleyenin kim olduğu daha bir anlaşılmış oluyor.
11. Ebû Hürayra rivâyeti de Allah’ın kitabına,
Rasûlü’nün sünnetine ve sahabenin tatbikatına tamamen
aykırı. Bir defa bu rivâyetin başında Ebû Hürayra’nın
bulunması, onun reddedilmesi ve kaldırılıp atılması için
fazlasıyla yeterli!
Ayrıca senedinde Müemmel b. İsmâîl ile Ikrime
b. Ammâr adlı iki râvî var.
Müemmel’in büyük bir hâfıza ve zabt sorununun
bulunduğunu; dolayısıyla hadiste çok hatalar yaptığını
hemen herkes kabul ediyor.
Ikrime’nin de Müemmel’den pek farkı yok.Dolayısıyla
bu rivâyet, Ebû Hürayra’ya dokunmasak bile isnad
bakımından sakat.
Bu rivâyeti, hem Ikrime’nin hem de Müemmel’in durumundan
söz ederken, ez-Zehebî de kitabına almış. Ama insafa
gelerek “münker” olduğunu söylemiş.
İbn Hacer de “Her iki râvî hakkında da eleştiriler var!”
diyerek aynı şeyi ifade etmeye çalışmış!
Bu ikisi, Kitaba, sünnete, sahabe ve tâbiînin
tatbikatlarına aykırı bir rivâyeti aktarmakla “hata”
ettiklerini kanıtlamış oluyorlar. Böyle bir rivâyeti
“hasen” saymak tarafgirlik değildir de nedir?
12. Zeyd b. Hâlid rivâyeti hem sadece
yasaklamadan bahsediyor, hem de senedinde Mûsâ
er-Rabezî adlı bir râvî var. Mûsâ ittifakla zayıf ve
rivâyetlerine güvenilmez bir râvî.
13. Sehl hadisi de tıpkı Zeyd b. Hâlid hadisi
gibi. Bunun senedinde ise Yahyâ b. Osmân b. Sâlih
el-Mısrî ile İbn Lehî’a var. Her ikisi de
hadis alimleri tarafından çokça eleştirilen, hâfıza
bakımından çok zayıf râvîler.
14. Ka’b’dan rivâyet edilen hadisin durumu da
yukarıdakilerden farksız. Senedinde Yahyâ b. Ebî
Üneyse el-Cezerî adlı ittifakla zayıf, metrûk
bir râvî var.
15. Sa’lebe hadisinde, müt’a nikâhının Hayber’in
fethinde yasaklandığı açıkça ifade ediliyor. Bu ise
kesinlikle doğru değil; târihî hakîkatlere tamamen
aykırı.
Bu yüzden kabul edilmesi imkânsız.
Diğer yandan senedinde Şerîk b. Abdillâh en-Neha’î
adlı birisi var. Sadûq; ancak hâfıza bakımından çokça
eleştirilen bir râvî.
Demek ki burada hata yapmış!
Sebra Hadisinin Tahlîli
:
Sebra hadisi, Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin biricik
dayanağı, darda kaldıklarında sığınıp medet umdukları
yegâne delildir. Bu rivâyet adeta ilaç gibidir onlar
için! O yüzden konuyla ilgili belli başlı kaynaklarda,
müt’a nikâhından söz edilirken, “ebedî haramlığına
sünnetten delil” deyince hep bu rivâyetin öne sürüldüğü
görülür. Bu rivâyetin onların imdatlarına yetişip
yetişemeyeceğini anlamak için, kendisini iki açıdan
eleştireceğiz:
* Metin (içerik) tenkidi :
a. Sebra hadisi; müt’a nikâhına açıkça cevaz
veren ayete, Peygamberimizin (s) meşhur hadislerine,
sahabe ve tâbiînin yaygın olarak bilinen tatbikatına
aykırı. Ayeti, meşhur hadisleri ve sahabe ve tâbiînin
tatbikatını sadece Sebra hadisine feda etmek hangi akıl
ve mantığa, hangi vicdana sığar!
b. Bu hadis sadece bir sahâbîden gelen bir
hadistir ve “müt’a”yı Allah'ın Rasûlü’nün (s)
yasakladığını ifade ediyor. Oysa bu nikâhın Allah'ın
Rasûlü (s) hayattayken uygulandığına ve en son II.
Halîfe Ömer b. Hattâb’ın yasakladığına dair hadisler
daha yaygın ve daha sahihtir. Dolayısıyla bu hadis,
pekçok sahâbînin rivâyet ettiği o hadislere de aykırı!
c. Bu hadisi Allah'ın Rasûlü’nden (s) Sebra
dışında rivâyet eden olmadığı gibi, Sebra’dan da oğlu
Rabî’ dışında duyan eden yok! Böyle haberlere
(hadislere) usûl ilminde “haber-i vâhid” denir. Haber-i
vâhid olan bir hadis ise hiçbir zaman kesin hüküm ortaya
koyamazlar. Bu usûl kuralını, bu alana birazcık gönül
verip ter dökmüş olan kimselerden bilmeyen yoktur. Bu
haber-i vâhid olan hadis, üstelik ayete, meşhur
hadislere aykırı ise; siz düşünün!
d. İnsanların namusuyla alâkalı böylesine önemli
bir hadisi, herkesin mutlaka duymuş olması ve bilmesi
gerekirken, bundan sadece Sebra’nın haberdar olması
sizce tuhaf ve garip değil mi!? Böyle bir durumun “bir
hadisin asılsız ve uydurma olduğunu tanıma yollarından
birisi” olduğunu
hatırlatmaya gerek var mı!?
e. Duruma bakılırsa, bu hadis kalabalığa hitaben
söylenmiş. Sadece Müslim’in rivâyetlerine bir göz
atılırsa bu durum açıkça görülür. Böyle bir durumda ve
böylesi önemli ve hassas bir konuda söylenen bir
hadisin, sadece bir kişi tarafından rivâyet edilmesi,
Ehl-i Sünnet hadis ve fıkıh alimlerinin ittifakıyla
“uydurma hadislerin” en temel alâmetlerinden sayılır.
Bu ve benzeri nedenlerle, bu hadisin Allah’ın Rasûlü (s)
tarafından dile getirildiğini iddia etmek imkânsızdır.
* Sened tenkidi :
a. Hadisin Sebra’dan sadece oğlu Rabî’ kanalıyla
geldiğini az yukarıda söylemiştik. Müt’a nikâhının
“ebedî olarak / kıyamete kadar” haram kılındığını ifade
eden bu rivâyet, çok ilginçtir, Rabî’dan sadece
Abdülazîz b. Ömer kanalıyla geliyor! Oysa aynı hadisi
Rabî’dan şu yedi kişi de naklediyor:
1. Leys b. Sa’d
2. Umâra b. Ğaziyye
3. İbn Şihâb ez-Zührî
4. Ebû İshâq es-Sebî’î
5. Amr b. Hâris el-Mısrî
6. Rabî’in oğlu Abdülmelik
7. Rabî’in oğlu Abdülazîz
İşte bu yedi hadis hâfızının Rabî’dan naklettiği
hadislerde “kıyamete kadar” kaydı bulunmuyor; sadece
“yasaklamadan” bahsediliyor. Dolayısıyla Abdülazîz b.
Ömer hadisi bu şekilde rivâyet ederek, Rabî’in kendi
çocukları dahil, diğer yedi hadis hafızına ters düşmüş
oluyor. Abdülazîz’i siqa
sayarsak; rivâyetine “şâzz”, saymazsak “münker” adı
verilir. Hadis usûlü kitaplarının hangisine bakarsanız
bakın; gerek “şâzz” ve gerekse “münker” hadislerin
zayıf ve merdût sayıldıklarını görürsünüz.
Yani bunlarla asla amel edilemez.
Bu durumda “kıyamete kadar haram olduğuna” dair rivâyet
sadece Abdülazîz’in rivâyetidir ve burada hata yaptığı
apaçık bellidir. Dolayısıyla bunun ilmî açıdan itibara
alınacak hiçbir yanı yoktur. O zaman geriye sadece
“yasaklanmış olduğundan” başka bir şey kalmıyor. Bu ise
Ehl-i Sünnet alimlerinin de işine yaramaz. Çünkü onların
büyük bir çoğunluğu müt’a nikâhının birkaç kez serbest
bırakılıp ardından yasaklandığına inanıyor. Dolayısıyla
onların işine yarayacak rivâyetin “ebediyyen, kıyamete
kadar” haram olduğunu ifade etmesi gerekiyor.
b. Üstelik bu şâzz olan Abdülazîz rivâyetinin
sened kısmı da çelişkilerle dolu. Buna “ızdırâb” deniyor
hadis ilminde. Zira senedin birinde “Abdülazîz b. Ömer”
yerine “Ömer b. Abdilazîz” denmiş!
c. Yedi hadis hafızının, içinde “kıyamete kadar”
kaydı bulunmayan rivâyetleri de metin bakımından bir
hayli muzdarib! Yani metinde birbirini tutmayan ifadeler
var. Örneğin Umâra, Ebû İshâq, Amr ve Rabî’in iki
oğlunun rivâyetlerinde olayın Mekke fethinde vuku
bulduğu ifade edilirken, Leys’in rivâyetinde yer ve
zaman belirtilmeden, sadece “yasaklama”dan bahsediliyor.
ez-Zührî’den ise dört kişi rivâyet etmiş: 1.
Süfyân b. Uyeyne,
2. Sâlih b. Keysân,
3. İsmâîl b. Ümeyye
ve 4. Ma’mer b. Râşid. Ma’mer’den de iki kişi
almış: İsmâîl b. İbrâhim b. Uleyye
ve Abdürrazzâq b. Hemmâm.
Süfyân’ın rivâyetinde yer ve zaman belirtilmeden sadece
yasaklamadan bahsediliyor.
Sâlih yasaklamanın Mekke’nin fethinde, İsmâîl b. Ümeyye
ise Vedâ haccında vuku bulduğunu ifade ediyor. Ma’mer
ise; kendisinden İsmâîl b. Uleyye’nin yaptığı rivâyette
Mekke fethinden bahsederken, Abdürrazzâq’ın rivâyetinde
ise yer ve zamana hiç değinmiyor. İşte rivâyetlerdeki
düzensizlik!
Burada İsmâîl b. Ümeyye’nin, diğer üç hâfıza aykırı
davranarak, yasaklamayı “Vedâ Haccı”na kaydırması hiç de
anlamsız değil! İsmâîl’in nasıl bir adam olduğunu da
önce gördük.
O bunu yaparken ileriyi düşünüyor; müt’a nikâhıyla
alâkalı uygulamaların en sonunda kaldırıldığını sözde
ispat edebilmek, Allah'ın Rasûlü’nün (s) hayatını
“yasaklamayla” kapatabilmek için bu yola baş vuruyor!
Eee, bu kadarı da olacak; çünkü İsmâîl’den bunlar
beklenmez değil! Ancak İsmaîl bütün bu entrikaları
çevirirken; “iş yapıyor” olmanın verdiği sarhoşlukla,
İbn Şihâb ez-Zührî’nin yanısıra diğer altı hadis
hafızının rivâyetlerine, ayrıca ez-Zührî’den rivâyette
bulunan üç büyük hadis hâfızına ters düştüğünü fark
edemiyor. Onların rivâyetlerinde “Vedâ Haccı” ilavesi
yok. Öyleyse bu, İsmâîl’in değil de kimin marifeti!?
Bu yüzden Ehl-i Sünnet hadis alimleri olayın “Vedâ
haccı”nda geçtiğini; yasaklamanın o gün yapıldığını
belirten rivâyetlerin “hatalı” olduğunu, doğrusunun ve
meşhur olanın ise “Mekke’nin fethinde yasaklandığını
belirten rivâyetler” olduğunu açık bir dille ifade
ediyorlar. el-Beyheqî, Abdurrahmân es-Süheylî,
İbn’ül-Qayyim el-Cevzî ve İbn Hacer el-Asqalânî
bunlardan sadece birkaçı.
Dolayısıyla onlar bile İsmâîl b. Ümeyye’nin söz konusu
rivâyetini kabul etmiyor.
d. Böylesi bir ızdırâba (düzensizliğe) sahip bir
rivâyeti, “müt’a nikâhı” gibi önemli bir konuda delil
olarak kullanmak büyük oranda cür’et ister. Çünkü böyle
bir rivâyetle haramı helal, yada helali haram kılmak çok
zordur. Üstelik vebali de çok ağırdır!
e. Ehl-i Sünnet alimlerinin de itiraf ve
kabulüyle, bu hâdise Mekke’nin fethinde olmuş. Mekke’nin
fethinde müt’ayı yasaklayan ve bunu “kıyamete kadar”
diyerek pekiştiren bir peygamber, nasıl oluyor da iki ay
kadar kısa bir süre sonra, Evtâs günü buna tekrar izin
verebiliyor!? Bu ne biçim iş! Sırf mezhebi kurtarmak
uğruna, Allah’ın peygamberini böyle bir “dengesizliğe”
ve “çelişkiye” itmek, bunun sonuçlarına göz yummak hangi
akıl sahibi müslümana yakışır!?
f. Allah'ın Rasûlü (s) gerçekten müt’ayı kıyamete
kadar yasaklamış olsaydı; yani Sebra hadisi sahih bir
hadis olsaydı; Buhârî böyle “ilaç gibi”bir hadisi
kaçırır mıydı? Kitabında bu hadise de yer vermez miydi?
İbn Şihâb ez-Zührî, Mâlikî mezhebinin imamı Mâlik b.
Enes’in en önde gelen üstadlarından olduğu halde; o bile
-en azından- üstadı kanalıyla gelen Sebra hadisine
“Muvatta’” adlı eserinde yer vermiyor! Sebra hadisi
“Mut’a nikâhı ebedî olarak haramdır” diyenler için son
derece hayati değer taşıyor; dolayısıyla bizim buradaki
sorularımıza “Canım! Buhârî ve hatta Mâlik sahih olan
her hadisi kitabına alamaz ya! Buna imkan var mı ki!?”
şeklinde bir cevap verilemez. Bu cevaba sığınan ve bunun
üzerine yatanlar, konunun önem ve ehemmiyetini ya
kavramamışlardır; ya da onlar bununla kendilerini
avutuyorlardır.
Bütün bunlar “Sebra Hadisi”nin de asılsız ve gerçek dışı
olduğunu göstermesi bakımından sanırım yeterli. Şu halde
böyle bir hadise yaslanmak, bununla bir helâli haram
kılmak bir tarafa; “mekruh” kılmak bile mümkün değildir.
Velhâsıl, biz Ehl-i Beyt (İmâmiyye) mektebi
olarak şunları söylüyoruz: Yukarıda Ehl-i Sünnet
kardeşlerimizin en muteber kaynaklarında yer alan en
sahih ve sahâbe arasında fazlasıyla yaygın hadisler
bizlere şu hakikatleri gösteriyor: Müt’a nikâhına Allah
Teâlâ izin vermiş, O’nun sevgili Rasûlü (s) hayatta
olduğu sürece uygulanmış. Bu uygulamaya I. Halife
Ebûbekr zamanında da devam edilmiş! Allah’ın kitabında,
Rasûlü’nün sünnetinde olmasına rağmen bunu yasaklayıp
haram kılan; buna rağmen vazgeçmeyenleri
cezalandıracağını söyleyen; hiç kuşkusuz, II. Halîfe
Ömer olmuştur!
Eğer müt’a nikâhını yasaklayan gerçekten Allah'ın Rasûlü
(s) ise, Ehl-i Sünnet âlimlerinden bir çoğu neden “Müt’a
nikâhını haram kılan / yasaklayan ilk kişi Ömer b.
Hattâb’tır.” diyor? Ebû Hilâl el-Askerî, Celâl
es-Süyûtî, el-Qalqaşendî ve el-Qırmânî; Ömer b.
Hattâb’ın müt’ayı haram kılıp yasaklayan ilk kişi
olduğunu söylüyorlar.
Yeri gelmişken, Ömer b. Hattâb’ın “İki müt’a var
ki...” sözüne ilişkin, el-Cessâs ile Fahruddîn
er-Râzî’nin ortak açıklama / savunmasına değinmek
istiyorum:
“Ömer’in bu sözü, Allah'ın Rasûlü’nün (s) konuyla
ilgili “haram kılıcı / neshedici” bir sünneti olmadan,
sahabe huzurunda söylemesi; sahabenin de bu duruma
sessiz kalması düşünülemez! Aksi halde bu durum; hem o
sözü söyleyeni, hem de dinleyip de itiraz etmeyenleri
küfre sokar; İslâm’dan uzaklaştırır.”
Yukarıda, şimdiye kadar gözler önüne serdiğimiz onca
sahih ve muteber delillere rağmen, böylesine zavallı ve
üzücü lafları, el-Cessâs gibi, er-Râzî gibi aklı başında
olduğunu sandığımız alimlere yakıştıramıyoruz! Çünkü bu
sözleri “gözleri mezheb taassubuyla perdelenmiş,
basîreti körelmiş” kimselerin dışında kimseler
söyleyemez!
Ömer b. Hattâb’ın madem bildiği bir hadis vardı; neden
onu okumadı!? Okumadığı bir tarafa; neden “Allah’ın
kitabında ve Rasûlü’nün sünnetinde olmasına rağmen ...”
diyor. Madem bu nikâhı Allah'ın Rasûlü (s)
yasaklayıp haram kılmış; öyleyse Ömer neden “...
rağmen ben onları yasaklıyor / haram kılıyorum! ...”
diyerek yasak koyanın ve haram kılanın kendisi olduğunu
ifade ediyor. Yoksa Ömer b. Hattâb ne dediğini bilmiyor
mu?
Diğer yandan; siz Ömer b. Hattâb’ın “eli sopalı” bir
halîfe olduğunu unutuyorsunuz galiba! Onun karşısında
kim öyle ulu orta çıkıp itiraz edebiliyormuş!?
Kaldı ki Ömer’e itiraz edenin olmadığını da nereden
biliyorsunuz? II. Bölüm’de, müt’a nikâhına cevaz veren
sahâbîleri gördünüz. Bunlar sahabenin en önde gelenleri.
Bunların çıkardığı seslerin muteber olabilmesi için,
mutlaka Ömer’in karşısına dikilmesi mi gerekiyor!?
Bu zavallı yorumlarla Ömer b. Hattâb’ı korumaya
çalışanlar, birazcık olsun, Allah'ın Rasûlü’nü (s) neden
hiç düşünmezler!? Allah’ın sevgili peygamberini
çelişkiye ve dün dediğini bugün yalanlamaya mahkum
edenler, o yüce peygamberi bir sahâbîye feda ederken
“bunun insanı nereye götüreceğini” neden akıllarına
getirmezler!? Yoksa Allah’ın peygamberi bir sahâbîden
daha mı önemsiz!? Bu türden maskaralıklara düşmenin
sebebi ne?
III. SAHÂBE VE TÂBİÎNİN
GÖRÜŞLERİ :
Kaynaklarda, ashâb ve tâbiînden bazılarının “müt’a
nikâhı”na karşı çıktıkları, buna asla izin vermedikleri
ifade ediliyor. Şimdi tespit edebildiğimiz kadarıyla, bu
görüşte olan sahâbî ve tâbiînin isimleri şunlar:
a. Sahâbîler :
1. Ömer b. Hattâb : Ömer’in müt’a nikâhına karşı
çıkıp “haram” dediğine yer gök şâhit. Üstelik “haram”
diyenlerin öncülüğü de ona ait! Ebû Hilâl el-Askerî,
Celâl es-Süyûtî, el-Qalqaşendî ve el-Qırmânî; Ömer b.
Hattâb’ın müt’a nikâhını haram kılıp yasaklayan ilk kişi
olduğunu söylüyorlar.
2. Abdullâh b. Ömer : Bir kimse Abdullâh’a
gelerek, “müt’a” nikâhının hükmünü sorduğunda hemen
sinirleniyor; “Vallâhi, bizler Allah'ın Rasûlü (s)
zamanında zinâ da etmedik, sifâh ta!”,
bazı rivâyetlerdeise
“Haramdır!” diyerek müt’a nikâhına bakış açısını ortaya
koyuyor. el-Cessâs’ın rivâyetinde ise “Sifâhtır!”
cevabını vermiş!
Bu rivâyetlerden Abdullâh b. Ömer’in de bu nikâha
“olumsuz” yaklaştığı açıkça anlaşılıyor. Zaten
Abdullâh’a bundan başkası da yakışmaz; çünkü o babasının
oğlu!
Ancak, Abdullâh b. Ömer’in “haramdır” fetvasıyla ilgili
bu rivâyetlerden birisi, daha önceki “Müt’anın Hayber
günü yasaklandığına” dair rivâyetinin
içinde geçiyor. Orada söz konusu rivâyetin sakat
olduğunu; “Hayber” ile ilgili kısmın, İbn Şihâb ez-Zührî
tarafından bilinçlice sokulduğunu görmüştük!
3. Abdullâh b. Zübeyr : Müt’anın cevazını ifade
eden Sünnetten deliller başlığı altında geçen Abdullâh
b. Abbâs ve Esmâ bt. Ebîbekr hadislerinden, onun da
müt’a nikâhına şiddetle karşı çıkanlardan olduğunu
anlıyoruz. Hatta İbn Ebî Şeybe’nin sahih isnadla
rivayetine göre; müt’a nikâhının zinadan farksız
olduğuna inanıyor!
4. Hz. Ebûbekr : Bu konuda, Abdullâh b. Abbâs ile
Urve’nin tartışmasını konu alan rivâyetten başka bir
rivâyet yok!
Bizce bu rivâyete “Ebûbekr”in de sokulması Urve b.
Zübeyr’in işi! Çünkü Urve, her ne kadar Ehl-i
Sünnet kardeşlerimizin son derece güvendikleri bir râvî
ise de, bizce o sâbıkalı, hadisi kabul edilemez
birisidir.
Dolayısıyla Ebûbekr’in müt’aya karşı çıktığı doğru
değil! Birazdan da göreceğimiz gibi, alimlerin Ömer b.
Hattâb’ı müt’ayı ilk yasaklayan kişi olarak sunmaları;
hem bunu Allah'ın Rasûlü’nün yasaklamadığını, hem de
Ebûbekr’in bu nikâha karşı çıkmadığını açıkça
gösteriyor.
Hz. Câbir’den gelen sahih hadislerden hareketle, onun
müt’aya cevaz verenlerden olduğunu bile rahatlıkla
söyleyebiliriz. Aksi halde halîfeliği zamanındaki “müt’a
nikâhı” uygulamalarına asla göz yummazdı.
5. Hz. Âişe : Müt’a nikâhına, Mü’minûn sûresinin
ayetlerini okuyarak karşı çıktığına dair rivâyet daha
önce geçmişti.
Orada bunun da aslının olmadığını gördünüz!
Kısacası güvenilir rivâyetler, sahâbeden sadece üç
kişinin; Ömer, oğlu Abdullah ve Abdullâh b. Zübeyr’in
müt’a nikâhına karşı çıktıklarını gösteriyor.
b. Tâbiîler :
1. Saîd b. Müseyyeb : “Allah Ömer’e rahmet etsin;
müt’ayı yasaklamasaydı zina açıktan yapılırdı!”diyerek
o da müt’a nikâhının haramlığına inandığını ifade
ediyor.
2. Urve b. Zübeyr : Esmâ bt. Ebîbekr
hadislerinden onun da kardeşi Abdullâh b. Zübeyr’den
farksız olduğunu anlıyoruz. Rivâyetlere göre Urve müt’a
nikâhını “zinâ” ile eş değerde görürmüş!!!
3. Hasen el-Basrî : Diyor ki: “Müt’a sadece kazâ
umresi |