KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Makaleler                                                                                                                                        Makaleler

Bugün :  

  Sık Kullanılanlara Ekle                                                                                                                                                                                                                                                                    Başlangıç Sayfası Yapın
 

III.BÖLÜM

“HARAMDIR” DİYENLERİN

DELİLLERİ

A. “HARAMDIR" DİYENLER

“Müt’a” nikâhına “haram” diyenlerin başında, hiç kuşkusuz Ehl-i Sünnet mektebi var. Mektebin tamamı bu görüşte.*Bunun yanısıra Mu’tezile ile Ehl-i Sünnet’e yakınlığıyla bilinen Zeydiyye mektepleri de aynı görüşü paylaşıyor.

 

B. DELİLLERİ

 

Ehl-i Sünnet başta olmak üzere “Müt’a” nikâhına cevaz vermeyen tüm mekteplerin, elbette bu iddialarını dayandırdıkları bir takım delilleri var. İşte onların delilleri:

 

I. KİTAPTAN  DELİL :

 

Onlar bu konuda sadece Mü’minûn sûresindeki peş peşe gelen birkaç ayete dayanıyorlar. Allah Teâlâ o ayetlerde şöyle buyuruyor:

 

“O mü’minler ırz ve namuslarını korurlar. Sadece zevceleri ve sahip oldukları cariyeler müstesnâ. Onlar bundan (ırz ve namuslarını eşlerine ve cariyelerine açmakla) kınanmış da olmazlar. Kim bunun dışında başka arayışlara girerse, işte böyleleri âdî / haddi aşmış kimselerdir.” [Mü’minûn Sûresi: ayetler,5~7]

 

Ayetlerde (yukarısıyla birlikte düşünülürse) felâha erecek gerçek mü’minler için, ırz ve namuslarını, cinsel arzu ve isteklerini sadece iki sınıfa açabileceği, yalnız onlarla cinsel ilişkiye girebileceği belirtiliyor: a. Zevceleri b. Câriyeleri. Bu iki yolun dışında kalan cinsel ilişkiler haram kılınıyor; yapanlar kınanıyor ve “âdî” oldukları söyleniyor. Ayetler bu konuda yeterince açık.

 

Müt’a nikâhıyla evlilik ve cinsel ilişki bu iki yolun dışında kalıyor. Çünkü müt’a nikâhıyla evlenen bir kadın, kocasına “câriye” olmadığı gibi, bu nikâhta miras, talâk (boşama), nesep ve iddet hükümleri bulunmadığı için, onun “zevcesi” de sayılmaz! Dolayısıyla müt’a nikâhı bu ayetlerle haram kılınmış demektir.[1]

 

Cevap : Ayetlerin cinsel ilişki için iki yoldan başkasını yasakladığı; bu iki yoldan birisinin de “zevce = eş” olduğu zaten açık. Buna diyecek yok! Ancak müt’a nikâhıyla evlenen bir kadının kocasına “zevce olmadığı” ise kup kuru bir iddiadır; bu iddianın kayda değer hiçbir delili yoktur. Bunun temeli “önyargı”ya dayanıyor. Biz “müt’a” nikâhıyla evlenen bir kadının da kocasına “zevce” olduğunu söylüyoruz. Dolayısıyla ayetlerin konumuzla hiçbir ilgi ve alâkası yok. Bu bir.

 

“Müt’a nikâhında normal nikâhın miras, talâq vb. hükümlerinin bulunmadığı” iddiası ise kısmen demagoji, kısmen de yalan! Demagojidir; çünkü bu mantığa göre, müslüman bir erkek Ehl-i Kitâp’tan bir kadınla evlense, miras hukukunun karşılıklı işlemesi lâzım! Oysa Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz de kitâbî olan bir kadınla evliliği onaylıyor ve o kadının “zevce” olacağını kabul ediyor; ama karşılıklı miras alış verişini kabul etmiyor!!! (“Müslüman kâfire, kafir de müslümana mirasçı olamaz.” kuralı gereğince)

 

Talâk (boşama) ise dâimî nikâhın hükümlerindendir, sırf nikâhın değil! Kaldı ki müt’a nikâhında buna zaten gerek yok!

 

İddet ve çocuğun nesebi konusundaki iddialar ise tek kelimeyle “yalan”! Bu tür iddiaların gerçekle ilgisi yoktur. (I. Bölüm’e bakın)

 

İkincisi, müt’anın Medîne döneminde uygulandığı konusunda kesinlik var. Söz konusu ayetler ise Mekkî bir sûreye aittir. Yani ayetler, Mü’minûn sûresinin ayetleridir ve bu sûre Mekke döneminde nâzil olmuştur. Bana söyler misiniz; Mekke’de inen bir ayet, daha sonra Medîne’de uygulanan bir nikâhı nasıl yasaklıyor, yada Mekke’de bu ayetlerle haram kılınmış bir yolu, Allah'ın Rasûlü (s) nasıl açabiliyor!? Bir peygamber bu duruma nasıl düşebiliyor!? “Mezhebi kurtarmak” uğruna Allah ve Rasûlü’ne iftiranın böylesi görülmüş mü!?

 

Üçüncüsü, yukardaki iki açıdan, Hz. Âişe’nin müt’a nikâhının câiz olmadığını söyleyip ardından bu ayetleri okuduğuna dair rivâyet* de suludur! Ya Hz. Âişe’yi Allah ve Rasûlü’ne iftiracı yada “ne dediğini bilmez” konumuna iteceksiniz, yahut ta bu rivâyetin uydurma olduğunu söyleyip duvara çarpacaksınız! Tercih sizin...

 

Bütün bu sebeplerden dolayı, bu ayetlerle “müt’a” nikâhının haramlığına delil getirmek mümkün değil. Mâlikîlerden Qâdî Ebûbekr b. el-Arabî, bu ayetlerle söz konusu nikâhın haramlığına delil getirmeyi reddetmiştir.[2]

 

II. SÜNNETTEN  DELİLLER :

 

“Müt’a nikâhı” için “haram” diyenlerin sünnetten delilleri şunlar:

 

1. İmam Ali @ : Allah'ın Rasûlü (s) Hayber günü müt’a nikâhını ve evcil eşeklerin etini yemeyi yasakladı.[3]

 

2. Seleme b. Ekva’ : “Allah'ın Rasûlü (s) Evtâs günü üç günlüğüne müt’aya izin verdi; sonra yasakladı.[4]

 

3. Abdullâh b. Ömer : “Allah'ın Rasûlü (s) Hayber günü müt’a nikâhını (bazı rivâyetlerde : ve evcil eşeklerin etini yemeyi) yasakladı. [5]

 

4. Enes b. Mâlik : “Allah'ın Peygamberi (s) müt’ayı yasakladı. [6]

 

5. Câbir b. Abdillâh : “Allah'ın Rasûlü (s) ile Tâif gazasına çıkmıştık. Orada bir takım kadınlarla müt’a yaptık. Peygamber (s) bir ara kadınları yanımızda görünce, sordu; biz de “müt’a yaptığımız kadınlar” cevabını verdik. Bunun üzerine gazaba geldi; yüzü kızardı ve ardından müt’ayı yasakladı. Biz de buna bir daha dönmedik. [7]

 

Allah'ın Rasûlü (s) kendileriyle müt’a yaptığım kadınları görünce “Bunlar kıyâmete kadar haramdır!” buyurdu. [8]

 

6. Ebû Zerr el-Ğıfârî : “Her iki müt’a da; yani kadın müt’asıyla hac müt’asının her ikisi de yalnız bize mahsus idi. [9]

 

Kadınlarla müt’a yapmak, Rasûlullâh’ın ashâbı için sadece üç günlüğüne helal kılındı. Daha sonra Allah'ın Rasûlü (s) onu yasakladı. [10]

 

7. Ömer b. Hattâb : “Allah'ın Rasûlü (s) bize müt’a için üç günlüğüne izin verdi; ama ardından yasakladı. Allah’a yemin olsun ki; muhsan (evli) olup ta müt’a yapan birisini duyarsam, onu taşlarla recmederim! [11]

 

8. Hâris b. Ğaziyye el-Ensârî : “Allah'ın Rasûlü (s) Mekke fethinde üç defa “Kadınlarla müt’a yapmak haramdır!” buyurdu. [12]

 

9. Ebû Hürayra : “Allah'ın Rasûlü (s) Tebuk gazası esnasında müt’a nikâhını yasakladı. [13] (meâlen)

 

10. Zeyd b. Hâlid el-Cühenî : “Ben ve arkadaşım, bir kadınla kısa bir süre için müt’a yapma konusunda tartışıyorduk; sonunda anlaştık. Derken birisi gelerek, bize Allah’ın Rasûlü’nün (s) müt’a nikâhını ... haram kıldığını haber verdi. [14]

 

11. Sehl b. Sa’d es-Sê’ıd’i : “Allah’ın Rasûlü (s) müt’aya, insanların ona çok ihtiyacı olduğundan izin vermişti. Daha sonra yasakladı. [15]

 

12. Ka’b b. Mâlik el-Ensârî : “Allah’ın Rasûlü (s) kadınlarla müt’a yapmayı yasakladı. [16]

 

13. Sa’lebe b. Hakem el-Leysî : “Peygamber (s) Hayber’in fethinde müt’ayı yasakladı. [17]

 

14. Sebra b. Ma’bed el-Cühenî : “Allah'ın Rasûlü (s) Mekke’nin fethinde, müt’a yapmaya bir süre için izin verdi. Sonra da:

 

“Ey insanlar! Ben size müt’a yapmanız için izin vermiştim; artık Allah bunu kıyâmet gününe kadar haram kıldı...” buyurdu. [18]

 

Cevap : 1. Defalarca ifade ettik ki; müt’a nikâhının Medîne döneminde uygulandığında hiç kimsenin en ufak kuşkusu yok! Üstelik Ehl-i Sünnet kardeşlerimize göre; bu uygulama birkaç kez olmuş: İzin verilmiş, yasaklanmış; ardından tekrar izin verilmiş, yine yasaklanmış!!! Şu halde sırf “yasaklama” ifade eden hadislerle delil getirmek ve bunlara dayanarak “müt’a nikâhı haramdır.” demek onlar için de mümkün değil. Zaten konuya birazcık hâkim olanlar, müt’a nikâhının şu an haram olduğu konusunda, gelmiş geçmiş ulemanın sünnetten yegâne dayanağının “Sebra” hadisi olduğunu bilirler.

 

2. Bu rivâyetlerin tamamı, hem müt’a nikâhıyla ilgili olduğunu ispat ettiğimiz Nisâ sûresinin 24. ayetine, hem de müt’a nikâhının Allah'ın Rasûlü (s) zamanında uygulandığını; yasaklayanın ise II. Halîfe Ömer olduğunu ifade eden en sahih hadislere aykırı.

 

3. İmam Ali’ye @ izâfe edilen bu rivâyetin asılsız ve bunun sorumlusunun da İbn Şihâb ez-Zührî olduğunu daha önce ispat ettik.*

 

4. Seleme hadisi de daha önce geçen** ve Buhârî ile Müslim’in Hz. Câbir ile Seleme’den ortaklaşa rivâyet ettikleri, bundan daha sahih hadise aykırı. Bu bir.

İkincisi, bu rivâyetin râvîleri siqa sayılıyor. Ancak içlerinde bu tersliğin kaynaklandığı bir râvî var: O da Abdülvâhid b. Ziyâd el-Basrî. Abdülvâhid de siqa ve Buhârî ile Müslim’in ortak râvîlerinden birisi; ama buna rağmen pek çok münker (gerçek dışı) hadislerinin olduğu, Buhârî ile Müslim’in bu münker hadislerini rivâyet etmekten çekindikleri ve hatta rivâyet ettiği hadislerin isnadlarında “tedlîs”* yaptığı ... Ehl-i Sünnet alimlerinin itirafıyla sabit.[19] Sözün kısası, bu rivâyet de Abdülvâhid’in münker ve şâzz** rivâyetlerinden birisi. Münker ve şâzz rivâyetlerle amel edilemeyeceğini ise bilmeyen yok!

 

Üçüncüsü, Evtâs muharabesi Mekke’nin fethinden iki ay kadar sonra olmuştur. İlerde, Sebra hadisinin tahlilini yaparken de göreceğimiz gibi; Ehl-i Sünnet hadis alimleri, müt’a nikâhının ebediyyen haram kılınışının Mekke’nin fethinde vukû bulduğunu söylüyorlar. Şu halde Seleme’ye izâfe edilen bu rivâyet, Ehl-i Sünnet alimlerinin kabullerine de aykırı. Çünkü, Mekke’nin fethinde müt’ayı ebedî olarak haram kılan bir peygamber, iki ay gibi kısa bir süre sonra buna izin verebilir mi!? Bu “densizlik” bir peygambere nasıl reva görülür!?

 

Kısacası Seleme’ye izâfe edilen bu rivâyet asılsız.

5. Abdullâh b. Ömer’e izafe edilen rivâyette, müt’a nikâhının “Hayber” fethinde yasaklandığı ifade ediliyor. Oysa o gün böyle bir konunun hiçbir şekilde gündeme gelmediğini daha önce (İmam Ali’ye izâfe edilen Hayber hadisinin tahlili sırasında)*ispat etmiş; bu iddiaların tamamen yanlış olduğunu, bunun ise İbn Şihâb ez-Zührî’den kaynaklandığını söylemiştik. Çok ilginçtir; bu rivâyetin senedinde de İbn Şihâb ez-Zührî’nin adı geçiyor! Onun bulunmadığı senedlerle gelen en sahih rivâyetlerde; Abdullâh o gün sadece evcil eşeklerin yasaklandığını söylüyor![20] Abdullâh b. Ömer’den gelen meşhur rivâyet bu.

 

Bu meşhur rivâyet, Abdullâh’dan azadlısı Nâfi’ ile oğlu Sâlim; Nâfi’ ile Sâlim’in her ikisinden Ubeydullah b. Ömer, sadece Nâfi’den ise Mâlikî mezhebinin imamı Mâlik b. Enes ile İbn Cüreyc kanallarıyla geliyor. Dikkat edilirse; Nâfi’den üç kişi rivâyet ediyor bu meşhur hadisi. Bu üç kişinin rivâyetinde sadece “evcil eşeklerin etinin” yasaklandığı ifade ediliyor.

 

ez-Zührî, “müt’a”yı da kattığı bu rivâyeti Sâlim’den aldığını söylüyor ve diğer hadis hafızlarına bilinçlice ters düşüyor. Bu bakımdan rivâyet asılsız ve gerçek dışıdır. Dolayısıyla huccet olamaz!

 

Söz konusu rivâyetin bir başka isnadında da Ebû Hanîfe bulunuyor ve o da bu rivâyeti Nâfi’den naklediyor. Ebû Hanîfe’nin hadis alanında zabt ve hâfıza bakımından zayıf olduğu ise malum.[21]Zaten o yüzden burada hata yapmış; Ubeydullah, Mâlik ve İbn Cüreyc’in Nâfi’den yaptığı yukarıdaki meşhur rivâyete ters düşmüş!!

 

Böylece İbn Ömer’e izafe edilen bu rivâyetin de münker ve şâzz olduğu anlaşılıyor.

 

Abdullah b. Ömer’den rivayet edilen bu hadisi benzer lafızlarla Taberânî de rivayet ediyor. Ancak onun da senedinde Mansûr b. Dînâr et-Temîmî adlı çok zayıf bir râvî var.[22]

 

6. Enes hadisini de Ebû Hanîfe İbn Şihâb ez-Zührî kanalıyla rivâyet ediyor! Ne ilginç değil mi? ez-Zührî bu konuda hangi rivâyetin senedine takılsa, yapacağını yapıyor! Ebû Hanîfe’nin hadisteki durumunu ise az önce gördünüz.

 

Kaldı ki bu rivâyet sadece “yasaklama” belirtiyor ve bunun Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz için de bir değerinin olmadığını daha önce ifade ettik.

 

7. Câbir el-Ensârî’den gelen bu iki rivâyetin, yine kendisinden gelen; daha önce, II. Bölüm’de naklettiğimiz en güçlü ve en sahih hadislere ters düştüğü meydanda. Bu bakımdan kabulü imkânsız!

 

a. Tâif hadisinin özellikle son kısımlarına dikkatlice bakın. Bakınca; bunun daha önceki Câbir hadislerinin üçüncüsünden (c) “uyarlama” olduğunu göreceksiniz. Bu rivâyette yasaklayanın “Allah'ın Rasûlü (s)”, orada geçen en sahih rivâyetlerde ise “Ömer” olduğunu söylüyor; tersliğin farkında mısınız!? Bu bir.

 

İkinci husus, Tâif muhasarası Mekke’nin fethinden epeyce sonra vuku bulmuştur. Bu haliyle rivâyeti, “Ebedî haramlık Mekke’nin fethinde vuku bulmuştur” diyen Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kabulü de imkânsız görünüyor.

 

Üçüncüsü, rivâyet [Câbir – Abdullâh b. Muhammed b. Aqîl – Abbâd b. Kesîr el-Basrî ...] kanalıyla geliyor. Abdullâh doğru sözlü, siqa bir râvî; ancak hâfızası zayıf.[23] Abbâd ise Ehl-i Sünnet mektebinin önde gelen hadis hâfızlarının ittifakıyla “zayıf”, “metrûk = hadislerine rağbet edilmemiş”, “rivâyetlerine güvenilmez” bir râvî. Ahmed b. Hanbel onun için “uydurma hadisler rivâyet eder!” diyor.[24] Yani rivâyetin senedi tek kelimeyle “sakat”!

 

Şu halde bu rivâyet de asılsız ve uydurma! Uydurup ortaya koyan da Abbâd’dan başkası değil! Zaten İbn Hacer el-Asqalânî de bu rivâyetin “zayıf” olduğunu söylüyor.[25]

 

b. İkinci rivâyet de Hz. Câbir’den gelen en güçlü ve en sahih hadislere ters düştüğü için münker ve şâzz! Hem müt’a madem ki kıyâmete kadar haram kılınmış ve bunu da Hz. Câbir duymuş; o halde II. Halîfe zamanına kadar müt’a yaptıklarını neden söylüyor? Bu bir küstahlık değil mi? Eğer Hz. Câbir’i iyi tanıyorsanız; bu küstahlığı ona yakıştırabiliyor musunuz!? Bu bir.

 

İkincisi, rivâyet [Câbir – Muhammed b. Münkedir – İsmâîl b. Ümeyye – Ubeydullâh b. Ali – Sadaqa – Amr b. Ebî Seleme ...] kanalıyla geliyor. Amr Şamlı ve İbn Ma’în başta olmak üzere hemen herkesin “hâfıza bakımından” “zayıf” saydığı bir râvî.[26] Sadaqa, Abdullâh es-Semîn’in oğlu ve o da Şamlı! Bu adamın da “zayıf” ve rivâyetlerinin “güvenilmez” olduğu, en önde gelen hadis hafızlarının itirafıyla sabit.[27] Ubeydullâh’ın kimliğini tespit edemedim. Muhtemelen o da Şamlı!

 

Görüldüğü gibi rivâyet, bu haliyle sened bakımından perişan ve asılsız! Ancak bize göre bunun sorumluları yukardaki râvîler değil, İsmâîl b. Ümeyye’dir. İsmâîl, her ne kadar Ehl-i Sünnet hadisçilerinin güvenini kazanmış “siqa!” bir râvî ise de; bizce onun Emevî devlet erkanına aşırı yakınlığıyla tanınması ona sâbıka olarak yeter de artar bile! Kendisi Emevîlerin çok zâlim bürokratlarından Amr el-Eşdaq’ın torunu! Emevîlere yakınlığı da buradan geliyor. Amr el-Eşdaq, İmam Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e alenen hakaret eden; bu yüzden de lânetlik Yezîd tarafından Medîne valiliğine getirilen, Emevîlerin çok sevip saydığı, hürmette kusur etmediği bir “zâlim”.[28]

 

Kısacası bu uydurma rivâyetin vebali, böyle bir aileye mensup olan İsmâîl’e aittir. İsmâîl kafasındaki düşünceyi doğrulatmak için böyle bir rivâyeti icat etmiş olabilir.*

 

8. Ebû Zerr hadisi [Ebû Zerr – Zeyd b. Şerîk et-Teymî – oğlu İbrâhîm et-Teymî – Zübeyd b. Hâris ...] kanalıyla geliyor. Oysa İbrâhîm et-Teymî’den aynı hadisi; a. Süleyman b. Mihrân el-A’meş[29] b. Ayyâş b. Amr el-Âmirî[30] c. Beyân b. Bişr[31] d. Abdülvâris b. Ebî Hanîfe[32]  ile e. Süleymân b. Tarhân et-Teymî[33]de rivâyet ediyor. Ama bu beş râvînin beşi de söz konusu hadisi Hac müt’asının sadece ashâba ait olduğu” şekliyle rivâyet ediyor. Zübeyd’in rivâyeti bu beş siqa râvînin rivâyetine aykırı olduğu için “şâzz”dır ve kesinlikle huccet değildir.

 

Buradaki “şâzz olma” durumu ise Zübeyd’den değil, bu hadisi Zübeyd’den nakleden Fudayl b. Merzûq’tan kaynaklanıyor. Zira Zübeyd diğerleri gibi gayet siqa bir râvî. Üstelik Buhârî ile Müslim’in ortak râvîlerinden. Fudayl ise adâlet ve sadâkatine güvenilen; ancak hâfıza bakımından “çok kusurlu” olduğu söylenen bir râvî.[34]

 

Dolayısıyla Ebû Zerr el-Ğıfârî hadisinin doğru şekli şudur: Hacda müt’a sadece biz sahabeye mahsustu. Bundan da maksat “hac aylarında umre yapmak” anlamına gelen “müt’a” değil; “başlanılmış bir haccı yarıda kesip / bozup umreye çevirmek” anlamındaki “müt’a”dır. Aksi halde bu hadisi doğru şekliyle bile kabul etmek mümkün değildir.[35]

 

Ebû Zerr’e isnâd edilen ikinci rivâyet ise [ Ebû Zerr – Abdurrahmân b. Esved en-Neha’î – Mâlik b. Miğvel – Huneys b. Bekr - ...] kanalıyla geliyor. Huneys zayıf bir râvî.[36] Mâlik’in İmam Ali hakkında ileri geri konuştuğu; dolayısıyla Ehl-i Beyt’e @ olumsuz yaklaştığı rivâyet ediliyor.[37] Ayrıca senedde, Abdurrahmân ile Ebû Zerr el-Ğıfârî arasında isnâd kopukluğu var. Dolayısıyla bu rivâyetin kabûlü de mümkün değil!

 

9. Ömer’e izafe edilen bu rivâyet, “müt’a” nikâhını yasaklayanın Allah'ın Rasûlü (s) olduğunu ifade ediyor. Oysa bundan daha sahih ve daha sağlam olan şu hadisler yasaklayanın bizzat Ömer’in kendisi olduğunu açıkça ortaya koyuyor:

 

a. Hz. Câbir hadisi [38]

b. Hz. Câbir hadisi [39]

c. Hz. Câbir hadisleri [40]

d. Imrân b. Husayn hadisi [41]

e. Saîd b. Müseyyeb hadisi[42]

f. Ebû Qılâbe el-Cermî hadisi.[43]

 

g. Urve de İbn Abbâs’a karşı müt’a nikâhının haram olduğunu savunurken, Allah'ın sevgili Rasûlü’ne (s) değil; Ebûbekr ile Ömer’in icraatlarına dayanıyor![44]

 

h. Aynı Urve diyor ki: Havle bt. Hakîm Ömer’in yanına girerek “Rabîa b. Ümeyye bir kadınla müt’a yapmış; kadın da bundan hâmile!” dedi. Ömer hemen elbisesini sürüyerek dışarı çıktı ve şunları söyledi: Şu müt’a yok mu; (yasaklamada) erken davranmış olsaydım, onları recmederdim! [45]

 

Her biri seçme olan ve sıhhatli olduğunda kimsenin kuşku duymadığı bu hadisler, müt’a nikâhını Allah'ın Rasûlü (s) değil; bizzat Ömer’in yasakladığını açıkça ifade ediyor. Bütün bunları görmezden gelerek “Müt’a nikâhını Allah'ın Rasûlü (s) yasakladı” demek apaçık bir inatçılık olmaz mı? Böyle bir tavır hangi insana yakışır!?

 

Burada Râğıb el-İsfahânî’nin “el-Muhâdarât” adlı eserinde geçen çok ilginç bir olayı aktarmadan geçemeyeceğim. Rivâyete göre Yahyâ b. Eksem, Basralı bir alime “müt’aya cevaz verirken kime tâbi olduğunu” sormuş. O da “Ömer’e” demiş! Yahyâ “Nasıl olur; Ömer bu konuda insanların en katısıdır! Halkın huzuruna çıkarak “İki müt’a var ki; ...” demiştir.” deyince, Basralı alim cevabı yapıştırmış: İyi ya! Onun şahitliğini kabul, haram kılışını ise reddettik! [46]

 

Bütün bunlar İbn Mâce hadisinin kesinlikle hatalı olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca Ebân b. Ebî Hâzim (Abdillâh) var bu rivâyetin senedinde. Bu râvînin adâletine güveniliyor; ama hâfızasının zayıf olduğu, bu yüzden de münker pekçok hadisinin bulunduğu... Ehl-i Sünnet hadis alimlerinin itirafları arasında.[47] Demek ki, müt’a nikâhını yasaklamayı Ömer’e değil de Allah'ın Rasûlü’ne (s) izâfe etme hatası Ebân’ın zayıf hâfızasından kaynaklanıyor.

 

Şu halde İbn Mâce hadisi “sanıldığı gibi” isnadı sahih bir rivâyet değil; münker ve asılsız bir rivâyettir.

 

10. Hâris hadisi de meşhur hadis kaynaklarında yer almayan, müt’a ayetine ve “müt’a nikâhına” cevaz veren onlarca sahih ve meşhur hadislere aykırı bir rivâyet. O yüzden de kitaplarda bu rivâyetin üzerinde hiç durulmaz!

 

Kaldı ki senedinde İshâq b. Abdillâh b. Ebî Ferve var. Ehl-i Sünnet hadisçilerinin ittifakla zayıf ve metrûk saydıkları bir râvî.[48] Dolayısıyla Hâris adlı sahâbînin üzerinden bu rivâyeti becerleyenin kim olduğu daha bir anlaşılmış oluyor.

 

11. Ebû Hürayra rivâyeti de Allah’ın kitabına, Rasûlü’nün sünnetine ve sahabenin tatbikatına tamamen aykırı. Bir defa bu rivâyetin başında Ebû Hürayra’nın bulunması, onun reddedilmesi ve kaldırılıp atılması için fazlasıyla yeterli!* Ayrıca senedinde Müemmel b. İsmâîl  ile Ikrime b. Ammâr adlı iki râvî var.

 

Müemmel’in büyük bir hâfıza ve zabt sorununun bulunduğunu; dolayısıyla hadiste çok hatalar yaptığını hemen herkes kabul ediyor.[49] Ikrime’nin  de Müemmel’den pek farkı yok.[50]Dolayısıyla bu rivâyet, Ebû Hürayra’ya dokunmasak bile isnad bakımından sakat.

 

Bu rivâyeti, hem Ikrime’nin hem de Müemmel’in durumundan söz ederken, ez-Zehebî de kitabına almış. Ama insafa gelerek “münker” olduğunu söylemiş.[51] İbn Hacer de “Her iki râvî hakkında da eleştiriler var!” diyerek aynı şeyi ifade etmeye çalışmış![52]

 

Bu ikisi, Kitaba, sünnete, sahabe ve tâbiînin tatbikatlarına aykırı bir rivâyeti aktarmakla “hata” ettiklerini kanıtlamış oluyorlar. Böyle bir rivâyeti “hasen” saymak tarafgirlik değildir de nedir?

 

12. Zeyd b. Hâlid rivâyeti hem sadece yasaklamadan bahsediyor, hem de senedinde Mûsâ er-Rabezî adlı bir râvî var. Mûsâ ittifakla zayıf ve rivâyetlerine güvenilmez bir râvî.[53]

13. Sehl hadisi de tıpkı Zeyd b. Hâlid hadisi gibi. Bunun senedinde ise Yahyâ b. Osmân b. Sâlih el-Mısrî ile İbn Lehî’a var. Her ikisi de hadis alimleri tarafından çokça eleştirilen, hâfıza bakımından çok zayıf râvîler.[54]

 

14. Ka’b’dan rivâyet edilen hadisin durumu da yukarıdakilerden farksız. Senedinde Yahyâ b. Ebî Üneyse el-Cezerî adlı ittifakla zayıf, metrûk bir râvî var.[55]

 

15. Sa’lebe hadisinde, müt’a nikâhının Hayber’in fethinde yasaklandığı açıkça ifade ediliyor. Bu ise kesinlikle doğru değil; târihî hakîkatlere tamamen aykırı.* Bu yüzden kabul edilmesi imkânsız.

 

Diğer yandan senedinde Şerîk b. Abdillâh en-Neha’î adlı birisi var. Sadûq; ancak hâfıza bakımından çokça eleştirilen bir râvî.[56] Demek ki burada hata yapmış!

Sebra Hadisinin Tahlîli :

 

Sebra hadisi, Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin biricik dayanağı, darda kaldıklarında sığınıp medet umdukları yegâne delildir. Bu rivâyet adeta ilaç gibidir onlar için! O yüzden konuyla ilgili belli başlı kaynaklarda, müt’a nikâhından söz edilirken, “ebedî haramlığına sünnetten delil” deyince hep bu rivâyetin öne sürüldüğü görülür. Bu rivâyetin onların imdatlarına yetişip yetişemeyeceğini anlamak için, kendisini iki açıdan eleştireceğiz:

 

* Metin (içerik) tenkidi :

 

a. Sebra hadisi; müt’a nikâhına açıkça cevaz veren ayete, Peygamberimizin (s) meşhur hadislerine, sahabe ve tâbiînin yaygın olarak bilinen tatbikatına aykırı. Ayeti, meşhur hadisleri ve sahabe ve tâbiînin tatbikatını sadece Sebra hadisine feda etmek hangi akıl ve mantığa, hangi vicdana sığar!

 

b. Bu hadis sadece bir sahâbîden gelen bir hadistir ve “müt’a”yı Allah'ın Rasûlü’nün (s) yasakladığını ifade ediyor. Oysa bu nikâhın Allah'ın Rasûlü (s) hayattayken uygulandığına ve en son II. Halîfe Ömer b. Hattâb’ın yasakladığına dair hadisler daha yaygın ve daha sahihtir. Dolayısıyla bu hadis, pekçok sahâbînin rivâyet ettiği o hadislere de aykırı!

 

c. Bu hadisi Allah'ın Rasûlü’nden (s) Sebra dışında rivâyet eden olmadığı gibi, Sebra’dan da oğlu Rabî’ dışında duyan eden yok! Böyle haberlere (hadislere) usûl ilminde “haber-i vâhid” denir. Haber-i vâhid olan bir hadis ise hiçbir zaman kesin hüküm ortaya koyamazlar. Bu usûl kuralını, bu alana birazcık gönül verip ter dökmüş olan kimselerden bilmeyen yoktur. Bu haber-i vâhid olan hadis, üstelik ayete, meşhur hadislere aykırı ise; siz düşünün!

 

d. İnsanların namusuyla alâkalı böylesine önemli bir hadisi, herkesin mutlaka duymuş olması ve bilmesi gerekirken, bundan sadece Sebra’nın haberdar olması sizce tuhaf ve garip değil mi!? Böyle bir durumun “bir hadisin asılsız ve uydurma olduğunu tanıma yollarından birisi” olduğunu[57] hatırlatmaya gerek var mı!?

 

e. Duruma bakılırsa, bu hadis kalabalığa hitaben söylenmiş. Sadece Müslim’in rivâyetlerine bir göz atılırsa bu durum açıkça görülür. Böyle bir durumda ve böylesi önemli ve hassas bir konuda söylenen bir hadisin, sadece bir kişi tarafından rivâyet edilmesi, Ehl-i Sünnet hadis ve fıkıh alimlerinin ittifakıyla “uydurma hadislerin” en temel alâmetlerinden sayılır.[58]

 

Bu ve benzeri nedenlerle, bu hadisin Allah’ın Rasûlü (s) tarafından dile getirildiğini iddia etmek imkânsızdır.

* Sened tenkidi :

 

a. Hadisin Sebra’dan sadece oğlu Rabî’ kanalıyla geldiğini az yukarıda söylemiştik. Müt’a nikâhının “ebedî olarak / kıyamete kadar” haram kılındığını ifade eden bu rivâyet, çok ilginçtir, Rabî’dan sadece Abdülazîz b. Ömer kanalıyla geliyor! Oysa aynı hadisi Rabî’dan şu yedi kişi de naklediyor:

 

1. Leys b. Sa’d [59]

2. Umâra b. Ğaziyye [60]

3. İbn Şihâb ez-Zührî [61]

4. Ebû İshâq es-Sebî’î [62]

5. Amr b. Hâris el-Mısrî[63]

6. Rabî’in oğlu Abdülmelik [64]

7. Rabî’in oğlu Abdülazîz [65]

 

İşte bu yedi hadis hâfızının Rabî’dan naklettiği hadislerde “kıyamete kadar” kaydı bulunmuyor; sadece “yasaklamadan” bahsediliyor. Dolayısıyla Abdülazîz b. Ömer hadisi bu şekilde rivâyet ederek, Rabî’in kendi çocukları dahil, diğer yedi hadis hafızına ters düşmüş oluyor. Abdülazîz’i siqa[66] sayarsak; rivâyetine “şâzz”, saymazsak “münker” adı verilir. Hadis usûlü kitaplarının hangisine bakarsanız bakın; gerek “şâzz” ve gerekse “münker” hadislerin zayıf ve merdût sayıldıklarını görürsünüz. Yani bunlarla asla amel edilemez.

 

Bu durumda “kıyamete kadar haram olduğuna” dair rivâyet sadece Abdülazîz’in rivâyetidir ve burada hata yaptığı apaçık bellidir. Dolayısıyla bunun ilmî açıdan itibara alınacak hiçbir yanı yoktur. O zaman geriye sadece “yasaklanmış olduğundan” başka bir şey kalmıyor. Bu ise Ehl-i Sünnet alimlerinin de işine yaramaz. Çünkü onların büyük bir çoğunluğu müt’a nikâhının birkaç kez serbest bırakılıp ardından yasaklandığına inanıyor. Dolayısıyla onların işine yarayacak rivâyetin “ebediyyen, kıyamete kadar” haram olduğunu ifade etmesi gerekiyor.

 

b. Üstelik bu şâzz olan Abdülazîz rivâyetinin sened kısmı da çelişkilerle dolu. Buna “ızdırâb” deniyor hadis ilminde. Zira senedin birinde “Abdülazîz b. Ömer” yerine “Ömer b. Abdilazîz” denmiş! [67]

 

c. Yedi hadis hafızının, içinde “kıyamete kadar” kaydı bulunmayan rivâyetleri de metin bakımından bir hayli muzdarib! Yani metinde birbirini tutmayan ifadeler var. Örneğin Umâra, Ebû İshâq, Amr ve Rabî’in iki oğlunun rivâyetlerinde olayın Mekke fethinde vuku bulduğu ifade edilirken, Leys’in rivâyetinde yer ve zaman belirtilmeden, sadece “yasaklama”dan bahsediliyor.

 

ez-Zührî’den ise dört kişi rivâyet etmiş: 1. Süfyân b. Uyeyne[68]2. Sâlih b. Keysân[69]3. İsmâîl b. Ümeyye[70] ve 4. Ma’mer b. Râşid. Ma’mer’den de iki kişi almış: İsmâîl b. İbrâhim b. Uleyye[71] ve Abdürrazzâq b. Hemmâm[72].

 

Süfyân’ın rivâyetinde yer ve zaman belirtilmeden sadece yasaklamadan bahsediliyor.* Sâlih yasaklamanın Mekke’nin  fethinde, İsmâîl b. Ümeyye ise Vedâ haccında vuku bulduğunu ifade ediyor. Ma’mer ise; kendisinden İsmâîl b. Uleyye’nin yaptığı rivâyette Mekke fethinden bahsederken, Abdürrazzâq’ın rivâyetinde ise yer ve zamana hiç değinmiyor. İşte rivâyetlerdeki düzensizlik!

 

Burada İsmâîl b. Ümeyye’nin, diğer üç hâfıza aykırı davranarak, yasaklamayı “Vedâ Haccı”na kaydırması hiç de anlamsız değil! İsmâîl’in nasıl bir adam olduğunu da önce gördük.* O bunu yaparken ileriyi düşünüyor; müt’a nikâhıyla alâkalı uygulamaların en sonunda kaldırıldığını sözde ispat edebilmek, Allah'ın Rasûlü’nün (s) hayatını “yasaklamayla” kapatabilmek için bu yola baş vuruyor!

 

Eee, bu kadarı da olacak; çünkü İsmâîl’den bunlar beklenmez değil! Ancak İsmaîl bütün bu entrikaları çevirirken; “iş yapıyor” olmanın verdiği sarhoşlukla, İbn Şihâb ez-Zührî’nin yanısıra diğer altı hadis hafızının rivâyetlerine, ayrıca ez-Zührî’den rivâyette bulunan üç büyük hadis hâfızına ters düştüğünü fark edemiyor. Onların rivâyetlerinde “Vedâ Haccı” ilavesi yok. Öyleyse bu, İsmâîl’in değil de kimin marifeti!?

 

Bu yüzden Ehl-i Sünnet hadis alimleri olayın “Vedâ haccı”nda geçtiğini; yasaklamanın o gün yapıldığını belirten rivâyetlerin “hatalı” olduğunu, doğrusunun ve meşhur olanın ise “Mekke’nin fethinde yasaklandığını belirten rivâyetler” olduğunu açık bir dille ifade ediyorlar. el-Beyheqî, Abdurrahmân es-Süheylî, İbn’ül-Qayyim el-Cevzî ve İbn Hacer el-Asqalânî bunlardan sadece birkaçı.[73] Dolayısıyla onlar bile İsmâîl b. Ümeyye’nin söz konusu rivâyetini kabul etmiyor.

 

d. Böylesi bir ızdırâba (düzensizliğe) sahip bir rivâyeti, “müt’a nikâhı” gibi önemli bir konuda delil olarak kullanmak büyük oranda cür’et ister. Çünkü böyle bir rivâyetle haramı helal, yada helali haram kılmak çok zordur. Üstelik vebali de çok ağırdır!

 

e. Ehl-i Sünnet alimlerinin de itiraf ve kabulüyle, bu hâdise Mekke’nin fethinde olmuş. Mekke’nin fethinde müt’ayı yasaklayan ve bunu “kıyamete kadar” diyerek pekiştiren bir peygamber, nasıl oluyor da iki ay kadar kısa bir süre sonra, Evtâs günü buna tekrar izin verebiliyor!? Bu ne biçim iş! Sırf mezhebi kurtarmak uğruna, Allah’ın peygamberini böyle bir “dengesizliğe” ve “çelişkiye” itmek, bunun sonuçlarına göz yummak hangi akıl sahibi müslümana yakışır!?

 

f. Allah'ın Rasûlü (s) gerçekten müt’ayı kıyamete kadar yasaklamış olsaydı; yani Sebra hadisi sahih bir hadis olsaydı; Buhârî böyle “ilaç gibi”bir hadisi kaçırır mıydı? Kitabında bu hadise de yer vermez miydi? İbn Şihâb ez-Zührî, Mâlikî mezhebinin imamı Mâlik b. Enes’in en önde gelen üstadlarından olduğu halde; o bile -en azından- üstadı kanalıyla gelen Sebra hadisine “Muvatta’” adlı eserinde yer vermiyor! Sebra hadisi “Mut’a nikâhı ebedî olarak haramdır” diyenler için son derece hayati değer taşıyor; dolayısıyla bizim buradaki sorularımıza “Canım! Buhârî ve hatta Mâlik sahih olan her hadisi kitabına alamaz ya! Buna imkan var mı ki!?” şeklinde bir cevap verilemez. Bu cevaba sığınan ve bunun üzerine yatanlar, konunun önem ve ehemmiyetini ya kavramamışlardır; ya da onlar bununla kendilerini avutuyorlardır.

 

Bütün bunlar “Sebra Hadisi”nin de asılsız ve gerçek dışı olduğunu göstermesi bakımından sanırım yeterli. Şu halde böyle bir hadise yaslanmak, bununla bir helâli haram kılmak bir tarafa; “mekruh” kılmak bile mümkün değildir.

 

Velhâsıl, biz Ehl-i Beyt (İmâmiyye) mektebi olarak şunları söylüyoruz: Yukarıda Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin en muteber kaynaklarında yer alan en sahih ve sahâbe arasında fazlasıyla yaygın hadisler bizlere şu hakikatleri gösteriyor: Müt’a nikâhına Allah Teâlâ izin vermiş, O’nun sevgili Rasûlü (s) hayatta olduğu sürece uygulanmış. Bu uygulamaya I. Halife Ebûbekr zamanında da devam edilmiş! Allah’ın kitabında, Rasûlü’nün sünnetinde olmasına rağmen bunu yasaklayıp haram kılan; buna rağmen vazgeçmeyenleri cezalandıracağını söyleyen; hiç kuşkusuz, II. Halîfe Ömer olmuştur!

 

Eğer müt’a nikâhını yasaklayan gerçekten Allah'ın Rasûlü (s) ise, Ehl-i Sünnet âlimlerinden bir çoğu neden “Müt’a nikâhını haram kılan / yasaklayan ilk kişi Ömer b. Hattâb’tır.” diyor? Ebû Hilâl el-Askerî, Celâl es-Süyûtî, el-Qalqaşendî ve el-Qırmânî; Ömer b. Hattâb’ın müt’ayı haram kılıp yasaklayan ilk kişi olduğunu söylüyorlar.[74]

Yeri gelmişken, Ömer b. Hattâb’ın İki müt’a var ki... sözüne ilişkin, el-Cessâs ile Fahruddîn er-Râzî’nin ortak açıklama / savunmasına değinmek istiyorum:

 

Ömer’in bu sözü, Allah'ın Rasûlü’nün (s) konuyla ilgili “haram kılıcı / neshedici” bir sünneti olmadan, sahabe huzurunda söylemesi; sahabenin de bu duruma sessiz kalması düşünülemez! Aksi halde bu durum; hem o sözü söyleyeni, hem de dinleyip de itiraz etmeyenleri küfre sokar; İslâm’dan uzaklaştırır. [75]  

 

Yukarıda, şimdiye kadar gözler önüne serdiğimiz onca sahih ve muteber delillere rağmen, böylesine zavallı ve üzücü lafları, el-Cessâs gibi, er-Râzî gibi aklı başında olduğunu sandığımız alimlere yakıştıramıyoruz! Çünkü bu sözleri “gözleri mezheb taassubuyla perdelenmiş, basîreti körelmiş” kimselerin dışında kimseler söyleyemez!

 

Ömer b. Hattâb’ın madem bildiği bir hadis vardı; neden onu okumadı!? Okumadığı bir tarafa; neden Allah’ın kitabında ve Rasûlü’nün sünnetinde olmasına rağmen ...diyor. Madem bu nikâhı Allah'ın Rasûlü (s) yasaklayıp haram kılmış; öyleyse Ömer neden ... rağmen ben onları yasaklıyor / haram kılıyorum! ... diyerek yasak koyanın ve haram kılanın kendisi olduğunu ifade ediyor. Yoksa Ömer b. Hattâb ne dediğini bilmiyor mu?

 

Diğer yandan; siz Ömer b. Hattâb’ın “eli sopalı” bir halîfe olduğunu unutuyorsunuz galiba! Onun karşısında kim öyle ulu orta çıkıp itiraz edebiliyormuş!?

 

Kaldı ki Ömer’e itiraz edenin olmadığını da nereden biliyorsunuz? II. Bölüm’de, müt’a nikâhına cevaz veren sahâbîleri gördünüz. Bunlar sahabenin en önde gelenleri. Bunların çıkardığı seslerin muteber olabilmesi için, mutlaka Ömer’in karşısına dikilmesi mi gerekiyor!?

 

Bu zavallı yorumlarla Ömer b. Hattâb’ı korumaya çalışanlar, birazcık olsun, Allah'ın Rasûlü’nü (s) neden hiç düşünmezler!? Allah’ın sevgili peygamberini çelişkiye ve dün dediğini bugün yalanlamaya mahkum edenler, o yüce peygamberi bir sahâbîye feda ederken “bunun insanı nereye götüreceğini” neden akıllarına getirmezler!? Yoksa Allah’ın peygamberi bir sahâbîden daha mı önemsiz!? Bu türden maskaralıklara düşmenin sebebi ne?

 

III. SAHÂBE  VE  TÂBİÎNİN  GÖRÜŞLERİ :

 

Kaynaklarda, ashâb ve tâbiînden bazılarının “müt’a nikâhı”na karşı çıktıkları, buna asla izin vermedikleri ifade ediliyor. Şimdi tespit edebildiğimiz kadarıyla, bu görüşte olan sahâbî ve tâbiînin isimleri şunlar:

 

a. Sahâbîler :

 

1. Ömer b. Hattâb : Ömer’in müt’a nikâhına karşı çıkıp “haram” dediğine yer gök şâhit. Üstelik “haram” diyenlerin öncülüğü de ona ait! Ebû Hilâl el-Askerî, Celâl es-Süyûtî, el-Qalqaşendî ve el-Qırmânî; Ömer b. Hattâb’ın müt’a nikâhını haram kılıp yasaklayan ilk kişi olduğunu söylüyorlar.[76]

 

2. Abdullâh b. Ömer : Bir kimse Abdullâh’a gelerek, “müt’a” nikâhının hükmünü sorduğunda hemen sinirleniyor; “Vallâhi, bizler Allah'ın Rasûlü (s) zamanında zinâ da etmedik, sifâh ta!”[77], bazı rivâyetlerde[78]ise “Haramdır!” diyerek müt’a nikâhına bakış açısını ortaya koyuyor. el-Cessâs’ın rivâyetinde ise “Sifâhtır!” cevabını vermiş![79]

 

Bu rivâyetlerden Abdullâh b. Ömer’in de bu nikâha “olumsuz” yaklaştığı açıkça anlaşılıyor. Zaten Abdullâh’a bundan başkası da yakışmaz; çünkü o babasının oğlu!

 

Ancak, Abdullâh b. Ömer’in “haramdır” fetvasıyla ilgili bu rivâyetlerden birisi, daha önceki “Müt’anın Hayber günü yasaklandığına” dair rivâyetinin* içinde geçiyor. Orada söz konusu rivâyetin sakat olduğunu; “Hayber” ile ilgili kısmın, İbn Şihâb ez-Zührî tarafından bilinçlice sokulduğunu görmüştük!

 

3. Abdullâh b. Zübeyr : Müt’anın cevazını ifade eden Sünnetten deliller başlığı altında geçen Abdullâh b. Abbâs ve Esmâ bt. Ebîbekr hadislerinden, onun da müt’a nikâhına şiddetle karşı çıkanlardan olduğunu anlıyoruz. Hatta İbn Ebî Şeybe’nin sahih isnadla rivayetine göre; müt’a nikâhının zinadan farksız olduğuna inanıyor![80]

 

4. Hz. Ebûbekr : Bu konuda, Abdullâh b. Abbâs ile Urve’nin tartışmasını konu alan rivâyetten başka bir rivâyet yok!* Bizce bu rivâyete “Ebûbekr”in de sokulması Urve b. Zübeyr’in işi! Çünkü Urve, her ne kadar Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin son derece güvendikleri bir râvî[81] ise de, bizce o sâbıkalı, hadisi kabul edilemez birisidir.[82] Dolayısıyla Ebûbekr’in müt’aya karşı çıktığı doğru değil! Birazdan da göreceğimiz gibi, alimlerin Ömer b. Hattâb’ı müt’ayı ilk yasaklayan kişi olarak sunmaları; hem bunu Allah'ın Rasûlü’nün yasaklamadığını, hem de Ebûbekr’in bu nikâha karşı çıkmadığını açıkça gösteriyor.

 

Hz. Câbir’den gelen sahih hadislerden hareketle, onun müt’aya cevaz verenlerden olduğunu bile rahatlıkla söyleyebiliriz. Aksi halde halîfeliği zamanındaki “müt’a nikâhı” uygulamalarına asla göz yummazdı.

 

5. Hz. Âişe : Müt’a nikâhına, Mü’minûn sûresinin ayetlerini okuyarak karşı çıktığına dair rivâyet daha önce geçmişti.[83] Orada bunun da aslının olmadığını  gördünüz!

 

Kısacası güvenilir rivâyetler, sahâbeden sadece üç kişinin; Ömer, oğlu Abdullah ve Abdullâh b. Zübeyr’in müt’a nikâhına karşı çıktıklarını gösteriyor.

 

b. Tâbiîler :

 

1. Saîd b. Müseyyeb : “Allah Ömer’e rahmet etsin; müt’ayı yasaklamasaydı zina açıktan yapılırdı!”[84]diyerek o da müt’a nikâhının haramlığına inandığını ifade ediyor.

 

2. Urve b. Zübeyr : Esmâ bt. Ebîbekr hadislerinden onun da kardeşi Abdullâh b. Zübeyr’den farksız olduğunu anlıyoruz. Rivâyetlere göre Urve müt’a nikâhını “zinâ” ile eş değerde görürmüş!!![85]

 

3. Hasen el-Basrî : Diyor ki: “Müt’a sadece kazâ umresi