|
Peygamber (s.a.v) ve Ehl-i Beyt (a.s) Gülistan’ından
Bir Demet Gül
Yazar
Üstad Seyyid Kemal Fakih İmani
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ
(يا أيُّها الَّذِينَ آمَنُوا اَطيعُوا الله وأطيعوا
الرَّسولُ وَاُولي الاْمرِ مِنْكُمْ)
سورة النساء 4 ـ الاية 59
“Ey iman edenler, Allah’a, resule ve sizden olan emir
sahiplerine itaat edin.”
(Nisa/59)
Yazar, bu kitapta yer alan hadisleri yukarıdaki ayet-i
kerime’ye istinat ederek bir araya toplamıştır.
Çeviren’in Notu
Tüm ümmet Resulullah’tan sonra Hz. Ali ve diğer Ehl-i
Beyt imamlarına tabi olmakla yükümlüdür. Nitekim
Resulullah da “Ali’nin şiası kurtulanların ta
kendileridir.” diye buyurmuştur. Ayrıca Allah-u Teala
da şura suresinin 23. ayetinde Resulullah’ın adına;
“(De ki) sizden tebliğime karşılık bir ücret
istemiyorum, istediğim ancak yakınlara sevgidir.”
diye buyurmuştur. Yani Resulullah 23 yıllık boyunca
çektiği zahmet ve çabalara karşılık sadece Ehl-i
Beyt’ini sevmeyi istemektedir. Dolayısıyla Ehl-i Beyt’i
sevmek bir meslek değil, dini bir görevdir.
Resulullah Gadir-i Hum’da ise şöyle buyurmuştur: “Ey
insanlar sizin aranızda iki paha biçilmez şey
bırakıyorum. Bu iki paha biçilmez şey Allah’ın kitabı
ve Ehl-i Beyt’imdir.”
Bütün bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki Resulullah’dan
sonra Ehl-i Beyt’i sevmek ve Kur’an’ın gerçek
müfessirleri olan bu nurlu insanlara tabi olmak dini
bir yükümlülüktür.
Dolayısıyla bazılarının, “Ehl-i Beyt’i sevmek bir
meslektir. Herkes bir mesleği seçebilir. Şia özellikle
Ehl-i Beyt’i sevmeyi meslek edinmiştir. Ehl-i Sünnet
ile aynı bir mesleği seçmiştir.” demesi doğru bir
düşünce değildir. Her müslüman Resulullah’ı ve Ehl-i
Beyt’ini sevmek zorundadır. Resulullah risaleti
karşılığında bizlerden sadece bunu istemiştir. Hz.
Ali’yi sevmeyen bir insana Muaviye ve Yezid’i sevmek
kalır. Zira her ikisini sevdiğini iddia etmek, nur ile
zulmeti sevmek gibi saçma bir iddiadır. Bu hem şer’i,
hem de akli açıdan doğru bir inanç değildir.
Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt kelimesi üç
yerde kullanılmıştır.
1-Hz. Musa (a.s)’ın kıssasında...
Hz. Musa (a.s) bebek iken Allah’ın emri üzere annesi
tarafından bir sandık içerisine bırakılıp Nil nehrine
atılmış ve Firavun ailesi tarafından Kur’an’ın
ifadesiyle kendilerine bir düşman ve üzüntü kaynağı
olsun diye sudan alınmıştı. Bu küçük çocuk hiç bir
kadının sütünü emmeyince Firavun ailesi şaşırıp
kalmışlardı. O sırada Hz. Musa (a.s)’ın kız kardeşi
gelerek onlara: “...Ben sizin adınıza onun bakımını
üstlenecek ve onun hayrını isteyecek bir Ehl-i Beyt’i
(ev halkını) size tanıtayım mı?” demişti.”
Bunun üzerine çocuk annesine iade edilmişti. Bunu
Kur’an-ı Kerim şöyle açıklıyor:
“Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin,
Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, ona
geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.”
Bu ayet-i kerime’de, Hz. Musa (a.s)’ın kızkardeşinin,
Ehl-i Beyt tabirinden neyi kasdettiğine açıklık
getirecek herhangi bir açıklama yoktur. Acaba söz konusu
beyt (ev) ile bir yakınlığı olan bütün şahısları mı,
yoksa bazılarını mı, veya yalnızca soy yakınlığı
olanları mı, yoksa hem soy yakınlığını hem de evlenme
yoluyla meydana gelen yakınlığı içeren bir anlamı mı,
veya bunlar ile birlikte “vela” (kölelik) ve terbiye
yönünden bu evle ilgisi olan şahısları mı veya bütün
bunlardan daha geniş bir anlamı mı kasdetmiştir bu
belli değildir.
Ayrıca burada görüldüğü gibi zaten “Ehl-i Beyt”
kelimesi Arapça metinde harf-i tarif olan “elif-lam”
takısı olmaksızın, nekire (belirsiz) olarak zikr
olunmuştur.
2-Hz. İbrahim (a.s)’ın kıssasında...
Melekler Hz. İbrahim’in hanımına Hz. İshak ve ondan
sonra da Hz. Yakub’un müjdesini verince şaşırmıştı.
Melekler de ona şöyle demişlerdi: “Allah'ın rahmeti
ve bereketleri siz Ehl-i Beyt’in (ev halkının) üzerine
olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, övülmeye
layıktır, yücelerin yücesidir”
Bu ayet Hz. İbrahim’in zevcesinin de onun Ehl-i
Beyt’inden olduğunu bildirmektedir. Çünkü ayette bizzat
ona hitap edilmiştir. Elbette bu, “Ehl-i Beyt”
kelimesinin her yerde hatta maksadı belirtecek herhangi
bir alametin bulunmadığı, yani mutlak olarak
kullanıldığı yerlerde de zevce kelimesini kapsadığına
delil teşkil edemez.
3-Tathir ayeti
“Ey Ehl-i Beyt! Allah ancak sizden her türlü pisliği
gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”
Şüphe yok ki Peygamber (s.a.v) Kur’an-ı Kerim’in
anlamını, işaret ve maksadını herkesten daha iyi
bilmektedir. Açıklama ve beyana ihtiyaç duyulan bu tür
ayetler karşısında da Peygamber (s.a.v) yegane merci ve
sığınak konumundadır.
Peygamber (s.a.v) aylarca ve özellikle de vefatı
yaklaştığı sıralarda tathir ayetinde geçen Ehl-i
Beyt’ten maksadın, Ashab-ı Kisa (yani Hz. Ali, Hz.
Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) olduğunu ve bu ayet
gereğince onların günahlardan uzak olduklarını açıklayıp
önemle vurgu yapmıştır.. Gerçekten mezkur ayette geçen
Ehl-i Beyt’ten
maksadın Ashab-ı Kisa olduğuna dair bir çok hadis
vardır. Bu hadisler Ehl-i Sünnet kitaplarında da
mütevatirdir. Allame Tabatabai’nin de dediği gibi bu
hususta yetmişten fazla hadis nakledilmiştir. Hatta bu
konuda Ehl-i Sünnet kaynaklarından nakledilen hadisler
Şia yoluyla nakledilen hadislerden çok daha fazladır.
Bu hadisleri Ehl-i Sünnet alimleri; Ümmü Seleme, Ayşe,
Ebu Said-i Hudri, Saad b. Vakkas, Vaile b. Eska, Ebul
Hemra, İbn-i Abbas, Peygamber’in kölesi Sevban, Abdullah
b. Cafer, Hz. Ali ve Hz. İmam Hasan’dan kırka yakın
yolla nakletmişlerdir.
Peygamber (s.a.v)’in mübarek ömrünün son aylarında
namaza gittiği her vakit Hz. Fatıma (a.s)’ın kapısına
gelerek, “Ey Ehl-i Beyt, namaza!” diye seslenmesi ve
ardından tathir ayetini okuması da konuya apaçık bir
örnek teşkil etmektedir.
Elbette Ehl-i Beyt’i sevmek hususunda kusur etmememiz
gerektiği gibi, aşırı da gitmemeliyiz. Nitekim Peygamber
(s.a.v) Ehl-i Beyt’ine aşırı sevgi gösterilmesini de
yasaklamış ve Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurmuştur:
“Senin hususunda iki grup helak olacaktır: “Seni
sevmekte aşırı gidenler ve sana buğz edip düşmanlık
besleyenler.”
Hakeza şöyle buyurmuştur: “Ey Ali seninle İsa arasında
bir benzerlik vardır, Yahudiler ona düşman kesildiler,
hatta annesine bile iftirada bulundular. Hıristiyanlar
ise onu hakkı olmayan makama ulaştıracak kadar sevdiler.
Dolayısıyla Kur’an ve sünnet esasınca Ehl-i Beyt’i
sevmeli ve bu hususta ne ifrata, ne de tefrite
düşmemeliyiz.
Peygamber (s.a.v), Ehl-i Beyt’in ilk imamı olan Hz. Ali
(a.s)’ın hakkında şu veciz ve ebedi ifadeyi
kullanmıştır: “Ey Ali sen hem dünyada efendi ve
büyüksün hem de ahirette... Seni seven beni sevmiştir,
sana buğz eden de bana buğz etmiştir. Senin dostun
Allah’ın dostudur. Allah senin gazabınla gazab eder.
Sana buğz edene eyvahlar olsun.”
Hakeza şöyle buyurmuştur: “Ali’nin muhabbeti iman, buğzu
ise nifaktır.”
Hakeza şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki her kim Ehl-i
Beyt’in sevgisi ile ölürse şehit olarak ölmüştür.
Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in muhabbeti ile ölürse
bağışlanmış olarak ölmüştür. Biliniz ki Ehl-i Beyt’in
sevgisi ile ölürse, tövbe etmiş olarak ölmüştür. Biliniz
ki her kim Ehl-i Beyt’in muhabbeti ile ölürse imanı
kamil bir mümin olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim
Al-i Muhammed’in muhabbeti ile ölürse ölüm meleği onu
cennet ile müjdeler.”
Şafii de Ehl-i Beyt sevgisi ile şu ebedi şiiri
söylemiştir:
“Ey Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i, sizi sevmek
Allah tarafından Kur’an’da farz kılınmıştır
Size bu kadar büyüklük ve fazilet yeter ki
Size salavat göndermeyenin namazı batıldır.”
Ferazdak adlı meşhur şair de “Mimiyye” kasidesinde şöyle
diyor:
“Öyle bir topluluk ki onları sevmek iman onlara
düşmanlık ise küfürdür.
Onlara yaklaşmak da kurtuluş vesilesidir
Eğer takva ehlini sayarlarsa onlardır önderleri
Eğer “Yeryüzünün en hayırlıları kimdir?” denirse
Onlardır (Ehl-i Beyt’tir) diye cevap verilir.”
Bütün bunlardan da anlaşıldığı üzere Ehl-i Beyt’i
sevmek, hakikatte Peygamber’i sevmektir ve Peygamber’i
sevmek de hakikatte Allah’ı sevmektir. Allah bizler
Kur’an ve Ehl-i Beyt yolundan ayırmasın ve onların
sevgisi üzere kılsın.
Kadri ÇELİK
Önsöz
قالَ الله تَعالى:
فَسْئَلُوا اَهَلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لاتَعْلَمُونَ
سورة النحل آية: 43 وسورة الانبياء آية: 7
“Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”
(Enbiya/7 ve Nahl/43)
Bu ayet-i kerime Müslümanlara karşılaştıkları sorunlar
hususunda hak ve batılı ayırt etmeleri için ümmetin
bilginlerine ve fikir ehline müracaat etmelerini
emretmektedir. Zira Allah onlara ilim öğrettikten sonra
kendilerini bu iş için seçmiş, onlar da Kur’an’ın
tevilini bilen, ilimde derinleşmiş kimselerdir.
Bu ayet Ehl-i Beyt (a.s)’ı
tanıtmak için nazil olmuştur. Ehl-i Beyt şunlardır:
Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin... Bunlar Al-i
Aba (Abanın altına toplananlar) diye de bilinmektedir.
Peygamber (s.a.v)’den sonra da İmam Hüseyin (a.s)’ın
soyundan gelen dokuz imam da Ehl-i Beyt’tendir.
Resulullah (s.a.v) çeşitli münasebetlerde onları
tanıtmış, “hidayet İmamları, karanlığın ışıkları, zikir
ehli ve ilimde derinleşenler” diye adlandırmıştır.
Allah-u Teala kitap ilmini de kendilerine de
öğretmiştir.
Bu rivayetler Peygamber (s.a.v) döneminden beri Şiiler
nezdinde mütevatirdir. Nitekim bazı Ehl-i Sünnet
alimleri ve müfessirleri de Ehl-i Beyt hakkında inen
ayetleri açıkça itiraf etmişlerdir. Örnek olarak şu
kaynakları sıralayabiliriz:
1-İmam Salebi, Büyük Tefsir’inde, ilgili ayetin (Nahl/43
ve Enbiya/7) tefsirinde.
2-Tefsir-i İbn-i Kesir, c.2, s.591
3-Tefsir-i Taberi, c.14, s.75,
4-Ruh’ul Meani diye bilinen Tefsir-i Alusi, c.14, s.134
5-Tefsir-i Kurtubi, c.11, s.272,
6-Şevahid’ut-Tenzil diye meşhur olan Tefsir-i Hakim,
c.1, s.334,
7-İhkak’ul-Hak diye bilinen Tefsir-i Şusteri c.3, s.482,
8-Yenabi’ul-Mevedde, Kunduzi Hanefi s.119,
* * *
Dolayısıyla hayatın önemli ve kader tayin edici
hususlarında taharet ve ismet hanedanı olan Ehl-i
Beyt’e tevessül etmeliyiz. Zira Ehl-i Beyt’in tüm
boyutları, özellikle de sözleri, hayatımıza ışık tutacak
bir konumdadır. Nitekim İmam Hadi (a.s) şöyle
buyurmuştur:
كَلامُكُمْ نُورٌ وَأَمْرُكُمْ رُشدٌ وَوَصيَّتُكُمْ
التَّقوى.
من لا يحضره الفقيه والتهذيب وعيون أخبار الرضا
“Kelamınız nur, emriniz rüşd/kemal ve vasiyetiniz
takvadır.”
Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib, Ziyaret-i Camia ve
Uyun-u Ahbar’ir-Rıza
Dünyevi ve uhrevi, maddi ve manevi sorunlarımızın halli
de Ehl-i Beyt vasıtasıyla mümkündür. Nitekim şöyle
buyurulmuştur: “
بِكُمْ أَخْرَجَنَا اللهُ مِنَ الذُّلِّ وَفَرَّجَ عَنّا
غَمَراتِ الكُروبِ وأَ نْقَذَنا مِنْ شَفاجُرُفِ
الْهَلَكاتِ وَمِنَ النّارِ.
“Allah bizi sizinle kurtardı, hüzün tozlarını giderdi;
ateşten ve yokluk uçurumunun kenarından kurtardı.”
بِمُوالاتِكُمْ عَلَّمَنَا اللهُ مَعالِمَ دينِنا
وَأَ صْلَحَ ما كانَ فَسَدَ مِنْ دُنْيانا
“Allah sevginiz sebebiyle dinimizin işaretlerini
bizlere öğretti ve dünyamızdaki bozuklukları islah
etti.”
Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib ve Uyun-u
Ahbar’ir-Rıza
* * *
Eğer Ehl-i Beyt’e uymayı terk edecek olursak şüphesiz
ki büyük bir uçuruma yuvarlanmış olacak ve karanlığa
gömüleceğiz. Nitekim Peygamber (s.a.v) de şöyle
buyurmuştur:
قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
مَثَلُ أَهْلِ بَيْتِي كَمَثَلِ سَفينَةِ نُوح مَنْ
رَكَبَها فَقَدْ نَجى وَمَنْ تَخَلَّفَ عَنْها فَقَدْ
هَلَكَ.
“Ehl-i Beyt’imin misali Nuh’un gemisi misalidir. Ona
binen şüphesiz kurtulur. Ondan çekinen ise şüphesiz
helak olur.”
İbn-i Kuteybe, Abdurrahman Suyuti (İtkan’da) Hafız
Taberani (İbn-i Mağazeli) Harezmi ve bir çok Ehl-i
Sünnet alimleri beyan etmişlerdir.
O halde Kur’an ve Ehl-i Beyt’in hayatımızda bir örnek,
baş ödev, öğretmen ve kılavuz olmasından daha mutluluk
ve kıvanç verici şey ne olabilir!
* * *
Nitekim Resulullah (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:
يُوشَكُ اَنْ اُ دْعى فَاُجيبُ، اِنّي تارِكٌ فِيكُمْ
الثَّقَلَيْنِ كِتابَ اللهِ وَعِتْرَتي، كِتابُ اللهِ
حَبْلٌ مَمْدُودٌ مِنَ السَّماء اِلَى الاَْرْضِ
وَعِتْرَتي أَهْلُ بَيْتي وَاِنَّ اللّطيفَ الْخَبيرَ
اَخْبَرَني اَ نَّهُما لَنْ يَفْتَرِقا حَتّى يَرِدا
عَلَيَّ الْحَوْضَ فَانْظُرُوا بِماذا تَخْلُفُوني وَفي
حَديث آخَر: لَنْ تَضِلُّوا ما اِن تَمَسَّكْتُمْ بِهِما.
“Yakında davet edilecek ve de icabet edeceğim, şüphesiz
ki sizlere iki değerli şey bırakıyorum: Allah’ın kitabı
ve itretim... Allah’ın kitabı gökten yer yüzüne
sarkıtılmış bir iptir, itretim ise Ehl-i Beyt’imdir.
Latif ve Habir olan Allah bana haber verdi ki bu ikisi
havuzda yanıma gelinceye kadar asla birbirinden
ayrılmazlar. O halde benim içinize bıraktığım bu iki
şeye (benim yerime) nasıl davrandığınıza dikkatle
bakın.” (Başka bir hadiste ise şöyle buyurmuştur:)
“Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız.”
Bu hadis yirmiden fazla sahabiden ve yaklaşık 187
raviden nakledilmiştir. Lütfen şu kaynaklara müracaat
ediniz: Sahih-i Müslim, c.2, s. 238, Müsned-i Ahmed b.
Hanbel c. 5, s. 181-182, Sahih-i Tirmizi, c.2, s. 220...
Nefehat’ul-Erhar fi Hulaset-i Abakat’il-Envar, c. 1, s.
199-210
Bu yüzden bir dünya dolusu iftihar, muhabbet ve ihlas
ile biz de şöyle diyoruz:
“Resulullah’ın Allah’ın emri ile kurucusu olduğu bir
mezhebin takipçisi olduğumuz için iftihar ediyoruz.
Bütün kayıtlardan/şartlardan azade olan Emir’el Müminin
Ali bin Ebi Talib de insanları bütün zincirlerden ve
köleliklerden kurtarmak için çalışmıştır. Kur’andan
sonra maddi ve manevi hayatın en büyük ihtiyaçlarına
cevap veren, insanı en yüce kurtuluşa erdiren, manevi ve
siyasi hükümleri insana yol gösteren Nehc’ul Belağa
kitabı da bizim masum İmam’dan (Hz. Ali’den)’dır. Biz
Hz. Ali’den, Allah’ın kudretiyle hayatta olan ve işlere
nezaret eden Hz. Mehdi’ye kadar bütün masum imamların
bizim imamlarımız olduğu için de iftihar ediyoruz.
Yücelen Kur’an (dua) diye de adlandırılan hayat verici
duaların da masum imamlarımızdan olduğu hasebiyle
iftihar ediyoruz. Hakeza imamların Şabaniye duası,
Hüseyin Bin Ali (a.s)’ın Arefe Duası, Al-i Muhammed’in
Zebur’u diye adlandırılan Sahife-i Seccadiye ve Allah’ın
Hz. Zehra-i Merziyye’ye ettiği ilhamlardan oluşan
Sahife-i Fatımıye de bizdendir.
Biz İmam Bakır’ul Ulum’un tarihin en büyük şahsiyeti
olduğundan dolayı iftihar ediyoruz. Allah-u Teala,
Resulullah (s.a.v) ve masum imamlar dışında hiç kimse
onun makamını derk etmemiş ve de derk edemeyecektir.
Biz mezhebimiz “Caferi Mezhebi” olduğundan dolayı
iftihar ediyoruz. Sonsuz bir okyanus olan fıkhımız da
İmam Cafer-i Sadık’ın eserlerinden sadece biridir. Biz
bütün imamlarla ve onlara uymakla iftihar ediyoruz.
Biz imamlarımızın (a.s), İslam’ın yücelmesi yolunda
çalıştığı, adil bir devlet teşkilinin sadece
boyutlarından biri olduğu Kur’an-ı Kerim’i uygulama
yolunda hapis ve sürgünlerde yaşadığı ve zamanlarının
tağuti/küfür düzenlerini yıkma yolunda şehit oldukları
sebebiyle de iftihar ediyoruz.”
Ey mümin ve mümine kardeşler! Bugün sizin de bildiğiniz
gibi dünya küçük bir köy haline gelmiştir. Bilgi
patlaması ve devrimi çağında yaşıyoruz. Zamanımızın
sığınaksız ve bitkin insanı adaletsizlikler ve
eşitliksizler çölünde susuzluktan ölmektedir. An be an
fesat bataklıklarına gömülmektedir.
İnsana saadet ve özgürlük vadeden umut tacirleri,
kendilerinin yarattığı ahlaki değerlerin iflas ettiğini
büyük şaşkınlık içinde seyretmektedirler. İnsan ve
insanlığın bitişini seyretmeden başka da ellerinden bir
şey gelmemektedir. Ama gerçekten yolun sonu ve bitişi
midir? Büyük bir dehşet içinde şöyle demek gerekir:
İnsanlık kendi ilahi fıtratlarına dönmez ve geçmişini
ve geleceğin ışığı/aydınlatıcı kılmazsa, evet gerçekten
bu yolun sonudur... İslam hayatın en iyi reçetesi olarak
her zamandan daha kurtarıcı bir şekilde ellerini bu
boğulmak üzere olan insana uzatmış, bu çölde susamış
insanı kendi marifet ve bilgisiyle suvarmak
istemektedir. Vahyin sonsuz atmosferinde yankılanan ve
içinde hiçbir hata olmayan Ehl-i Beyt’in faziletleri ve
hadislerinin nurunu, insanın bütün maddi ve manevi
hayatının üzerine salmış, karanlıklarda bu yeşil/ilahi
yolu aydınlatmış ve bu uzun yolu kendisine açıkça
göstermiştir.
Ey aziz dost bir mektebi tanımanın en iyi yolu, onun
temel kaynaklarını incelemek; alim ve önderlerinin
sözlerini doğru bir şekilde derk etmektir. Bu yolla o
mektebin dünya, yaratıklar ve tüm konulardaki
anlayışı/düşüncesi kolayca anlaşılır ve bir
değerlendirmesi yapılır. Bu esas üzere biz Nur’ul-Kur’an
adında büyük bir Kur’an tefsirini İngilizce olarak
hazırlayıp bastırdık. Elhamdülillah bir çok ülkelerde
büyük bir ilgi ve teveccüh kazandı. Öyle ki dört yıl
içinde beş baskı yaptı.
Şu anda bir yandan bu tefsirin altıncı cildini
yayınlarken, bir yandan da insan yetiştiren mektebin
önderleri olan Peygamber ve Ehl-i Beyt’in sözlerinden
oluşan bu kitabı da bir gül destesi olarak hazırladık.
Bu kitabı sürekli en özgü/halis ve iyi yolu arayan
kimselere takdim ediyoruz. Sürekli güzel kokan ve taze
olan bu temiz gülleri derin bir koklayarak İmam Rıza
(a.s)’ın şu sözünü de derk etmenizi ümit ediyoruz:
رَحِمَ اللهُ عَبْداً اَحْيا اَمْرَنَا فَقُلْتُ لَهُ:
وَكَيْفَ يُحْيي أَمْرَكُمْ قالَ: يَتَعَلَّمُ عُلُومَنا
وَيُعَلِّمُهَا النَّاسَ فَاِنَّهُمْ لَوُ عَلِمُوا
مَحَاسِنَ كَلاَمِنَا لاَتَّبَعُونَا.
بحار الانوار ج 2 ص 30 / معاني الاخبارص 18 / وسائل الشيعة
ج 92 ص
27
“İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur “İşimizi/emrinizi
ihya edene Allah rahmet etsin.” “Emriniz/İşiniz nasıl
ihya edilir.” diye sorulunca da şöyle buyurdu:
“İlmimizi öğrenir ve insanlara öğretir. Zira insanlar
sözlerimizin güzelliğini bilecek olurlarsa şüphesiz bize
tabi olurlar.”
Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 30; Mean’il-Ahbar, s. 18
Vesail’uş-Şia, c. 92; s. 27
Değerli Ehl-i Beyt’in bu gülden güzel sözlerini okumak
ve duymak suretiyle Allah’ın alim insanlara hüccetini
tamamlamasını ve gençlerin bu risalet hanedanına uymakla
her türlü dini, fikri, akidevi, ahlaki, içtimai,
iktisadi, siyasi ve kültürel sapıklıklardan korunmasını
ümid ederiz. İnşaallah bu vesile ile gençlerimiz etkin
bir şahsiyet sayesinde bütün dünyada İslam ve
müslümanlara hizmet eder, bu ilahi yolda çalışır.
Son olarak...
اَلسَّلامُ عَلى مَحالِّ مَعْرِفَةِ اللهِ وَمَساكِنِ
بَرَكَةِ اللهِ وَمَعادِنِ حِكْمَةِ اللهِ وَحَفَظَةِ سِرِ
اللهِ وَحَمَلَةِ كِتابِ اللهِ وَاَوْصِياءِ نَبِيِّ اللهِ
وَذُ رِّ يَّةِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَآلِهِ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكاتُهْ.
من لا يحضره الفقيه والتهذيب وعيون اخبار الرضا
“Selam olsun Allah’ı tanıma mahalline, Allah’ın bereket
meskenlerine, Allah’ın hikmet madenlerine, Allah’ın
sırlarının koruyucularına Allah’ın kitabını
yüklenenlere, Nebiyyullah’ın vasilerine ve
Resulullah’ın zürriyetine... (Allah’ın rahmeti ve
bereketi O’na ve zürriyetine olsun)”
Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib ve Uyun-u
Ahbar’ir-Rıza
وَالسَّلامُ عَلى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدى.
“Hidayete tabi olanlara selam olsun.”
Üstad Seyyid Kemal Fakih İmani
Isfahan-İran
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحيم
ِ
Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla
1 ـ قال رَسولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اَيُّهَا النّاسُ اِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدي وَلا أُ مّةَ
بَعْدَكُمْ اَلا فَاعْبُدوُا رَبَّكُمْ وَصَلُّوا
خَمْسَكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَحُجُّوا بَيْتَ
رَبِّكُمْ وَاَدُّوا زَكاةَ اَمْوالِكُمْ طيبَةً بِها
اَنْفُسُكُمْ وَاَطيعُوا وُلاةَ اَمْرِكُمْ تَدْخُلُوا
جَنَّةَ رَبِّكُمْ .
الخصال 322
1-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Ey insanlar,
şüphesiz ki benden sonra nebi ve sizden sonra da bir
ümmet yoktur. Bilin ve uyanık olun ki sadece Rabbinize
ibadet edin, beş vakit namazlarınızı kılın, Ramazan
aylarınızda oruç tutun, Rabbinizin evini hacc edin,
nefis temizliği içinde mallarınızın zekatını verin ve
Rabbinizin cennetine girmek için emir sahiplerinize
itaat edin.”
(el-Hisal, s. 322)
2- قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
طُوبى لِمَنْ أَخْلَصَ لِلّهِ عَمَلَهُ وَعِلْمَهُ
وَحُبَّهُ وَبُغْضَهُ وَأَخْذَهُ وَتَرْكَهُ وَكَلامَهُ
وَصَمْتَهُ وَفِعْلَهُ وَقَوْلَهُ.
بحار الانوار 77/289
2-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Ameli, ilmi, sevgisi, gazabı, alışı, terk edişi,
konuşması, susması, davranışları ve sözleri Allah’a
halis/özgü olanlara ne mutlu!”
(Bihar’ul-Envar, c. 77, s. 289)
* * *
3- من خطبة فاطمة الزهراء عليها السلام
فَجَعَلَ اللهُ الإيمانَ تَطْهيرًا لَكُم مِنَ الشَّركِ،
وَالصَّلوةَ تَنْزِيهًا لَكُمْ عَنِ الْكِبْر، والزَّكاةَ
تَزْكيَةً لِلنَّفْسِ، وَنِماءً فِي الرَّزْقِ، والصَّيامَ
تَثْبِيتًا لِلْإِخْلاصِ، ولْحَجَّ تَشيِيْدًا لِلدَّينِ،
وَالْعَدْلَ تَنْسيقاً لِلْقُلُوبِ، وَطاعَتَنا نِظاماً
لِلْمِلَّةِ، وَ اِمامَتَنا اَماناً مِنَ الفُرْقَةِ،
والْجِهادَ عزًا لِلْإِسلامِ، وَالصَّبْرَ مَعُونةً عَلَي
اسْتِيجابِ الأَجْرِ، والأَمرَ بِا لْمَعْروُفِ مَصْلَحَةً
لِلْعامَّةِ، وَبِرَّ الْوالِدَيْنِ وِقايَةً مِنَ
السَّخَطِ، وَصِلَةَ الْأَرْحامِ مِنْماةً لِلْعَدَدِ،
وَالقِصاصَ حِقْنًا لِلْدَّماءِ، وَالوفاءَ بالنذر تعريضًا
لِلْمغفِرَةِ، وَتَوْفِيَةَ الْمَكائيلَ وَالمَوازين
تَغْييراً لِلْبَخْسِ، وَالنَّهيِ عَنْ شُرْبِ الخَمْرِ
تَنْزِيهاً عَنِ الّرَجْسِ، وَاجْتِنابِ القَذْفِ حِجابًا
عَنِ اللَّعْنَةِ وَ تَرْكَ السَّرقَةِ إيْجاباً لِلعِفَّة
وَ حَرَّمَ اللَّهُ الشَّرْكَ إخْلاصاً لَهُ بِا
لرُّبُوبيّة. فاتَّقُو اللَّهَ حقَّ تُقاته ولا تَمُوتُنَّ
إلاَّ وَ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ وَاطيعوا اللَّهَ فِيْما
اَمَرَكُمْ بِهِ ونَهاكُمْ عَنهُ، فَاِنَّهُ «اِنَّما
يَخْشَي اللَّهَ مِنْ عِبادِهِ العُلَماءُ»
3- (Hz. Fatıma (a.s) Medine’de, Mescid’un-Nebi’de
okuduğu hutbeden bir bölüm:)
“Allah imanı şirkten temizlenmek, namazı kibirden
arınmak, zekatı nefsi tezkiye etmek ve rızkı arttırmak,
orucu ihlası sabit kılmak, haccı dini güçlendirmek,
adaleti kalpleri birbirine bağlamak, itaatimizi dinin
düzenini sağlamak, imametimizi tefrika ve dağılmayı
önlemek, cihadı İslam’ın izzetini yüceltmek, sabrı
hakkın mükafatını elde etmek, iyiliği emretmeyi umumun
maslahatını korumak, anne babaya iyiliği Allah’ın
gazabını önlemek, sıla-i rahimde bulunmayı müminler
topluluğunu arttırmak, kısası, nefisleri/kanları
korumak, ahde vefayı mağfirete erişmek, tartıda doğru
olmayı kıtlıkla/yoklukla savaşmak, şarabı yasaklamayı
kötülüklerden uzak kalmak, iftira ve yakışık olmayan
isnatlardan kaçınmayı Allah’ın lanetinden korunmak ve
hırsızlık etmemeyi iffetli olmak için bir sebep
kılmıştır. Hakeza Allah şirki de hakkın rububiyeti ve
kullukta ihlaslı olmak için haram kılmıştır.
O halde Allah’tan gereği gibi sakının ve sadece
Müslümanlar olarak ölün. Allah’a emir ve yasakları
hususunda itaat edin: “Şüphesiz ki Allah’tan sadece
alim kulları korkar.”
(Bu hutbe Şii ve Ehl-i Sünnet alimlerinin bir çok senet
zinciri ile naklettikleri meşhur hutbelerden biridir.
İbn-i Ebi’l-Hadid Nehc’ül-Belağa şerhinde bu hutbenin
bütün senet zincirini nakletmiştir ki yeri olmadığından
burada zikrinden sarf-ı nazar ettik.)
* * *
4- قالَ الاِْمامُ السَّـجّادُ عليه السّلام :
اَلْحَمْدُ لِلّهِ وَالْحَمْدُ حَقُّهُ كَما يَسْتَحِقُّهُ
حَمْداً كثيراً وَاَعُوذُ بِهِ مِنْ شَرِّ نَفْسِي اِنَّ
النَّفْسَ لاَمّارَةٌ بِالسُّوَءِ اِلاّ ما رَحِمَ رَبّي.
وَ أَعُوذُ بِهِ مِنْ شَرِّ الشَّيْطانِ الَّذي يَزيدُني
ذَنْباً اِلى ذَنْبي وَاَحْتَرِزُ بِهِ مِنْ كُلِّ جَبّار
فاجِر وَسُلْطان جآئِر وَعَدُوٍّ قاهِر.
اَاللّهُمَّ اجْعَلْني مَنْ جُنْدِكَ فَاِنَّ جُنْدَكَ
هُمُ الْغالِبُونَ وَاجْعَلْني مِنْ جِزْبِكَ فَاِنَّ
حِزْبَكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَاجْعَلْني مِنْ
اَوْلِيائِكَ فَاِنَّ اَوْلِيآئَكَ لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ
وَلاهُمْ يَحْزَنُونَ.
اَللّهُمَّ اَصْلِحْ لي ديني فَاِنَّهُ عَصْمَةُ اَمْري
وَاَصْلِحْ لي آخِرَتي فَاِنَّها دارُ مَقَرّي وَاِلَيْها
مِنْ مُجاوَرَةِ اللِّئامِ مَفَرّي وَاجْعَلِ الْحَياةَ
زِيادَةً لي في كُلِّ خَيْر وَالْوَفاةَ راحَةً لى مِنْ
كُلِّ شَرٍّ اَللّهُمَّ صَلِّ عَلى مُحَمَّد خاتَمِ
النَّبِيّينَ وَتَمامِ عِدَّةِ الْمُرْسَلينَ وَعَلى الِهِ
الطَّيِّبينَ الطّاهِرينَ وَاَصْحابِهِ الْمُنْتَجَبينَ
وَهَبْ لى ثَلاثاً لا تَدَعْ لى ذَنْباً اِلاّ غَفَرْتَهُ
وَلا غَمَّا اِلاّ اَذْهَبْتَهُ وَلا عَدُوّاً اِلاّ
دَفَعْتَهُ بِبِسْمِ اللهِ خَيْرِ الاَْسْماءِ بِسْمِ
اللهِ رَبِّ الاَْرْضِ وَالسَّماءِ....
بحار الانوار 90/187 وملحقات الصحيفة السجادية: 572
4-İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hamd Allah’a
mahsustur; Allah’a özgü sayısız hamd O’na mahsustur.
Nefsimin şerrinden ona sığınırım. Şüphesiz ki Allah’ın
rahmet ettiği dışında bütün nefisler kötülüğü emreder.
Sürekli günahlarımı artıran şeytanın, her zalim
sultanın ve kahir düşmanın şerrinden de Allah’a
sığınırım.
Allah’ım beni kendi ordundan kıl. Şüphesiz ki üstün
gelenler senin ordundur. Allah’ım beni kendi hizbinden
kıl şüphesiz ki kurtuluşa erenler senin hizbindir.
Allah’ım beni dostlarımdan kıl. Şüphesiz ki dostlarına
korku yoktur ve onlar asla üzülmezler.
Allah’ım dinimi islah et; şüphesiz ki din işimin ismeti
(beni dizginleyen)’dir. Allah’ım ahiretimi de islah et;
şüphesiz ki ahiret, benim sonunda karar kılacağım yurt
ve kötüler ile oturmaktan kendisine sığındığım yerdir.
Allah’ım dünya hayatını benim için her hayırda/iyilikte
bir artış vesilesi kıl ve ölümü her kötülükten kurtuluş
için bir rahatlık vesilesi kıl.
Allah’ım Peygamberlerin sonuncusu ve bütün elçilerinin
tamamlayıcısı olan Muhammed’e, Tahir ve Tayyib Ehl-i
Beyt’ine ve seçkin ashabına rahmet gönder. Allah’ım
bana şu üç hacetimi kabul et: Bağışlamadığın hiçbir
günah, gidermediğin hiçbir hüzün/gam ve benden def
etmediğin hiçbir düşmanım olmasın; isimlerin en iyisi
Allah ismi ile, göklerin ve yerin rabbi Allah’ın ismi
ile...”
Bihar’ul-Envar, c. 90, s. 187
Mulhakat’us-Sahifet’is-Seccadiye/572
* * *
5- قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
عِظَمُ الْخالِقِ عِنْدَكَ يُصَغِّرُ الْمَخْلُوقَ في
عَيْنِكَ.
نهج البلاغة: الكلمات القصار 129
5-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Eğer Allah’ın azametini derk edecek olursan, bütün
yaratıklar gözünde küçülür/değersiz hale gelir.”
(Nehc’ül-Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar, 129)
* * *
6 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
اَلْقَلْبُ حَرَمُ اللهِ فَلا تُسْكِنْ حَرَمَ اللهِ
غَيْرَ اللهِ.
بحار الانوار / 70/25
6-İmam Sadık (a.s)şöyle buyurmuştur: “Kalp Allah’ın
haremidir, Allah’ın hareminde Allah’tan başkasında yer
vermeyin.”
(Bihar’ul-Envar, c. 70, s. 25)
* * *
7 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
شيعَتُنا الَّذينَ اِذا خَلَوا ذَكَرُوا اللهَ كَثيراً .
بحار الانوار / 93/162
7-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz
halvetlerde/yalnız kaldıklarında Allah’ı çok
zikredenlerdir.”
(Bihar’ul-Envar, c. 93, s. 162)
* * *
8 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :
لا وَاللهِ ما أَرادَ اللهُ تَعالى مِنَ النّاسَ اِلاَّ
خَصْلَتَيْنِ: أَنْ يُقِرُّوا لَهُ بِالنَّعَمِ
فَيَزيدَهُمْ وَبِالذُّنُوبِ فَيَغْفِرَها لَهُمْ .
الكافي / 2/426
8-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a and olsun
ki Allah kullarından sadece şu iki hasleti irade
etmiştir: Nimetlerini ikrar etmeyi ki böylece onlara
nimetlerini arttırır ve günahlarını itiraf etmeyi ki bu
vesileyle de onların günahlarını affeder.”
(Kafi, c. 2, s. 426)
* * *
9 ـ قالَ الاِْمامُ الْحُسَيْنُ عليه السّلام :
إنَّ اللهَ جَلَّ ذِكْرُهُ ما خَلَقَ العِبادَ اِلاّ
لِيَعْرِفُوهُ فَاِذا عَرَفُوهُ عَبَدُوهُ، فِاذا
عَبَدُوهُ اِسْتَغْنَوْا بِعِبادَتِهِ عَنْ عِبَادَةِ ما
سِواهُ.
سفينة البحار/ 2/180
9-İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki
zikri yüce olan Allah kullarını kendisini tanısınlar
diye yaratmıştır, kulları O’nu tanıyınca, ona ibadet
ederler ve ona ibadet edince de O’ndan gayrisine
ibadetten müstağni/ihtiyaçsız olurlar.”
(Sefinet’ul-Bihar, c. 2, s. 180)
* * *
10 ـ قالَ الاِْمامُ عَلِيُ بْنُ الْحُسَيْنِ عليه
السّلام :
لا يُهْلَكُ مُؤْمِنٌ بَيْنَ ثَلاثِ خِصال: شَهادَةُ اَنْ
لا اِلهَ اِلاّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريك لَهُ، وَشَفاعَةُ
رَسُولِ اللهِ، وَسِعَةُ رَحْمَةِ الله.
سفينة البحار/ 517
10-İmam Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin
kul şu üç sıfat sebebiyle helak olmaktan kurtulur:
Allah’tan başka ilah, yoktur, tektir ve ortağı yoktur
diye yaptığı şahadet, Resulullah’ın şefaati ve Allah’ın
rahmetinin genişliği...”
(Sefinet’ul-Bihar, s. 517)
11 ـ قال النَّبِيُّ صلّى الله عليه وآله وسلم:
لَيَْسَ مِنّى مَنِ اسْتَخَفَّ بِصَلاتِهِ، لا يَرِدُ
عَلَيَّ الْحَوْضَ لا وَللهِ.
من لا يحضره الفقيه/ 1 / 206
11-Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazı hafife
alanlar vallahi benden değildir ve havuzda asla yanıma
gelmeyecektir.” (Yani ümmetin iyileri Peygamberin lütuf
ve merhametine mazhar olunca o bundan nasiplenmez ve
Peygamberin ümmetinden sayılmaz.)
(Men La Yehzuruh’ul-Fakih, c. 1, s. 206)
* * *
12 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
لَوْ كانَ عَلى بابِ أَحَدِكُمْ نَهْرٌ فَاغْتَسَلَ مِنْهُ
كُلَّ يَوْم خَمْسَ مَرّات هَلْ كانَ يَبْقى عَلى جَسَدِهِ
مِنَ الْدَّرَنِ شَيْءٌ إِنَّما مَثَلُ الصَّلاةِ مَثَلُ
النَّهْرِ الَّذى يُنْقى كُلَّما صَلّى صَلاةً كانَ
كَفّارَةً لِذِنُوبِهِ إلاّ ذَنْبٌ أَخْرَجَهُ مِنَ
الاْيمانِ مُقيمٌ عَلَيْهِ.
بحار الانوار/ 82/236
12-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden birinin
kapısından bir nehir geçse ve her gün beş defa o nehirde
yıkansa, bedeninde hiçbir pislik kalır mı? Şüphesiz ki
namazın misali işte bu temizleyen nehir misalidir.
Namaz, kendisini imandan çıkaran günahlar dışında namazı
kılan insanın tüm günahlarına kefarettir.
(Bihar’ul-Envar, c. 82, s. 236)
* * *
13 ـ قال النَّبِيُّ صلّى الله عليه وآله وسلم:
وَصَلاةُ فَرِيضَة تَعْدِلُ عِنْدَ اللهِ أَ الْفَ حِجَّة
وَأَ لْفَ عُمْرَة مَبْرُورات مُتَقَـبِّلات.
بحار الانوار/ 99/14
13-Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Farz namaz Allah
katında bin hac ve bin makbul/iyi umreye denktir.”
(Bihar’ul-Envar, c. 99, s. 14)
* * *
14 ـ قال النَّبِيُّ صلّى الله عليه وآله وسلم:
لا تُضَيِّعُوا صَلواتَكُمْ، فَاِنَّ مَنْ ضَيَّعَ
صَلاتَهُ حُشِرَ مَعَ قارُونَ وهامانَ وَكانَ حَقّاً عَلَى
اللهِ أنْ يُدْخِلَهُ النّار مَعَ الْمُنافِقيينَ.
بحار الانوار / 83/14
14-Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazlarınızı zayi
etmeyiniz. Şüphesiz ki namazını zayi edenler Karun ve
Haman ile haşr olur. Allah da onu münafıklar ile
birlikte bir hak olarak ateşe atar.”
(Bihar’ul-Envar, c. 83, s. 14)
* * *
15 ـ قال النَّبِيُّ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اِذا صَلَّيْتَ صَلاةً فَصَلِّ صَلاةَ مُوَدّع.
بحار الانوار/ 69/408
15-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazı
kılarken, son namazını kılan kimse gibi ol.” (Tam bir
kalp huzuruyla namaz kıl; idam hükmünün infazından önce
namaz kılan kimse gibi ol.)
(Bihar’ul-Envar, c. 69, s. 408)
* * *
16 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
لَوْ يَعْلَمُ الْمُصَلِّي ما يَغْشاهُ مِنَ الرَّحْمَةِ
لَما رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ السُّجُودِ.
تصنيف غرر الحكم / 175
16-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Eğer namaz kılan kimse kendisini çepe-çevre saran ilahi
rahmetten haberdar olsaydı, asla başını secdeden
kaldırmazdı.”
(Tesnif-u Gurer’il-Hikem, s. 175)
* * *
17 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :
أَوَّلُ ما يُحاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ اَلصَّلاةُ فَاِنْ
قُبِلَتْ قُبِلَ ما سِواها.
بحار الانوار / 7/267
17-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kulun hesaba
çekildiği ilk şey namazdır. Namazı kabul görürse gayrisi
her şey kabul görür.” (Aksi takdirde diğer amellerinin
kendisine hiçbir faydası olmayacaktır.)
(Bihar’ul-Envar, c. 7, s. 267)
* * *
18 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
اِنَّ شَفاعَتَنا لَنْ تَنالَ مُسْتَخِفّاً بِالصَّلاةِ.
بحار الانوار/ 82/236
18-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namazı hafife
alanlar şüphesiz ki asla şefaatimize nail olamazlar.”
(Bihar’ul-Envar, c. 82, s. 136)
* * *
19 ـ قالَ الاِْمامُ مُحَمَّدٌ الْباقِرُ عليه السّلام :
عَشْرٌ مَنْ لَقِيَ اللهُ عَزَّوَجَلَّ بِهنَّ دَخَلَ
الْجَنَّةَ: شَهادَةُ أنْ لا اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَأَ نَّ
مُحَمَّداً رَسُولُ اللهِ وَالاِْقْرارُ بِما جاءَ مِنْ
عِنْدِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ، وَاِقامُ الصَّلاةِ، وَايتاءُ
الزَّكاةِ وَصَوْمُ شَهْرِ رَمَضانَ، وَحِجُّ الْبَيْتِ،
وَالْوِلايَةُ لاَوْلِياءِ اللهِ، وَالْبَرائَةُ مِنْ
أَعْداءِ اللهِ، وَاِجْتِنابُ كُلِّ مُسْكِر.
الخصال / 432
19-İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah
her kimi şu on sıfata sahip olduğu bir halde mülakat
ederse, şüphesiz ki o kimse cennete girer: Allah’tan
başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resulü
olduğuna şahadet; Allah azze ve celle’nin indinden
gelen her şeyi ikrar etmek; namaz kılmak; zekat vermek;
Ramazan ayında oruç tutmak; Allah’ın evi Kabe’yi hacc
etmek; Allah’ın dostlarına dost olmak, Allah’ın
düşmanlarından beri olmak ve sarhoş edici her türlü
şeyden sakınmak.”
(el-Hisal, s. 432)
* * *
20 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
الصَّلاةُ قُرْبانُ كُلِّ تِقِيّ ، وَالْحَجُّ جِهادُ
كُلِّ ضَعيف، وَلِكُلِّ شَيء زَكاةٌ وَزَكاةُ الْبَدَنِ
اَلصِّيامُ، وَجِهَادُ الْمَرأَةِ حُسْنُ التَّبَعُّلِ.
نهج البلاغة، الكلمات القصار/ 136
20-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Namaz her takvalı insanın Allah’a yakınlaşma
vesilesidir, hac her zayıf insanın cihadıdır (zira hac
eşinden ve çocuklarından uzak kalmak, soğukluk,
sıcaklık ve korku gibi bir takım meşakkatlere katlanmak
demektir) Her şeyin bir zekatı vardır, bedenin zekatı
ise oruçtur, kadının cihadı ise eşi ile iyi geçinmesi ve
ona itaat etmesidir.”
(Nehc’ül-Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar/136)
* * *
21 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
ما مِنْ لَيْلَة اِلاّ وَمَلَكُ الْمَوْتِ يُنادى يا
اَهْلَ الْقُبُورِ لِمَنْ تَغْبِطُونَ الْيَوْمَ وَقَدْ
عايَنْتُمْ هَوْلَ الْمُطَّلَعِ، فَيَقُولُ الْمَوْتى
اِنَّما نَغْبِطُ الْمُؤْمِنينَ في مَساجِدِهِمْ
لاَِ نَّهُمْ يُصَلُّونَ وَلا نُصَلّي، وَيُؤْتُونَ
الزَّكاةَ وَلا نُزَكّي، وَيَصُومُونَ شَهْرَ رَمَضانَ
وَلا نَصُومُ، وَيَتَصَدَّقُونَ بِما فَضَلَ عَنْ
عِيَالِهِمْ وَنَحْنُ لا نَتَصَدَّق...
ارشاد القلوب/ 53
21-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her gece ölüm
meleği şöyle nida eder: “Ey kabir sakinleri, bugün
ahiretin durumunu gördüğünüz halde kime imreniyorsunuz”
Ölüler cevap olarak şöyle der: “Şüphesiz ki biz
camilerde namaz kılan müminlere imreniyoruz. Zira onlar
namaz kılıyorlar biz ise namaz kılamıyoruz; onlar zekat
veriyorlar, biz ise zekat veremiyoruz; onlar Ramazan
ayında oruç tutuyorlar, biz ise oruç tutamıyoruz; onlar
ailesinin geçiminden arta kalanı sadaka veriyorlar, biz
ise sadaka veremiyoruz. Onlar Allah’ı çok zikrediyorlar,
biz ise zikredemiyoruz. Dünyada kaybettiklerimizden
dolayı eyvahlar olsun bize.”
(İrşad’ul-Kulub, s. 53)
* * *
22 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
سَمِعْتُ مُنادياً يُنادي عِنْدَ حَضْرَةِ كُلِّ صَلاة،
فَيَقُولُ يا بَنى آدَمَ ! قُومُوا فَاَطْفَؤُوا عَنْكُمْ
ما أَوْقَدْتُمُوهُ عَلى أَ نْفُسِكُمْ.
مستدرك الوسائل/ 3/102
22-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her namaz
kıldığım zaman şöyle bir ses işitiyorum: “Ey
insanoğulları kalkınız, kendinizi ellerinizle nefsinize
yaktığınız ateşi namaz kılarak söndürün.”
(Müstedrek’ül-Vesail c. 3, s. 102)
23 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
حافِظُوا عَلَى الصَّلَواتِ، فَاِنَّ اللهَ تَبارَكَ
وَتَعَالى اِذا كانَ يَوْمُ القِيامِةً يَأتى بِالْعَبْدِ،
فَأَوّلُ شَيء يَسْأَ لُهُ عَنْهُ الصَّلاةُ، فَاِنْ جاءَ
بِها تامَّةً، وَاِلاّ زُخَّ فِى النّارِ.
بحار الانوار/ 82/202
23-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazlara
dikkat edin, şüphesiz Allah tebarek ve teala kıyamet
günü kul getirilince kendisine ilk önce namazı sorar.
Eğer kul namazını tam eda etmişse (kurtuluşa erenlerden
olacaktır); aksi takdirde ateşe atılacaktır.”
(Bihar’ul-Envar, c. 82, s. 202)
* * *
24 ـ عَنْ أبى بَصير، قالَ دَخَلْتُ عَلى اُمِّ حَميدَةَ
اُعَزِّيها بِأَبى عَبْدِ اللهِ عليه السّلام فَبَكَتْ
وَبَكَيْتُ لِبُكائِها ثُمَّ قالَتْ: يا أَبا مُحَمَّد
لَوْ رَأَيْتَ أَبا عَبْدِ اللهِ عليه السّلام عِنْدَ
الْمَوْتِ لَرَأَيْتَ عَجَباً، فَتَحَ عَيْنَيْهِ ثُمَّ
قالَ اِجْمَعُوا كُلَّ مَنْ بَيْنى وَبَيْنَهُ قَرابَةٌ،
قالَتْ: فَما تَرَكْنا أَحَداً اِلاّ جَمَعْناهُ فَنَظَرَ
اِلَيْهِمْ ثُمَّ قالَ: اِنَّ شَفاعَتَنا لا تَنالُ
مُسْتَخِفّاً بِالصَّلاةِ.
وسائل الشيعة/ 4/26
24-Ebu Basir şöyle diyor: (İmam Sadık (a.s)’ın şahadeti
için baş sağlığı dilemek üzere) Ümmü Hamide’nin (Musa b.
Cafer (a.s)’ın annesinin) huzuruna vardım. Ümmü Hamide
ağladı, ben de ardından ağlamaya başladım, daha sonra
şöyle dedi: “Ey Eba Muhammed, Eba Abdillah (a.s)’ı (İmam
Sadık’ı) ölüm anında görmüş olsaydın, ilginç bir şey
görmüş olurdun. İmam Sadık (a.s) gözlerini açtı ve,
“Aramızda akrabalık olan herkesi toplayın.” dedi. Ümmü
Hamide daha sonra şöyle dedi: “Bunun üzerine biz de
ilgili herkesi oraya topladık. İmam (a.s) oradakilere
baktı, sonra şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki namazı hafife
alanlar şefaatimize nail olamaz.”
(Vesail’uş-Şia, c. 4, s. 26)
* * *
25 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اَلْعِبادَةُ مَعَ أَكْلِ الْحَرامِ كَالْبِناءِ عَلَى
الرَّمْلِ.
بحار الانوار/ 84/258
25-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Haram yiyecek
ile birlikte olan ibadet, çakıl taşları üzerinde
yapılmış (hiç sağlam olmayan) binaya benzer.”
(Bihar’ul-Envar, c. 84, s. 258)
* * *
26 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
شَرَفُ الْمُؤْمِنِ قِيامُهُ بِالْلَّيْلِ وَعِزُّهُ
اِستغْناؤُهُ عَنِ النّاسِ.
بحار الانوار/ 77/20
26-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Müminin şerefi
gece (ibadet için) kıyam etmesidir. Müminin izzeti ise
insanlardan müstağni/ihtiyaçsız olmasıdır.
(Bihar’ul-Envar, c.77, s. 20)
* * *
27 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
مَنْ كَثُرَ في لَيْلِهِ نَوْمُهُ فاتَهُ مِنَ الْعَمَلِ
ما لا يَسْتَدْرِكُهُ فى يَوْمِهِ.
غرر الحكم/ 289
27-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Geceleyin fazla uyuyan gündüz elde edemeyeceği bir
ameli (yani gece namazını) elden kaçırır.”
(Gurer’ul-Hikem, s. 289)
* * *
28 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام فيما ناجَى
اللهُ عَزَّوَجَلَّ بِه مُوسَى بْنِ عِمْرانَ عليه
السّلام: يَابْنَ عِمْرانَ كَذَبَ مَنْ زَعَمَ أَ نَّهُ
يُحِبُّنِي فَاِذا جَنَّهُ اللَّيْلُ نامَ عَنّي.
بحار الانوار/ 13/329
28-İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Allah-u Teala Hz.
Musa (a.s)’a şöyle hitap etti: “Ey İmranoğlu! Gece boyu
benden gaflet edip uyudukları halde beni sevdiğini
iddia edenler yalan söylüyor. (Dost, dostla konuşmaktan
lezzet almaz mı?”
(Bihar’ul Envar, c.13, s.329)
* * *
29 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
لا تَدَعْ قِيامَ اللَّيْلِ فَاِنَّ الْمَغْبُونَ مَنْ
حُرِمَ قِيامَ اللَّيْلِ .
بحار الانوار/ 83/127
29-İmam Sadık(a.s) şöyle buyurmaktadır: “Gece namazını
asla terk etme! Gerçek zarara uğramış kimse, gece
namazından mahrum kalan kimsedir.
(Bihar’ul Envar, c.83, s.127)
* * *
30 ـ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللهِ عليه السّلام قالَ: قَالَ
رَسُولُ اللهِ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ لِجَبْرَئيلَ
عِظْنِي فَقالَ: يا مَحَمَّدُ عِشْ ما شِئْتَ فَاِنَّكَ
مَيِّتٌ، وَأَحْبِبِ ما شِئْتَ فَاِنَّكَ مُفارِقُهُ،
وَاِعْمَلْ ما شِئْتَ فَاِنَّكَ مُلاقِيهِ، شَرَفُ
المُوْمِنِ صَلاتُهُ بِالْلَّيْلِ، وَعِزُّهُ كَفُّهُ عَنْ
أَ عْراضِ النّاسِ.
الخصال / 72
30-Ebi Abdillah (İmam Sadık-a.s-), şöyle buyurmaktadır:
“Resulullah (s.a.v) Cebrail’e “bana öğüt ver” diye
buyurdu. Bunun üzerine Cebrail şöyle dedi: “Ey Muhammed
istediğin kadar yaşa, ama şüphesiz ki sonunda
öleceksin. İstediğin kadar sev, şüphesiz ki sonunda
ayrılacaksın. İstediğin şeyi yap şüphesiz ki sonunda
onu (karşılığını) göreceksin. Müminin şerefi gece
namazıdır. İzzeti ise insanların ırz ve yüz suyundan
sarf-ı nazar etmesidir.”
(el-Hisal/72)
* * *
31 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
ثَلاثَةٌ هُنّ فَخْرُ الْمُؤمِنِ وَزَيْنُهُ في الدُّنْيا
وَالاخِرةِ: اَلصَّلاةُ في آخرِ اللَّيْلِ، وَ يَأْسُهُ
مِمّا في أَ يْدي النّاس، وَوِلا يَةُ الاِمامِ مِنْ آلِ
مُحَمَّد.
بحار الانوار/ 75 / 107
31-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şu üç şey
müminin dünya ve ahirette ziyneti ve övünç kaynağıdır:
Gecenin sonunda kıldığı teheccüd namazı, insanların
elinde olan şeylere ümit bağlamaması ve Al-i
Muhammed’den (Ehl-i Beyt’ten) olan imamın velayet
sevgisi.”
(Bihar’ul Envar, c.75, s.107)
* * *
32-قالَ الاِْمامُ الجَوادُ عليه السّلام:
مَنْ وَثِقَ بِاللهِ أراهُ السُّروُرَ وَمَنْ تَوَكَّلَ
عَلَى اللهِ كَفاهُ الاُمُورَ.
بحار الانوار / 78 / 79
32-“İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah’a
güvenirse Allah ona sevinç ve mutluluk verir ve her kim
de Allah’a tevekkül ederse Allah ona işlerinde kifayet
eder/yeter.
(Bihar’ul Envar, c.78, s.79)
Allah’a İman ve Rızayetini
33 -قالَ الصّادِقُ عليه السّلام حَدَّثَني أَبي عَنْ
أَبِيه عليه السّلام:
أنَّ رَجُلاً مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ كَتَبَ اِلى أَبي
الْحُسَيْنِ بِنْ عَلِيّ عليه السّلام يا سَيْدِي
أَخْبِرْني بِخَيْرِ الدُّ نْيا والاخِرَةِ فَكَتَبَ
صَلَواتُ اللهِ عَلَيْهِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِ، أَمّا بَعْدُ فَاِنَّ مضن طَلَبَ رِضَى الله
بسخط الناس كفاهُ اللهُ اُمور الناس ومَنْ طَلَبَ رِضَى
النّاسِ بِسَخَطِ اللهِ وَكَلَهَ اللهُ اِلى النّاسِ
وَالسَّلامُ.
بحار الانوار / 71 / 208
33-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Babam bana
babasından şöyle buyurduğunu nakletti: Kufe ehlinden
bir adam, babam Hz. Hüseyin bin Ali (a.s)’a şöyle yazdı:
“Ey efendim, bana dünya ve ahiret hayrını/iyiliğini
haber ver.” Bunun üzerine babam (a.s) şöyle yazdı:
“Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla, şüphesiz ki her
kim Allah’ın rızasını insanların gazabından üstün
tutarsa, Allah da insanlarla ilişkilerinde kendisine
kifayet eder/yeter. Her kim de insanların rızayetini
Allah’ın gazabına tercih ederse, Allah da onu insanlara
havale eder... ve’s-Selam”
(Bihar’ul Envar, c.71, s.208)
* * *
34 ـ قالَ الاِْمامُ السَّـجّادُ عليه السّلام :
مَنْ عَمِلَ بِما اِفْتَرَضَ اللهُ عَلَيْهِ فَهُوَ مِنْ
خَيْرِ النّاسِ.
الكافي / 2 /81
34-İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim
Allah’ın kendine farz kıldığı şeylerle amel ederse, o
insanların en hayırlısıdır.”
(el-Kafi c.2,s.81)
* * *
35 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
مَنْ أَحَبَّ لِلّهِ وَأَبْغَضَ لِلّهِ وَأَعْطى لِلّهِ
فَهُوَ مِمَّن كَمُلَ ايمَانُهُ .
الكافي / 2 /124
35-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah
için sever Allah için buğz eder ve Allah için ihsanda
bulunursa o kimse imanı kemale erişenlerdendir.”
(el-Kafi c.2,s.124)
* * *
36 ـ قالَ الاِْمامُ الْحَسَنُ الْعَسْكَريُّ عليه
السّلام:
خِصْلَتانِ لَيْسَ فَوْقَهُما شَيءٌ: اَلاْيمانُ بِاللهِ،
وَنَفْعُ الاِْخْوانِ.
بحار الانوار / 17/218
36-İmam Hasan el-Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: “şu iki
hasletin üstünde hiçbir şey yoktur: “Allah’a iman ve
Müslüman kardeşlerini faydalandırmak.”
(Bihar’ul Envar c.17, s.217)
* * *
37 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اَكْثَرُ ما يُدْخِلُ النّاسَ الْجَنَّةَ تَقْوَى اللهِ
وَحُسْنُ الخُلْقِ.
بحار الانوار / 71/373
37-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İnsanların
cennete girmesine en çok sebep olan şey, Allah’dan
sakınması ve güzel ahlaklı olmasıdır.”
Bihar’ul Envar, c.71, s.373
* * *
38 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اِذا هَمَمْتَ بِأَمْر فَتَدَبَّرْ عاقِبَتَهُ، فاِنْ يَكُ
خَيْراً وَرُشْداً فَاتَّبِعْهُ، وَاِنْ يَكُ غَيّاً
فَدَعةُ.
بحار الانوار / 77 /130
38-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir işi
yapmaya himmet edersen önce akıbetini düşün. Eğer
hayırlıysa ve sonunda başarı ve ilerlemeni sağlayacaksa
onu takip et. Yok eğer fasit ve bozuk bir şey ise, onu
terk et.”
Bihar’ul Envar, c.77, s.130
* * *
39 ـ سُئِلَ الصّادِقُ عليه السّلام عَنْ تَفْسيرِ
التَّقْوى، فَقالَ:
أَنْ لا يَفْقُدَكَ حَيْثُ اَمَرَكَ وَلاَ يَراكَ حَيْثُ
نَهاكَ.
سفينة البحار / 2 / 678
39-İmam Sadık (a.s)’a takvanın anlamı sorulunca şöyle
buyurmuştur: “(Takva Allah’ın) seni, emrettiği işlerde
kaybetmemesi ve nehy ettiği işlerde ise görmemesidir.”
(Yani, Allah’ın emrettiğini yapmak, nehy ettiğinden
sakınmaktır.)
Sefinet’ül Bihar, s.2, s.678
* * *
40 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اِسْتَحي مِن اللهِ كَما تَسْتَحي مِنَ الرَّجُلِ
الصّالِحِ مِنْ قَوْمِكَ.
مستدرك الوسائل / 8 / 466 رقم 10027
40-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kavminden
(yakınlarından) salih bir insandan utandığın gibi
Allah’tan utan.”
(Müstedrek’ül Vesail, c.8, s.466, 10027.hadis)
* * *
41 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
نِعْمَ صارِفُ الشَّهَواتِ غَضُّ الاْبْصارِ.
غرر الحكم / 321
41-Emir’el Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Gözlerini önüne dikmek (kapamak)
şehvetlerden/günahlardan en güzel koruyucudur.”
(Gurer’ul Hikem/321)
* * *
42 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام للْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ عَلَيْهِما السَّلامُ
لَمّا ضَرَبَهُ ابْنُ مُلجَم لَعَنَهُ اللهُ :
أُوصِيكُما بِتَقْوَى اللهِ، وَأَ لاَّ تَبْغِيَا
الدُّنْيَا وَإنْ بَغَتْكُما، وَلاَ تَأْسَفا عَلى شَيء
مِنْها زُوِيَ عَنْكُما، وَقُولا بِالحَقِّ، وَاعْمَلا
لِلاَْجْرِ، وَكُونا لِلظّالِمِ خَصْمَا، وَلِلْمَظْلُوم
عَوْناً.
نهج البلاغة الرسالة رقم / 47
42-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s), İbn-i Mülcem (Allah
ona lanet etsin) tarafından kılıçla yaralanınca oğlu
Hasan ve Hüseyin (a.s)’a şöyle buyurdu: “Size Allah’tan
korkmanızı ve her ne kadar dünya sizi istese de dünyayı
istememenizi, dünya sizden bir şey aldığında buna
üzülmemenizi, hak üzere konuşmanızı, (ahirette
alacağınız) mükafat için amel etmenizi, zalime düşman ve
mazluma ise yardımcı olmanızı tavsiye ediyorum.”
(Nehc’ül Belağa 47. Mektup)
* * *
43 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
فَإنِّي أُوْصِيكَ بِتَقْوَى اللهِ ـ أَيْ بُنَيَّ ـ
وَلُزُومِ أَمْرِهِ، وَعِمارَةِ قَلْبِكَ بِذِكْرِهِ،
وَالاِْعْتِصامِ بِحَبْلِهِ. وَأَيُّ سَبَب أَ وْثَقُ مِنْ
سَبَب بَيْنَكَ وَبَيْنَ اللهِ إِنْ أَنْتَ أَخَذْتَ بِهِ
!
نهج البلاغة الرسالة رقم / 31
43-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Ey oğlum sizlere Allah’tan sakınmanızı, emrini gerekli
görmenizi, zikriyle kalbinizi abad/bayındır kılmanızı
(muhabbet ve aşk ocağı olan kalp ilahi aşk nuruyla daha
iyi nurlanır ve Allah’tan gayrisine teveccüh etmez.) ve
ipine sarılmanızı vasiyet ediyorum. Eğer sarılacak
olursan Allah ile kendi arandaki sebepten/vesileden
daha sağlam hangi sebep/vesile olabilir.!
(Nehc’ül Belağa 31. Mektup)
* * *
44 ـ عَنْ أَبي اُسامَةَ قالَ: سَمِعْتُ أَبا عَبْدِ
اللهِ عليه السّلام يَقُولُ: عَلَيْكَ بِتَقْوَى الله،
وَالْوَرَعِ، وَالاِْجْتِهادِ، وَصِدْقِ الْحَديثِ،
وَأَداءِ الاَْمانَةِ، وَحُسْنِ الْخُلُقِ، وَحُسْنِ
الْجِوارِ، وَكُونُوا دُعاةً اِلى أَنْفُسِكُمْ بِغَيْرِ
أَ لْسِنَتِكُمْ، وَكُونُوا زَيْناً، وَلا تَكُونُوا
شَيْناً، وَعَلَيْكُمْ بِطُولِ الرُّكُوعِ وَالسُّجُودِ،
فَاِنَّ أَحَدَكُمْ اِذا طالَ الرُّكُوعَ وَالسُّجُودَ،
هَتَفَ اِبْلِيسُ مِنْ خَلْفِهِ وَقالَ: يا وَيْلَهُ،
أَطاعَ وَعَصَيْتُ، وَسَجَدَ وَأَبَيْتُ.
الكافي / 2/77
44-Ebi Usame şöyle diyor: “Eba Abdillah (a.s)’ın (İmam
Sadık’ın) şöyle buyurduğunu işittim: “Allah’tan kork,
ver’a /takva sahibi ol, ibadetlerde gayretli davran,
doğru konuş emanete riayet et, güzel ahlaklı ol ve
komşularına iyi davran. İnsanları kendinize,
dillerinizden gayrisiyle (amellerinizle) davet edin.
Bize süs olun, bize utanç kaynağı olmayın, rüku ve
secdeleriniz uzun olsun, şüphesiz ki sizden birinin rüku
ve secdeleri uzarsa şeytan arkalarından şöyle feryat
eder: “Eyvahlar olsun bana; bu itaat etti, ben ise isyan
ettim, o secde etti, ben ise secde etmekten sakındım.”
(el-Kafi, c.2, s.77)
* * *
45 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام: وَجَدْنا في
كِتابِ عَليِّ بنِ الْحُسَيْنِ عليه السّلام: (اَلا اِنَّ
أَوْلياءَ اللهِ لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ
يَحْزَنُونَ) اِذا أَ دُّوا فَرائِضَ اللهِ وأَخَذُوا
سُنَنَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ
وَتَوَرَّعُوا عَنْ مَحارِمِ اللهِ وَزَهِدُوا في عَاجلِ
زَهْرَةِ الدُّنيا وَرَغِبُوا فِيما عِنْدَ اللهِ
وَاكْتَسَبُوا الطَّيِّبَ مِنْ رِزْقِ اللهِ لِوَجْهِ
اللهِ لا يُريدُونَ بِهِ التَّفاخُرَ والتَّكَاثُرَ ثُمَّ
أَنْفِقُوا فِيما يَلْزَمُهُمْ مِنْ حُقُوق واجِبَة
فَاوُلئِكَ الَّذينَ بارَكَ اللهُ لَهُمْ اكْتَسَبُوا
وَيُثابُونَ عَلى مَا قَدَّمُوا لاِخِرَتِهِمْ.
بحار الانوار / 69 / 277
45-İmam Bakır (a.s) Ali bin Hüseyin (a.s)’ın
kitabından naklen şöyle buyurmuştur: “Uyanık olun,
şüphesiz ki Allah’ın dostlarına korku yoktur ve onlar
asla üzülmezler, (Allah’ın dostluğu ise) Allah’ın farz
kıldığı şeyleri eda etmek, Resulullah (s.a.v)’in
sünnetine sarılmak, Allah’ın haramlarından kaçınmak,
dünyanın güzelliklerinden uzak durmak, Allah nezdinde
olanlara rağbet etmek, Allah’ın temiz rızıklarını sadece
Allah için elde etmek, bu mallarla başkalarına karşı
övünmemek ve elde ettiği malları Allah’ın farz kıldığı
yerlerde infak etmekle mümkündür. Allah bu dostlarının
elde ettiklerine hayır ve bereket vermiş, ahiretleri
için önceden gönderdikleri (ibadet ve infakları)
sebebiyle mükafat taktir etmiştir.”
(Bihar’ul Envar, c.69,s.277)
* * *
46 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اِنَّ النَّاسَ مِنْ عَهْدِ آدَمَ إلى يَوْمِنا هذا مِثْلُ
أَسْنانِ الْمُشْطِ، لا فَضْلَ لِلْعَرِبيّ عَلَى
الْعَجَمَيِّ وَلا للاِحْمَرِ عَلَى الاَْسْوَدِ إِلاّ
بِالتَّقْوَى .
مستدرك الوسائل / 12 / 89
46-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki
insanlar Hz. Adem (a.s)’dan günümüze bir tarağın dişleri
gibi eşittir. Arabın, Arap olmayana ve kızılın siyaha
takva dışında bir üstünlüğü yoktur.”
(Müstedrek’ül Vesail, c.12, s.89)
* * *
47 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
اِنَّ قَليلَ الْعَمَلِ مَعَ التَّقْوى خَيْرٌ مِنْ
كَثِيرِ الْعَمَلِ بِلا تَقْوى.
الكافي / 2 / 76
47-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Takva ile
birlikte olan az amel, takvasız olan çok amelden daha
hayırlıdır.
(el-Kafi, c.2, s.76)
48 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
كُلُّ دُعاء يُدْعَى اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهِ مَحْجُوبٌ
عَنِ السَّماءِ حَتى يُصَلّي عَلى مُحَمَّد وَآلِ
مُحَمَّد.
الكافي / 2 / 493
48-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a yapılan
bütün dualar Muhammed ve Al-i Muhammed’e salavat
gönderilmedikçe göklere örtülüdür/yükselmez.”
(el-Kafi, c.2, s.493)
* * *
49 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
يَتَمَنّى الْمُؤْمِنُ أَ نَّهُ لَمْ يُسْتَجَبْ لَهُ
دَعْوَةٌ في الدُّنْيا مِمّا يَرى مِنْ حُسْنِ الثَّوابِ.
الكافي / 2 / 491
49-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin insan
(ahirette dünyadaki çektiği sıkıntılar karşılığında)
kendisine verilen güzel mükafatları görünce dünyadaki
hiç bir duasının müstecab olmamasını temenni eder.”
(Zira duası müstecab olunca o belalardan kurtulmuş,
dolayısıyla da sıkıntılara katlanma sevabından mahrum
kalmıştır.)
(el-Kafi c.2,s.492)
* * *
50 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
اَحَبُّ الاعْمالِ اِلى اللهِ عَزَّ وَجلَّ فِي الاَرْضِ
الدُّعاءُ وأَفْضَلُ الْعِبادَةِ الْعَفافُ.
بحار الانوار/ 93 / 295
50-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Allah azze ve celle’ye yeryüzünde en sevimli gelen amel
duadır. İbadetlerin en üstünü ise iffettir.”
(Bihar’ul Envar, s.93, s.295)
* * *
51ـ عَنْ أَبي بَصير وَمُحمَّدِ بْنِ مُسْلم عَنْ أَبي
عَبْدِ الله عليه السّلام قَالَ: حَدَّثَني أَبي عَنْ
جَدّي عَنْ آبائِهِ أَ نَّ اَميرَ الْمُؤمِنينَ عليه
السّلام قَالَ فِيما عَلَّمَ أَصْحابَهُ، تُفْتَحُ
أَبْوابُ السَّماءِ في خَمْسَةِ مَواقيتَ: عِنْدَ نُزُولِ
الْغَيْثِ، وَعِنْدَ الزَّحْفِ، وَعِنْدَ الاَذانِ،
وَعِنْدَ قِراءَةِ الْقُرْآنِ وَمَعَ زَوالِ الشَّمْسِ،
وَعِنْدَ طُلُوعِ الْفَجْرِ.
الخصال / 302
51-Ebu Basir ve Muhammed bin Müslim’den naklen Ebi
Abdillah (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet
etmektedir: “Babam babasından, o da babalarından
Emir’el Müminin İmam Ali (a.s)’ın ashabına şöyle
buyurduğunu nakletmiştir: “Göklerin kapısı şu beş
vakitte açılır: yağmur yağarken, düşmanla savaşırken,
ezan okunurken, Kur’an okunurken, öğlen vakti ve güneş
doğarken.”
(el-Hisal/302)
* * *
52ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
اِغْتَنِمُوا الدُّعاءَ عِنْدَ خَمْسَةِ مَواطِنَ: عِنْدَ
قِراءَةِ الْقُرآنِ، وَعِنْدَ الاذانِ، وَعِنْدَ نُزُول
الغَيْثِ، وَعِنْدَ اِلْتِقاءِ الصَّـفَّيْنِ
لِلشَّهادَةِ، وَعِنْدَ دَعْوَةِ الْمَظْلُومِ فَاِنَّها
لَيْسَ لَها حِجابٌ دوُنَ الْعَرْشِ.
بحار الانوار / 93 / 343
52-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Şu beş vakitte dua etmeyi ganimet bilin: Kur’an
okunurken, ezan okunurken, yağmur yağarken, şahadet için
düşmanla karşılaşırken ve mazlum insan dua ederken. Zira
arş ile mazlumun duası arasında hiçbir perde yoktur.
(Bihar’ul Envar, c.93, s.343)
* * *
53 ـ قالَ الاِْمامُ الْحُسَيْنُ عليه السّلام :
الَلّهُمَّ إِنَّكَ أَ قْرَبُ مَنْ دُعِيَ، وَأَ سْرَعُ
مَن أَجابَ، وَأَكْرَمُ مَنْ عَفا، وَأَوْسَعُ مَنْ
أَ عْطى، وَأَ سْمَعُ مَن سُئِلَ، يا رَحْمنَ الدُّنْيا
وَالاخِرَةِ وَرَحيمَهُما.
دعاء عرفة
53-İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allahım sen
çağrılanların en yakınısın, icabet edenlerin en
hızlısısın, affedenlerin en kerimisin, ihsan edenlerin
en genişisin, istenilenlerin en çok duyanısın, ey dünya
ve ahiretin rahman ve rahimi.”
(Arafe Duası)
* * *
54 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
مَنْ اُعْطِيَ أَرْبَعاً لَمْ يُحْرَمْ أَرْبَعاً: مَنْ
اُعْطِيَ الدُّعاءِ لَمْ يُحْرَمِ الاجابَةَ، وَمَنْ
اُعْطِيَ التَّوْبَةَ لَمْ يُحْرَمِ الْقَبُولَ، وَمَنْ
اُعْطِيَ الاسْتِغْفارَ لَمْ يُحْرَمِ الْمَغْفِرَةَ،
وَمَنْ اُعْطِيَ الشُّكْرَ لَمْ يُحْرَمِ الزِّيادَةَ.
نهج البلاغة، الكلمات القصار / 135
54-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Kendisine dört şey verilen, dört şeyden mahrum olmaz:
Kendisine dua verilen, icabetten mahrum; kendisine tövbe
verilen, kabulden mahrum olmaz; kendisine istiğfar
verilen mağfiretten mahrum olmaz ve kendisine şükür
verilen, (nimetlerinin) artışından mahrum olmaz.”
(Nehc’ul Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar/135)
(Seyyid Razi -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şöyle
diyor: “Bu dört konunun şahidi Allah’ın kitabında da
mevcuttur; ama dua hakkında bir ayette şöyle
buyuruluyor: “..Bana dua edin, duanızı kabul edeyim...”
İstiğfar hakkında ise bir ayette şöyle buyuruluyor: “Kim
bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de sonra
Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok yarlığayıcı ve
esirgeyici bulacaktır.”
Şükür hakkında ise bir ayette şöyle buyurulmaktadır:
“Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz,
elbette size (nimetimi) artıracağım...diye
bildirmişti.”
Tövbe hakkında ise şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kabul
edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez
elden tövbe edenlerin tövbesidir; işte Allah bunların
tövbesini kabule der; Allah her şeyi bilendir, hikmet
sahibidir.”
* * *
55 ـ عَنْ أَبي عَبْدِ اللهِ عليه السّلام في رَسالَة
طَوِيلَة:
واَللهُِ مُصَيِّرٌ دُعاءَ الْمُؤْمِنينَ يَوْمَ
الْقِيامَةِ لَهُمْ عَمَلاَ يَزِيدُهُمْ في الْجَنَّةِ.
بحار الانوار / 78 / 216
55-Ebi Abdillah, (İmam Sadık) -a.s- Şiilere yazdığı uzun
bir mektubunda şöyle buyurmuştur: “Allah kıyamet günü
Müminlerin duasını da onların iyi işlerinden sayar ve bu
bahaneyle cennette kendilerine daha üstün bir mükafat
verir.”
(Bihar’ul Envar, c.78, s.216)
* * *
56 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
دَاوُوا مَرْضاكُمْ بِالصَّدَقِةِ وَادْفَعُوا أَبْوابَ
الْبَلاءِ بِالدُّعاءِ.
التهذيب / 4 / 112
56-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hastalarınızı
sadaka ile tedavi edin ve bela kapılarını dua ile
kendinizden uzaklaştırın.”
(et-Tehzib, c.4, s.112)
* * *
57 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
سَلْ حاجَتَكَ واَلِحَّ في الطَّلَبِ فَاِنَّ اللهَ
يُحِبُّ اِلْحاحَ الْمُلِحِّينَ مِنْ عِبادِهِ
الْمُؤْمِنينَ.
وسائل الشيعة / 7 / 60
57-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’tan
hacetini ısrarla dile; çünkü Allah mümin kullarından
ısrarla dilekte bulunanları sever.”
(Vesail’üş-Şia, c.7, s.60)
* * *
58 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
عَلَيْكُمْ بِالدُّعاءِ فَاِنَّكُمْ لا تُقَرَّبُونَ
بِمِثْلِهِ.
الكافي / 2 / 467
58-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dua etmekten
gaflet etmeyin; zira hiçbir şey dua gibi sizi Allah’a
yakın kılmaz.”
(el-Kafi, c.2, s.467)
* * *
59ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
رُ بَّما سَأَ لْتَ الشَّيءَ فَلَمْ تُعْطَهُ وَاُعْطيتَ
خَيْراً مِنْهُ.
غرر الحكم / 185
59-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“bir çok defa Allah’tan bir şey istersin de sana o şeyi
vermez, ondan daha hayırlısını ihsan eder.”
(Gurer’ul-Hikem/185)
Ehl-i Beyt
60ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
مَثَلُ أَهْلِ بَيْتي في اُ مَّتي مَثَلُ سَفِينَةِ نُوح
مَنْ رَكِبَها نَجا وَمَنْ رَغِبَ عَنْها هَلَك...
بحار الانوار / 27 / 113
60-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ümmetim
arasında Ehl-i Beyt’imin misali, Nuh'un gemisi
misalidir. Ona binen kurtulur, ondan yüz çeviren ise
helak olur.”
(Bihar’ul Envar c.27, s.113)
* * *
61 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :
اِنَّ حَديثَنَا يُحْيي الْقُلُوبَ.
بحار الانوار / 2/144
61-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki biz
Ehl-i Beyt’in sözleri kalpleri ihya eder.”
(Bihar’ul-Envar, c.2, s.144)
* * *
62 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
زَ يِّنُوا مَجالِسَكُمْ بِذِكْرِ عَلِيِّ بْنِ أَبي
طالِب.
بحار الانوار / 38 / 199
62-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Meclislerinizi Ali bin Ebi Talib’in zikriyle
süslendirin.”
(Bihar’ul Envar, c.38, s.199)
* * *
63 ـ في اِكْمالِ الدّينِ في حَديث عَنْ جابِرِ الْجُعْفي
عَنْ جابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ الاَ نْصارِيّ قَالَ:
قُلْتُ يا رَسُولَ اللهِ عَرَفْنا اللهَ وَرَسُولَهُ،
فَمَنْ أُولُوا الامْرِ الَّذينِ قَرَنَ اللهُ طاعَتَهُمْ
بِطاعَتِكَ؟
فَقالَ صلّى الله عليه وآله وسلم هُمْ خُلَفائي يا
جابِرُ، وَأَئِمَّةُ الْمُسْلِمينَ مِنْ بَعْدي
أَ وَّ لُهُمْ عَليُّ بْنُ أبي طالِب، ثُمَّ الْحَسَنُ
وَالْحُسَينُ، ثُمَّ عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ، ثُمَّ
مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ الْمَعْرُوفُ في التَّوْراةِ
بِالْباقِرِ، وسَتُدْرِكُهُ يا جابِرُ، فَاِذا لَقَيْتَهُ
فَاقْرَأْهُ مِنِّي السَّلامَ، ثُمَّ الصّادِقُ جَعْفَرُ
بْنُ مُحَمَّد، ثُمَّ مُوسَى بْنُ جَعْفَر، ثُمَّ عَلِيُّ
بْنُ مُوسى، ثُمَّ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، ثُمَّ عَليُّ
بْنُ مُحَمَّد، ثُمَّ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، ثُمَّ
مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، ثُمَّ عَلِيُّ بنُ مُحَمَّد،
ثُمَّ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، ثُمَّ سَمييِّ وَكَنييِّ
حُجَّةُ اللهِ في أَرْضِهِ، وَبَقِيَّتُهُ في عِبادِهِ
اِبْنُ الْحَسَنِ بْن عَلِيٍّ، ذاكَ الَّذي يَفْتَحُ اللهُ
تَعالى ذِكْرَهُ عَلى يَدَيْهِ مَشَارِقَ الارْضِ
وَمَغارِبَها، ذَاكَ الَّذي يَغيبُ عَنْ شِيعَتِهِ
وَأَ ولِيائِهِ غَيْبَةً لا يَثْبُتُ فِيها عَلَى
الْقَوْلِ بِإمامَتِهِ إلاّ مَنِ امْتَحَنَ اللهُ قَلْبَهُ
لِلايمانِ قَالَ جابِرٌ، فَقُلْتُ لَهُ: يا رَسُولَ اللهِ
فَهَلْ يَقَعُ لِشيعَتِهِ الانْتِفاعُ بِهِ في غَيْبَتِهِ،
فَقالَ إي وَالَّذي بَعَثَني بِالنُّبُوَّةِ اِنَّهُمْ
يَسْتَضيؤُونَ بِنُورِهِ وَيَنْتَفِعُونَ بِوِلايَتِهِ في
غَيْبَتِهِ كَإنْتِفاعِ النّاسِ بِالشَّمْسِ وَاِنْ
تَجَلَّـلَها سَحابٌ.
اكمال الّدين / 1 / 253
63-İkmal’ud-Din’de Cabir’ul-Cufi’den nakledilen bir
rivayette, Cabir bin Abdullah-i Ensari şöyle diyor
“Allah azze ve celle Peygamberine, “Ey iman edenler,
Allah’a Resule ve sizden olan emir sahiplerine itaat
edin.” ayetini nazil buyurunca Resulullah’a şöyle
arz ettim: “Ey Allah’ın Resulü ben Allah’ı ve Resulünü
tanıdım; ama Allah’ın, itaatini sana itaatle yan yana
zikrettiği bu emir sahipleri kimlerdir?” Bunun üzerine
Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ey Cabir onlar benim
halifelerim ve benden sonra Müslümanların imamlarıdır.
Onların ilki Ali bin Ebi Talib’dir, sonra da Hasan ve
Hüseyin’dir. Sonra da Tevrat’ta Bakır diye bilinen ve
senin çağına erişeceğin Muhammed bin Ali’dir. Ey Cabir,
onu görecek olursan ona selamımı ilet. Daha sonra Cafer
bin Muhammed, ondan sonra Musa bin Cafer, ondan sonra
Ali bin Musa, ondan sonra Muhammed bin Ali, ondan sonra
Ali bin Muhammed, ondan sonra, Hasan bin Ali, ondan
sonra da benim adımı ve künyemi taşıyan Allah’ın
yeryüzündeki hücceti ve kulları arasındaki Bakiyye’si
olan Hasan bin Ali’nin oğlu (Hz. Mehdi) olacaktır.
Allah yeryüzünün doğusu ve batısını onunla
fethedecektir. O Şiilerinden ve dostlarından gaybete
çekilecektir. Allah’ın kalbini imanla denediği kimseler
dışında hiç kimse onun imametine inanma noktasında sabit
(imanlı) kalmayacaktır.”
Cabir şöyle dedi: Bunun üzerine ben de Peygamber’e şunu
sordum: “Ey Resulullah gaybet halinde de Şiilerine bir
faydası olacak mı?” Bunun üzerine Resulullah (s.a.v)
şöyle buyurdu: “Beni nübuvvet ile gönderene andolsun ki
Şiileri bulutların kapladığı güneşten istifade eden
insanlar gibi onun nuruyla nurlanacak ve gaybet
zamanında bile velayetinden faydalanacaklardır.”
(İkmal’ud-Din, c.1, s. 253)
* * *
64 ـ قَالَ مالِكُ بْنُ أَ نَس عَنْ فَضْلِ الاِْمامِ
الصّادِقِ عليه السّلام :
مَا رَأَتْ عَيْنٌ وَلا سَمِعَتْ اُذُنٌ وَلا خَطَرَ عَلى
قَلْبِ بَشَر أَفْضَلُ مِنْ جَعْفَر الصّادِقِ فَضْلاً
وَعِلْماً وَعِبادَة وَوَرَعاً.
بحار الانوار / 47 / 28
64-Malik b. Enes İmam Sadık (a.s)’ın fazileti hakkında
şöyle diyor: “Hiç bir göz, hiç bir kulak ve hiç bir kalp
İmam Cafer’us-Sadık (a.s)’dan fazilet, ilim, ibadet ve
takva açısından daha üstününü görmemiş, duymamış ve
tanımamıştır.”
(Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 28)
* * *
65- قالَ الاِْمامُ الْحُسَيْنُ عليه السّلام :
فَلَعَمْري مَا الاِمامُ إلاّ الْحاكِمُ بِالْكِتابِ،
اَلْقائِمُ بِالْقِسطِ، الدَّائِنُ بِدينِ الْحَقِّ،
الحابِسُ نَفْسَهُ عَلى ذاتِ اللهِ.
الارشاد / 204
65-İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Canıma and
olsun ki İmam sadece Allah’ın hükmüne göre hüküm veren,
adaleti uygulayan, ilahi hak dine inanan ve Allah
yolunda ve ilahi hudutlarda nefsini dizginleyen
kimsedir.”
(İrşad/204)
Ehl-i Beyt (a.s)’ın Sevgisi
66ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
أَدِّبُوا أَ وْلادَكُمْ عَلى ثَلاث: حُبُّ نَبِيِّكُمْ
وَحُبُّ أَ هْلِ بَيْتِهِ وَعَلى قِراءَةِ الْقُرآنِ.
الجامع الصغير / 1 / 14
66-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızı
üç şey üzere terbiye edin: Peygamberinizin sevgisi,
Ehl-i Beyt’inin sevgisi ve Kur’an-ı Kerim’i kıraat etmek
üzere...”
(ec-Cami’us-Sağir, c. 1, s. 14)
* * *
67 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
مَنْ لَمْ يَقْدِرْ عَلى صَلَتِنا فَلْيَصِلْ صالِحي
مَوالِينا وَمَنْ لَمْ يَقْدِرْ عَلى زِيارَتِنا
فَلْيَزُرْ صالِحي مَوالِينا يُكْتَبْ لَهُ ثَوابُ
زِيارَتِنا.
بحار الانوار / 74 / 354
67- İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bizim
hakkımızda ihsan ve iyilik edemeyenler bizim salih
dostlarımıza iyilik etsinler. Bizi ziyaret edip
göremeyenler salih şiileri ziyaret edip görsünler.
Böylece kendilerine bizi ziyaret etmenin sevabı
yazılır.”
(Bihar’ul-Envar, c. 74, s. 354)
* * *
68 ـ قالَ الاِْمامُ مُحَمَّدٌ الْباقِرُ عليه السّلام :
أَفْضَلُ ما يَتَقَرَّبُ بِهِ الْعِبادُ اِلى اللهِ
عَزَّوَجَلَّ طاعَةُ اللهِ وَطاعَةُ رَسُولِهِ وَطاعَةُ
اُولي الامْرِ قَالَ أَبُو جَعْفَر عليه السّلام: حُبُّنا
اِيمانٌ وَبُغْضُنا كُفْرٌ.
الكافي / 1 / 187
68-İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:
“İnsanları Allah azze ve celle’ye yaklaştıran en üstün
şey Allah’a itaat, resule itaat ve emir sahiplerine
itaattir.” (Daha sonra İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdu:)
“Bizim sevgimiz iman ve bize buğz etmek ise küfürdür.”
(el-Kafi, c. 1, s. 187)
* * *
69 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
اِنَّ فَوْقَ كُلِّ عِبادَة عِبادَةً وَحُبُّنا أَ هْلَ
الْبَيْتِ أَ فْضَلُ عِبادَة.
بحار الانوار / 37 / 91
69-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her ibadetin
üstünde bir ibadet vardır, biz Ehl-i Beyt’in sevgisi ise
ibadetlerin en üstünüdür.”
(Bihar’ul-Envar, c 27, s. 91)
* * *
Övülmüş-Güzel Sıfatlar
70 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اَلا اُ نْبِّئُكُمْ بِالْمُؤْمِنِ؟ مَنِ ائْتَمَنَهُ
الْمُؤْمِنُونَ عَلى أَنْفُسِهِمْ وَأَ مْوالِهِمْ، ألا
اُ نَبِّئُكُمْ بِالْمُسْلِمِ؟ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ
مِنْ لِسانِه وَيَدِه... والْمُؤْمِنُ حَرامٌ عَلَى
الْمؤْمِنِ أَنْ يَظْلِمَهُ أَوْ يَخْذُلَهُ أَوْ
يَغْتابَهُ أَوْ يَدْفَعَهُ دَفْعَةً.
الكافي / 2 / 235
70-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Size mümini
haber vereyim mi? Mümin, müminlerin nefisleri ve malları
hususunda kendisinden emanda oldukları kimsedir. Size
müslümanın kim olduğunu haber vereyim mi? Müslüman,
Müslümanların elinden ve dilinden emanda oldukları
kimsedir. Muhacir ise kötülükleri kenara itip Allah’ın
haramlarını terk eden kimsedir. Müminin mümine zulüm
etmesi, onu yardımsız bırakması, gıybetini etmesi veya
onu kendinden uzaklaştırması/kovması haramdır.”
(el-Kafi, c. 2, s. 235)
* * *
71 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
لا يَنْبَغي لِلْمُؤْمِنِ أَنْ يَجْلِسَ مَجْلِساً يُعْصَى
اللهُ فِيهِ وَلا يَقْدِرُ عَلى تَغْييرِهِ.
الكافي / 2 / 374
71-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Değiştirmeye
gücü yetmediği halde Allah’a isyan edilen bir toplantıya
katılması mümine yakışmaz.”
(el-Kafi, c. 2, s. 374)
* * *
72 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
مَنْ صَدَقَ لِسانُهُ زَكى عَمَلُهُ، وَمَنْ حَسُنَتْ
نِيَّتُهُ زادَ اللهُ في رِزْقِهِ وَمَنْ حَسُنَ بِرُّهُ
بِأَ هْلِهِ زادَ اللهُ في عُمْرِهِ.
الخصال / 1 / 88
72-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sözü doğru
olanın ameli temiz olur, niyeti iyi olanın Allah rızkını
arttırır. Ehline iyi davrananın Allah ömrünü uzatır.”
(el-Hisal, c. 1, s. 88)
* * *
73 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
جاءَ رَجُلٌ اِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَآلِهِ فَقالَ: عَلِّمْني عَمَلاً يُحِبُّنيَ اللهُ
تَعالى عَلَيْهِ وَيُحِبُّنيَ الْمَخلُوقُونَ وَيُثرِي
اللهُ مالي وَيُصِحُّ بَدني وَيُطيلُ عُمْري وَيَحْشُرُني
مَعَك، قَالَ: هذِهِ سِتُّ خِصال تَحتاجُ اِلى سِتِ خِصال:
اِذا أَرَدْتَ أَنْ يُحِبَّك اللهُ فَخِفْهُ وَاِتَّقِهِ،
واِذا أَرَدْتَ اَن يُحِبَّكَ الْمَخْلُوقُونَ فَاَحْسِنْ
اِلَيْهِمْ وَاِرْفِضْ ما في أيْدِيهِمْ، واِذا أرَدْتَ
أَنْ يُثْرِيَ اللهُ مالَكَ فَزَكِّهِ، واِذا أَرَدْتَ
أَنْ يُصِحَّ اللهُ بَدَنَكَ فَأَكْثِر مِنَ الصَّدَقَةِ،
وَاِذا أَرَدْتَ أَنْ يُطيلَ اللهُ عُمْرَكَ فَصِلْ ذَوي
أَرْحامِكَ، وَاِذا أَرَدْتَ أن يَحْشُرَك اللهُ مَعي
فَاَطِلِ السُّجُودَ بَيْنَ يَديِ اللهِ الْواحِدِ
القَهّارِ.
سفينة البحار / 1 / 599
73-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Adamın birisi Resulullah (s.a.v)’in yanına gelerek
şöyle dedi: “Bana, (yaptığım takdirde) Allah ve
kullarının beni seveceği, Allah’ın malımı çoğaltacağı,
bedenimi salim/sağlıklı kılacağı, ömrümü uzatacağı ve
beni seninle haşr edeceği bir ameli öğret.” Bunun
üzerine Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bu dediğin
amelin altı hasleti vardır ki bu altı haslet de diğer
altı haslete muhtaçtır: Allah’ın seni sevmesini
istiyorsan ondan kork ve sakın, insanların seni
sevmesini istiyorsan, onlara iyilik et ve ellerinde
olan şeyleri kendilerine ver. (onlardan alma) Allah’ın
malını çoğaltmasını istiyorsan zekat ver, Allah’ın
bedenini sağlıklı istiyorsan çok sadaka ver, Allah’ın
ömrünü uzatmasını istiyorsan, sıla-i rahimde bulun.
Allah’ın seni benimle haşr etmesini istiyorsan Vahid ve
Kahhar olan Allah karşısında uzun secdelerde bulun.”
(Sefinet’ul-Bihar, c. 1, s. 599)
* * *
74 ـ عَنِ الْحارِثِ بْنِ الدِّلْهاثِ مَوْلَى الرِّضا
عليه السّلام قَالَ سَمِعْتُ أَ بَا الْحَسَنِ عليه
السّلام يَقُولُ لا يَكُونُ الْمُؤْمِنُ مُؤْمِناً حَتّى
يَكُونَ فِيهِ ثَلاثُ خِصال: سُنَّةٌ مِنْ رَبِّهِ،
وَسُنَّةٌ مِنْ نَبيِّه،، وسُنَّةٌ من وَلِيِّهِ،
فَالسُّنَّةُ مِنْ رَبِّهِ: كِتْمانُ سِرِّهِ قَالَ اللهُ
عَزَّ وَجَلَّ (عالِمُ الْغَيْبِ فَلا يُظْهِرُ عَلى
غَيْبِهِ اَحَداً اِلاّ مَنْ ارْتَضَى مِنْ رَسُول)
وَاَمَّا السُّنَّةُ مِنْ نَبِيِّهِ: فَمُداراةُ النّاسِ
فَاِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ اَمَرَ نَبِيَّهُ بِمُداراةِ
النّاس فَقالَ: (خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ
وَأعْرِضْ عَنِ الجاهِلينَ) وَاَمَّا السُّنَّةُ مِنْ
وَلِيِّهِ: فَالصَّبْرُ في الْبَأساءِ وَالضَّراءِ فَاِنَّ
اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُ (وَالصّابِرِينَ في
الْبَأساءِ وَالْضَرّاءِ)
عيون أخبار الرضا / 1 / 256
74-Haris b. ed-Dilhas, İmam Rıza (a.s)’ın şöyle
buyurduğunu nakletmektedir: “Mümin şu üç sıfata sahip
olmadıkça asla mümin olamaz: Rabbinden bir sünnet
Peygamberinden bir sünnet ve velisinden/imamından bir
sünnet üzere... Rabbinden bir sünneti, Allah’ın
sırlarını gizlemesidir. Nitekim Allah-u Teala şöyle
buyurmuştur: “Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene
kimseyi muttali kılmaz. Ancak peygamberlerden,
bildirmek istediği bunun dışındadır”
Peygamberinden bir sünneti insanlarla iyi geçinmektir.
Şüphesiz Allah azze ve celle Peygamberine insanlar ile
iyi geçinmeyi emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Sen af
yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere
aldırış etme.”
İmam ve velisinden bir sünnet ise fakirlik ve hastalık
durumlarında sabretmesidir. Nitekim Allah-u Teala şöyle
buyurmuştur: “Lakin iyilik...zorda, darda ve savaş
alanında sabredenlerdir.”
(Uyun-u Ahbar’ir-Rıza, c. 1, s. 256)
* * *
75 ـ قالَ الاِْمامُ الجَوادُ عليه السّلام:
أَلْمُؤْمِنُ يَحْتَاجُ اِلى ثَلاثِ خِصال: تَوْفِيقٌ مِنَ
اللهِ، وَواعِظٌ مِنْ نَفْسِهِ، وَقَبُولٌ مِمَّنْ
يَنْصَحُهُ.
منتهى الامال/ 2 / 554
75-İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin insan şu
üç haslete muhtaçtır: Allah’tan bir tevfik/başarı,
kendinden bir vaazcı/öğütçü ve kendisine nasihat
edenlerin nasihatını kabul etmek...”
Munteh’el-Amal c.2 s.554
* * *
76 ـ قِيلَ لَعَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ عليه السّلام
كَيْفَ أَصْبَحْتَ يَابْنَ رَسُولِ اللهِ؟ قَالَ:
أَصْبَحْتُ مَطْلُوباً بِثَمانِ خِصال: أَللهُ تَعالى
يَطْلُبُني بِالْفَرائِضِ، وَالنَّبِيُّ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَآلهِ بِالسُّنَّةِ وَالْعِيالُ بِالْقُوتِ،
وَالنَّفْسُ بِالْشَّهْوَةِ، وَالشَّيْطَانُ
بِالْمَعْصِيَةِ وَالْحَافِظانِ بِصِدْقِ الْعَمَلِ،
وَمَلَكُ الْمَوْتِ بِالرُّوحِ، وَالْقَبْرُ بِالْجَسَدِ،
فَاَنا بَيْنَ هذِهِ الْخِصالِ مَطْلُوبٌ.
بحار الانوار / 76 / 15
76-İmam Ali b. Hüseyin’e, nasıl sabahladın, Ey İbn-i
Resulillah?” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Benden şu
yedi sıfat taleb edilir bir halde sabahladım: Allah-u
Teala benden farzları taleb etti, Peygamber (s.a.v)
sünnetini taleb etti, ailem rızık ve yiyecek taleb
etti, nefsim şehveti taleb etti, şeytan günahları taleb
etti, amellerin koruyucusu olan iki melek amelin
doğruluğu taleb etti, ölüm meleği ruhu taleb etti, kabir
bedenimi taleb etti ve ben, benden istenilen bu yedi
sıfat arasında kalmış bir halde sabahladım.
(Bihar’ul-Envar, c. 76, s. 15)
* * *
77 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
اِنَّ الْمُؤْمِنَ مَنْ يَخافُهُ كُلُّ شَيء وَذلِكَ
أَ نَّهُ عَزيزٌ في دينِ اللهِ ولا يَخافُ مِنْ شَىْء
وَهُوَ عَلامَةُ كُلِّ مُؤْمِن.
بحار الانوار / 67 / 305
77-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki her
şey müminden korkar, zira mümin Allah’ın dininde aziz
ve güçlüdür, aynı zamanda mümin hiç bir şeyden korkmaz.
Bu her müminin göstergesidir.”
(Bihar’ul-Envar, c. 67, s. 305)
* * *
78 ـ عَنْ جابِر عَنْ أَبِي جَعْفَر عليه السّلام قَالَ،
قَالَ لي: يا جابِرُ أَيَكْتَفي مَنْ يَنْتَحِلُ
التَّشَيُّعَ أَنْ يَقُولَ بِحُبِّنا أَهْلَ الْبَيْتِ
فَوَاللهِ ما شِعَتُنا اِلاّ مَنْ اتَّقَى اللهَ
وأَطاعَهُ، وَما كانُوا يُعْرَفُونَ يا جابِرُ اِلاّ
بِالتَّواضُعِ وَالتَّخَشُّعِ وَالاْمَانَةِ، وَكَثْرَةِ
ذِكْرِ اللهِ وَالصَّوْمِ وَالصَّلاةِ وَالْبِرِّ
بِالْوالِدَيْنِ وَالتَّعاهُدِ لِلْجيرانِ مِنَ
الْفُقَراءِ وَأَهْل الْمَسْكَنَةِ وَالْغارِمينَ
وَالاَْ يْتَامِ وَصِدْقِ الْحَديثِ وَتِلاوَةِ الْقُرْآنِ
وَكَفِ الاَْ لْسُنِ عَنِ النّاسِ اِلاّ مِنْ خَيْر،
وَكانُوا أُمَناءَ عَشائِرِهِمْ في الاْشياءِ... الحديث
الكافي / 2 / 74
78-Cabir, Ebi Cafer (a.s)’ın (İmam Bakır (a.s)’ın)
kendisine şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Ey Cabir,
Şii olduğunu söylemek için sadece biz Ehl-i Beyt’e
sevgisi olduğunu söylemek yeterli midir? Allah’a yemin
olsun ki Şiilerimiz sadece Allah’tan korkanlar ve
Allah’a itaat edenlerdir. Ey Cabir, şüphesiz ki onlar
(Şiilerimiz) sadece tevazu, huşu, emanetdarlık, Allah’ı
çok zikretmek, oruç tutmak, namaz kılmak, anne babasına
iyilikte bulunmak; fakir komşularına, miskinlere,
borçlulara ve yetimlere yardımcı olmak, doğru konuşmak,
Kur’an okumak, insanlar hakkında hayırlı şeyler konuşma
dışında diline sahip olma ve bütün işlerde yakınlarının
emini olmakla tanınırlar...”
(Kafi, c. 2, s. 74)
* * *
79 ـ قَال حَدَّثَنا سُلَيْمانُ بْنُ مَهْرانَ قالَ
دَخَلْتُ عَلَى الصّادِقِ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّد عليه
السّلام وَعِنْدَهُ نَفَرٌ مِنَ الشّيعَةِ، فَسَمِعْتُهُ
وَهُوَ يَقُولُ: مَعاشِرَ الشّيعَةِ، كُونُوا لَنا زَيْناً
وَلا تَكُونُوا عَليْنا شَيْناً، قُولُوا لِلنّاسِ
حُسْناً، وَاحْفَظُوا أَ لْسِنَتَكُمْ وَكُفُّوها عَنَ
الْفُضُولِ وَقَبيحِ الْقَوْلِ.
الامالي / 400
79-Süleyman bin. Mehran şöyle diyor: “Hz. İmam Sadık
(a.s)’ın huzuruna vardığımda yanında bulunan bir grup
Şiiye şöyle dediğini işittim: “Ey Şiiler, bizim
ziynetimiz olun, utanç kaynağımız olmayın. Halka iyi
şeyler söyleyin, dillerinizi koruyun, fazla konuşmaktan
ve kötü söz söylemekten alı-koyun
(El-Emali/400)
* * *
80 ـ عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ بُكَيْر عَنْ أَبي عَبْدِ
اللهِ عليه السّلام قَالَ: اِنّا لَنُحِبُّ مَنْ كانَ
عاقِلاً فَهِماً فَقيهاً حَليماً مُدارِياً صَبُوراً
صَدُوقاً وَفِيّاً، اِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ خَصَّ
الانْبِياءَ عليه السّلام بِمَكارِمِ الاخْلاقِ، فَمَنْ
كانَتْ فيهِ فَلْيَحْمَدِ اللهَ عَلى ذلِكَ وَمَنْ لَمْ
تَكُنْ فيهِ فَلْيَتَضَرَّعْ اِلَى اللهِ عَزَّوَجَلَّ
وَلْيَسْأَ لْهُ اِيّاها، قَالَ قُلْتُ جُعِلْتُ فِداكَ
وَما هُنَّ ؟
قالَ: هُنَّ الْوَرَعُ، وَالْقَناعَةُ، وَالْصَبْرُ،
وَالشُّكْرُ، وَالْحِلْمُ، وَالْحَياءُ، وَالسَّخاءُ،
وَالشَّجاعَةُ، وَالْغِيرَةُ وَالْبِرُّ، وَصِدْقُ
الْحَديثِ، وَاَداءُ الامَانَةِ.
الكافي / 2 / 56
80-Abdullah bin. Bukeyr, Ebi Abdillah (İmam Sadık)
(a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: “Biz şüphesiz
ki akıllı, anlayışlı, fakih, halim, halkı idare eden,
sabırlı, doğru ve vefalı olan kimseleri severiz.”
Şüphesiz ki Allah azze ve celle Peygamberleri ahlaki
güzelliklere özgü kılmıştır. Her kim bu ahlaki
güzelliklere sahip olursa Allah onu över. Bu ahlaki
özelliklere sahip olmayanlar da Allah’a yalvarıp
yakarmalı ve Allah’tan ahlaki güzellikleri dilemelidir.
“Fedan olayım ahlaki güzellikler nedir?” diye sorunca
da, Ebi Abdillah (a.s) şöyle buyurdu: “Vera (Allah’tan
sakınma), kanaat, sabır, şükür, hilim, haya, cömertlik,
cesaret, gayret, iyilik etmek, doğru sözlülük ve emanete
riayet etmek.”
(El-Kafi, c.2, s.56)
* * *
81 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :
مَنْ كَانَ لِلّهِ مُطيعَاً فَهُوَ لَنا وَلِيٌّ وَمَنْ
كانَ لِلّهِ عاصيّاً فَهُوَ لَنا عَدُوٌّ.
الكافي / 2 / 75
81-İmam Bakır (a.s) şöyle buyuruyor: “Her kim Allah’ın
emrine itaat ederse bizim velimiz ve dostumuzdur. Her
kim de Allah’ın emirlerine isyan ederse bizim (Ehl-i
Beyt’in) düşmanımızdır.”
(El-Kafi, c.2, s.75)
* * *
82 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
لا تَنْظُرْ اِلى صِغَرِ الْخَطيئَةِ وَلكِنِ اُنْظُرْ
اِلى مَنْ عَصَيْتَ.
مستدرك الوسائل / 11 / 330 وبحار الانوار / 77/79
82-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Günahın
küçüklüğüne bakma, lakin kime isyan ettiğine bak.”
Müstedrek’ül-Vesail, c.11, s.330;
Bihar’ul-Envar, c.77, s.79
* * *
83 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
مَنْ أَرادَ مِنْكُمْ أَنْ يَعْلَمَ كَيْفَ مَنْزِلَتُهُ
عِنْدَ اللهِ فَلْيَنْظُرْ كَيْفَ مَنْزِلَةُ اللهِ مِنْهُ
عِنْدَ الذُّ نُوبِ، كَذَلِكَ مَنْزِلَتُهُ عِنْدَ اللهِ
تَبارَكَ وَتَعالى.
بحار الانوار / 70 / 18
83-Emir’el Müminin Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Sizden
her kim Allah’ın nezdindeki değerini/makamını bilmek
istiyorsa, günah işlediği zaman Allah’ın kendi
nezdindeki değerine/makamına bakmalıdır.” (Günah işleyen
insan Allah’a bir değer/makam vermediği için, Allah da
günahkar insana bir değer/makam vermez.)
Bihar’ul-Envar, c.70, s.18
* * *
84 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
أَ مَا تَعْلَمُونَ أنَّ أعْمالَكُمْ تُعْرَضُ عَلَيْهِ
فَاِذا رَأى فِيها مَعْصِيَةً ساءَهُ ذلِكَ فَلا تَسُوؤُوا
رَسُولَ اللهِ وَسُرُّوهُ.
الكافي / 1/219
84-İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Amel defterinizin
Resulullah (s.a.v)’e takdim edildiğini bilmiyor musunuz?
Peygamber amel defterinizde bir günah görünce üzülür. O
halde (günah işleyerek) Peygamber (s.a.v)’i üzmeyin.
(Güzel amellerinizle) Peygamber (s.a.v)’i sevindirin.”
el-Kafi, c. 1, s. 219
* * *
85 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
قِلَّةُ الْعَفْو أَقْبَحُ الْعُيُوبِ وَالتَّسَرُّعُ
اِلَى الانْتِقامِ أَعْظَمُ الذُّ نُوبِ.
غرر الحكم / 235
85-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“En çirkin ayıp az af etmek hataları görmektir. En büyük
günah ise intikam almada acele davranmaktır.”
Gurer’ul-Hikem, s. 235
* * *
86 ـ عَنِ الاَ صْبَغِ بْنِ نَباتَةَ عَنْ عَلِيٍّ عليه
السّلام قَال: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَآلِهِ، اِذا غَضِبَ اللهُ عَزَّوَجَلَّ عَلى أُ مَّة
وَلَمْ يَنْزِلْ بِهَا الْعَذابُ غَلَتْ أَسْعارُها،
وَقُصُرَتْ أَعْمارُها، وَلَمْ تَرْبحْ تُجّارُها وَلَمْ
تَزْكُ ثِمارُها، وَلَمْ تَغْزُرْ أَ نْهارُها، وَحُبِسَ
عَنْها أَمْطارُها، وُسُلِّطَ عَلَيْها شِرارُها.
الخصال / 2 / 360
86-Esbag b. Nebate Hz. Ali’den naklen Resulullah
(s.a.v)’in şöyle buyurduğunu aktarmaktadır: “Allah azze
ve celle bir ümmete gazab eder de herhangi bir azap
nazil olmazsa o toplumda enflasyon yükselir, ömürleri
kısalır tüccarları kar etmez, meyveleri temiz ve bol
olmaz, nehirleri dolup taşmaz, yağmurları kesilir ve
kendilerine kötü kimseler hakim olur.
el-Hisal, c. 2, s. 360
* * *
87ـ عَنْ أَبي جَعْفَر عليه السّلام قَالَ وَجَدْنا في
كِتابِ عَلِيٍّ عليه السّلام قَال: قَالَ رُسُولُ الله
صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، اِذا ظَهَرَ الزِّنِا
كَثُرَ مَوْتُ الْفُجْأَةِ، وَاِذا طُفِّفَ الْمِكْيالُ
أَ خَذَهُمْ اللهُ بِالسِّنينَ والنَّقْصِ، وَاِذا
مَنَعُوا الزَّكاةَ مَنَعَتِ الارْضُ بَرَكاتِها مِنَ
الزَّرْعِ وَالثِّمارِ وَالْمَعادِنِ كُلِّها، وَاِذا
جارُوا في الاحْكامِ تَعاوَنُوا عَلَى الظُّلْمِ
وَالْعُدْوانِ، وَاِذا نَقَضُوا الْعُهُودَ سَلَّطَ اللهُ
عَلَيْهِمْ عَدُوَّ هُمْ، وَاِذا قَطَعُوا الارْحامَ
جُعِلَتِ الامْوالُ في أَيْدِي الاشْرارِ، واِذا لَمْ
يَأْمُرُوا بِمَعْرُوف وَلَمْ يَنْهَوْا عَنْ مُنْكَر
وَلَمْ يَتَّبِعُوا الاخْيارَ مِنْ أَهْلِ بَيْتي سَلَّطَ
اللهُ عَلَيْهِمْ شِرارَهُمْ فَيَدْعُوا عِنْدَ ذَلِكَ
خِيارُهُمْ فَلا يُسْتَجابُ لَهُمْ.
سفينة البحار / 2 / 630
87-Ebi Cafer -İmam Bakır- (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ali
(a.s)’ın kitabında, Resulullah (s.a.v)’in şöyle
buyurmuş olduğunu gördüm: “Bir toplumda zina ortaya
çıkarsa aniden ölümler (sekteler) artar, tartılarda
hilekarlık yapılırsa hayat pahalılığına ve mal
kıtlığına düçar olurlar, zekat vermezlerse yeryüzü ekin,
meyve ve madeni zenginliklerinden onları mahrum kılar,
Allah’ın hükümlerinde zulme baş vururlarsa zulüm ve
tecavüze katkıda bulunmuş olurlar. Söz ve anlaşmalarını
bozduklarında da Allah onlara düşmanlarını musallat
eder, sıla-i rahimde bulunmazlarsa malları kötü
kimselerin elinde kalır, iyiliği emretmez ve kötülükten
sakındırmazlar ise ve biz Ehl-i Beyt’in iyilerine
uymazlarsa Allah onlara kötü insanları musallat eder,
bu takdirde de onları kendi hallerine bırakır ve
dualarını asla kabul etmez.”
Sefinet’ul-Bihar, c. 2, s. 630
* * *
88 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
ما جَفَّتِ الدُّمُوعُ اِلاّ لِقَسْوَةِ الْقُلُوبِ وَما
قَسَتِ الْقُلُوبُ اِلاّ لِكَثْرِةَ الذُّ نُوبِ.
بحار الانوار / 70 / 55
88-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle
buyurmuştur:”Göz yaşları sadece kalpler katılaştığı
için kurur (akmaz olur) ve kalpler de sadece çok
günahtan dolayı katılaşır.”
Bihar’ul-Envar, c. 70, s. 55
* * *
89 ـ قالَ اللهُ تَعالى لِداوُدَ عليه السّلام:
يا دَاوُدُ! بَشِّرِ الْمُذْنِبينَ بِسِعَةِ رَحْمَتيَ
الْمُطْلَقَةِ الَّتي وَسِعَتْ كُلَّ شَىْء لَئِلاّ
يَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَتي وَأَنْذِرِ الصِّـدِّيقِينَ
بِسَطْوَةِ غَضَبي لِئَلاّ يَغْتَرُّوا بِطاعَتِهِمْ
لاِنَّ الاْغْتِرارَ مُوجِبُ الْعُجْبِ وَالْعُجْبُ
أَ شَدُّ الذُّ نُوبِ.
الاثني عشرية / 59
89-Allah-u Teala Davud (a.s)’a şöyle buyurmuştur: “Ey
Davud günahkarları bütün varlık alemini kapsayan geniş
rahmetim ile müjdele rahmetimden asla ümitlerini
kesmesinler, doğruları da gazabımın büyüklüğü ile uyar
ki itaatleri ile gururlanmasınlar, zira gurur insanın
kendini beğenmesine yol açar, insanın kendisini
beğenmesi de en büyük günahtır.”
el-İsna Aşeriye, s. 59
* * *
90 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
اَلْعالِمُ وَالْمُتَعَلِّمُ شَرِيكانِ في الاجْرِ وَلا
خَيْرَ في سائِرِ النّاسِ.
بحار الانوار / 52 / 2
90-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Alim ve ilim
talipleri (üstad ve öğrencileri) mükafat ve ecirde
ortaktırlar. Diğer insanlarda ise hayır yoktur.
Bihar’ul-Envar, c. 52, s. 2
* * *
91 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
مَنْ أَفْتَى النّاسَ بِغَيْرِ عِلْم كانَ ما يُفْسِدُهُ
مِنَ الدِّينِ أَ كْثَرَ مِمّا يُصْلِحُهُ.
بحار الانوار / 2 / 121
91-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İlmi
olmaksızın fetva verenlerin dinde açtığı bozukluklar,
ettiği islahlardan daha çoktur.”
Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 121
* * *
92 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
قِيمَةُ كُلِّ امْرِئ ما يُحْسِنُهُ.
نهج البلاغة / 482
92-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
Her şahsın değeri övdüğü şeye bağlıdır. (Her sanatçının
değeri bildiği sanata bağlıdır, doktorun değeri
sağlığın önemine denktir, öğretmen ve alimin değeri
toplumun hidayet ve eğitiminin önemine denktir.)
Nehc’ül-Belağa, 482. Hutbe
* * *
93 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
أَلْعِلْمُ وَديعَةُ اللهِ في أَرْضِهِ، وَالْعُلَماءُ
أُمَناؤهُ عَلَيْهِ، فَمَنَ عَمِلَ بِعِلْمِهِ أَ دّى
اَمانَتَهُ...
بحار الانوار / 2 / 36
93-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İlim Allah’ın
yeryüzündeki emanetidir. Alimler ise Allah’ın
yeryüzündeki güvendiği emin kimselerdir. Her kim
ilmiyle amel ederse gerçekte Allah’ın emanetine riayet
etmiştir.”
Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 36
* * *
94 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :
تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ فَاِنَّ تَعَلُّمَهُ حَسَنَةٌ
وَطَلَبَهُ عِبادَةٌ.
بحار الانوار / 78 / 189
94-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlim öğrenin;
zira ilim öğrenmek iyiliktir. İlim taleb etmek ise
ibadettir.”
Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 189
* * *
95 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
الشَّاخِصُ في طَلَبِ الْعِلْمِ كَالْمُجاهِدِ في سَبيلِ
الله.
بحار الانوار / 1 / 179
95-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“İlim tahsilinde gayret edenler Allah yolunda cihad eden
kimse gibidir.”
Bihar’ul-Envar, c. 1 s. 179
* * *
96 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
فَانْظُرُوا عِلْمَكُمْ هذا عَمَّنْ تَأْخُذُونَهُ.
بحار الانوار / 2 / 92
96-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlminizi kimden
aldığınıza dikkat edin.”
Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 92
* * *
97 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
اُطْلُبُوا الْعِلْمَ وَتَزَيَّنُوا مَعَهُ بِالْحِلْمِ
وَالْوَقارِ وَتَواضَعُوا لِمَنْ تُعَلِّمُونَهُ
الْعِلْمَ.
الكافي / 1 / 36
97-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: İlim taleb edin
ve ilimle birlikte hilim ve vakarla süslenin. Size ilim
öğreten kimselere karşı mütevazi olun.”
el-Kafi, c. 1, s. 36
* * *
98 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
مَنْ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَمِلَ بِهِ وَتَعَلَّمَ
لِلّهِ دُعِيَ في مَلَكُوتِ السَّمواتِ عَظِيماً.
الكافي / 1 / 35
98-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlim öğrenen,
bu ilmiyle amel eden ve Allah için başkalarına ilim
öğreten kimse göklerin melekutunda büyük olarak anılır.
el-Kafi, c. 1, s. 35
* * *
99 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
خَيْرٌ الدُّ نْيا وَالاخِرَةِ مَعَ الْعِلْمِ.
بحار الانوار / 1 / 204
99-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Dünya ve
ahiret hayrı, ilim iledir.”
Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 204
* * *
100 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
مَنْ طَلَبَ الْعِلْمَ فَهُوَ كَالصّائِمِ نَهارَهُ
الْقائِمِ لَيْلَهُ وَاِنَّ باباً مِنَ الْعِلْمِ
يَتَعَلَّمُهُ الرَّ جُلُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَكُونَ
لَهُ أَبُو قُبَيْس ذَهَباً فَأَ نْفَقَهُ في سَبيلِ
اللهِ.
بحار الانوار / 1 / 184
100-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İlim taleb
eden kimse gündüzleri oruç tutan, geceleri ise ibadet
eden kimse gibidir. İlmin bir babını öğrenen kimse için
bu ilim Ebu Kubays dağı kadar altını olup da Allah
yolunda infak etmesinden daha hayırlıdır.
Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 184
* * *
101 ـ قالَ الاِْمامُ زَيْنُ الْعابِدِينَ عليه السّلام :
لَوْ يَعْلَمُ النّاسُ ما في طَلَبِ الْعِلْمِ لَطَلَبُوهُ
وَلَوْ بِسَفْكِ الْمُهَجِ وَخَوْضِ الْلُجَجِ.
الكافي / 1 / 35
101-İmam Zeyn’ül-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar ilim talebinin değerini bilmiş olsalardı deniz
seferlerine ve ölüm tehlikesine bile aldırmadan ilim
taleb ederdi”
Kafi, c. 1, s. 35
* * *
102 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
لا يُدْرَكُ الْعِلْمُ بِراحَةِ الْجِسْمِ.
غرر الحكم / 348
102-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“İlim, cisim/beden rahatlığı ile tahsil edilemez.”
Gurer’ul-Hikem, s. 348
* * *
103 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :
اِحْتَفِظُوا بِكُتُبِكُمْ فَاِنَّكُمْ سَوْفَ تَحْتاجُونَ
اِلَيْها.
بحار الانوار / 3 / 152
103-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yazdıklarınızı
koruyun; zira yakında bu yazdıklarınıza muhtaç
olacaksınız.”
Bihar’ul-Envar, c. 3, s. 152
* * *
104 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه
السّلام :
إِنَّ كَمالَ الدّينِ طَلَبُ الْعِلْمِ وَالْعَمَلُ بِهِ،
أَلا وَإِنَّ طَلَبَ الْعَلْمِ أَ وْجَبُ عَلَيْكُمْ مِنْ
طَلَبِ الْمَالِ.
الكافي / 1 / 30
104-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
Şüphesiz ki dinin kemali ilim taleb etmek ve bu ilmi ile
amel etmektir. Bilin ki hiç şüphe yok, ilim taleb etmek
sizler için mal taleb etmekten daha farzdır.”
el-Kafi, c. 1, s. 30
* * *
105 ـ قالَ الاِْمامُ الْحَسَنُ عليه السّلام:
عَلِّمِ النّاسَ عِلْمَكَ وَتَعَلَّمْ عِلْمَ غَيْرِكَ.
بحار الانوار / 78 / 111
105-İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlmini
insanlara da öğret ve başkalarından da ilim öğren”
Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 111
* * *
106 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:
فَضْلُ الْعِلْمِ أَ حَبُّ اِلَى اللهِ مِنْ فَضْلِ
الْعِبادَةِ.
بحار الانوار / 1 / 167
|