KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Hadisler                                                                                                                Hadisler

Bugün :  

  Sık Kullanılanlara Ekle                                                                                                                                                                                                                                                                                 Başlangıç Sayfası Yapın
 

Bismillahirrahmanirrahim

 

 

Peygamber (s.a.v) ve Ehl-i Beyt (a.s) Gülistan’ından

 

 

Bir Demet Gül

 

Yazar

 Üstad Seyyid Kemal Fakih İmani

 

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

 

 

(يا أيُّها الَّذِينَ آمَنُوا اَطيعُوا الله وأطيعوا الرَّسولُ وَاُولي الاْمرِ مِنْكُمْ)

سورة النساء 4 ـ الاية 59

“Ey iman edenler, Allah’a, resule ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.”

(Nisa/59)

 

 

 

 

 

Yazar, bu kitapta yer alan hadisleri yukarıdaki ayet-i kerime’ye istinat ederek bir araya toplamıştır.


 

 

 

 

 

 

 

Çeviren’in Notu

 

 

Tüm ümmet Resulullah’tan sonra Hz. Ali ve diğer Ehl-i Beyt  imamlarına tabi olmakla yükümlüdür. Nite­kim Resulullah da “Ali’nin şiası kurtulanların ta kendi­leridir.” diye buyurmuştur. Ayrıca Allah-u Teala da şura suresinin 23. ayetinde Resulullah’ın adına;

“(De ki) sizden tebliğime karşılık bir ücret is­temiyorum, istediğim ancak yakınlara sevgidir.” diye buyurmuştur. Yani Resulullah 23 yıllık boyunca çektiği zahmet ve çabalara karşılık sadece Ehl-i Beyt’ini sevmeyi istemektedir. Dolayısıyla Ehl-i Beyt’i sevmek bir meslek değil, dini bir görevdir.

Resulullah Gadir-i Hum’da ise şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar sizin aranızda iki paha biçilmez şey bırakı­yorum. Bu iki paha biçilmez şey Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’imdir.”

Bütün bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki Resulullah’dan sonra Ehl-i Beyt’i sevmek ve Kur’an’ın gerçek müfes­sirleri olan bu nurlu insanlara tabi olmak dini bir yü­kümlülüktür.

Dolayısıyla bazılarının, “Ehl-i Beyt’i sevmek bir meslek­tir. Herkes bir mesleği seçebilir. Şia özellikle Ehl-i Beyt’i sev­meyi meslek edinmiştir. Ehl-i Sünnet ile aynı bir mesleği seçmiş­tir.” demesi doğru bir düşünce değildir. Her müslüman Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’ini sevmek zorundadır. Resulullah risaleti karşılığında bizlerden sadece bunu istemiştir. Hz. Ali’yi sevmeyen bir insana Muaviye ve Yezid’i sevmek kalır. Zira her ikisini sevdiğini iddia et­mek, nur ile zulmeti sevmek gibi saçma bir iddiadır. Bu hem şer’i, hem de akli açıdan doğru bir inanç değildir.

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt kelimesi üç yerde kullanılmıştır.

1-Hz. Musa (a.s)’ın kıssasında...

Hz. Musa (a.s) bebek iken Allah’ın emri üzere annesi tarafından bir sandık içerisine bırakılıp Nil nehrine atılmış ve Firavun ailesi tarafından Kur’an’ın ifadesiyle kendilerine bir düşman ve üzüntü kaynağı olsun diye sudan alınmıştı. Bu küçük çocuk hiç bir kadının sütünü emmeyince Firavun ailesi şaşırıp kalmışlardı. O sırada Hz. Musa (a.s)’ın kız kardeşi gelerek onlara: “...Ben si­zin adınıza onun bakımını üstlenecek ve onun hayrını isteyecek bir Ehl-i Beyt’i (ev halkını) size tanıtayım mı?” demişti.”

Bunun üzerine çocuk annesine iade edilmişti. Bunu Kur’an-ı Kerim şöyle açıklıyor:

“Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek oldu­ğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.”[1] Bu ayet-i kerime’de, Hz. Musa (a.s)’ın kızkardeşinin, Ehl-i Beyt tabirinden neyi kasdettiğine açıklık getirecek herhangi bir açıklama yoktur. Acaba söz konusu beyt (ev) ile bir yakınlığı olan bütün şahıs­ları mı, yoksa bazılarını mı, veya yalnızca soy yakınlığı olanları mı, yoksa hem soy yakınlığını hem de evlenme yoluyla meydana gelen yakınlığı içeren bir anlamı mı, veya bunlar ile birlikte “vela” (kölelik) ve terbiye yö­nünden bu evle ilgisi olan şahısları mı veya bütün bun­lardan daha geniş bir anlamı mı kasdetmiştir bu belli değildir.

Ayrıca burada görüldüğü gibi zaten “Ehl-i Beyt” ke­limesi Arapça metinde harf-i tarif olan “elif-lam” takısı olmaksızın, nekire (belirsiz) olarak zikr olunmuştur.

2-Hz. İbrahim (a.s)’ın kıssasında...

Melekler Hz. İbrahim’in hanımına Hz. İshak ve on­dan sonra da Hz. Yakub’un müjdesini verince şaşır­mıştı. Melekler de ona şöyle demişlerdi: “Allah'ın rahmeti ve bereketleri siz Ehl-i Beyt’in (ev halkı­nın) üzerine olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşar­sın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir”[2]

Bu ayet Hz. İbrahim’in zevcesinin de onun Ehl-i Beyt’inden olduğunu bildirmektedir. Çünkü ayette biz­zat ona hitap edilmiştir. Elbette bu, “Ehl-i Beyt” keli­mesinin her yerde hatta maksadı belirtecek herhangi bir alametin bulunmadığı, yani mutlak olarak kullanıldığı yerlerde de zevce kelimesini kapsadığına delil teşkil edemez.

3-Tathir ayeti

“Ey Ehl-i Beyt! Allah ancak sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” [3]

Şüphe yok ki Peygamber (s.a.v) Kur’an-ı Kerim’in anlamını, işaret ve maksadını herkesten daha iyi bil­mektedir. Açıklama ve beyana ihtiyaç duyulan bu tür ayetler karşısında da Peygamber (s.a.v) yegane merci ve sığınak konumundadır.

Peygamber (s.a.v) aylarca ve özellikle de vefatı yak­laştığı sıralarda tathir ayetinde geçen Ehl-i Beyt’ten maksadın, Ashab-ı Kisa (yani Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) olduğunu ve bu ayet gereğince onların günahlardan uzak olduklarını açıklayıp önemle vurgu yapmıştır.. Gerçekten mezkur ayette geçen Ehl-i Beyt’ten[4] maksadın Ashab-ı Kisa olduğuna dair bir çok hadis vardır. Bu hadisler Ehl-i Sünnet kitaplarında da mütevatirdir. Allame Tabatabai’nin de dediği gibi bu hususta yetmişten fazla hadis nakledilmiştir. Hatta bu konuda Ehl-i Sünnet kaynaklarından nakledilen hadis­ler Şia yoluyla nakledilen hadislerden çok daha fazladır.

Bu hadisleri Ehl-i Sünnet alimleri; Ümmü Seleme, Ayşe, Ebu Said-i Hudri, Saad b. Vakkas, Vaile b. Eska, Ebul Hemra, İbn-i Abbas, Peygamber’in kölesi Sevban, Abdullah b. Cafer, Hz. Ali ve Hz. İmam Hasan’dan kırka yakın yolla nakletmişlerdir.

Peygamber (s.a.v)’in mübarek ömrünün son ayla­rında namaza gittiği her vakit Hz. Fatıma (a.s)’ın kapı­sına gelerek, “Ey Ehl-i Beyt, namaza!” diye seslenmesi ve ardından tathir ayetini okuması da konuya apaçık bir örnek teşkil etmektedir.

Elbette Ehl-i Beyt’i sevmek hususunda kusur etme­memiz gerektiği gibi, aşırı da gitmemeliyiz. Nitekim Peygamber (s.a.v) Ehl-i Beyt’ine aşırı sevgi gösterilme­sini de yasaklamış ve Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyur­muştur: “Senin hususunda iki grup helak olacaktır: “Seni sevmekte aşırı gidenler ve sana buğz edip düş­manlık besleyenler.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Ey Ali seninle İsa ara­sında bir benzerlik vardır, Yahudiler ona düşman kesil­diler, hatta annesine bile iftirada bulundular. Hıristiyanlar ise onu hakkı olmayan makama ulaştıracak kadar sevdiler.[5]

Dolayısıyla Kur’an ve sünnet esasınca Ehl-i Beyt’i sevmeli ve bu hususta ne ifrata, ne de tefrite düşmeme­liyiz.

Peygamber (s.a.v), Ehl-i Beyt’in ilk imamı olan Hz. Ali (a.s)’ın hakkında şu veciz ve ebedi ifadeyi kullan­mıştır: “Ey Ali sen hem dünyada efendi ve büyüksün hem de ahirette... Seni seven beni sevmiştir, sana buğz eden de bana buğz etmiştir. Senin dostun Allah’ın dostudur. Allah senin gazabınla gazab eder. Sana buğz edene eyvahlar olsun.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Ali’nin muhabbeti iman, buğzu ise nifaktır.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in sevgisi ile ölürse şehit olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in muhabbeti ile ölürse bağışlanmış olarak ölmüştür. Biliniz ki Ehl-i Beyt’in sevgisi ile ölürse, tövbe etmiş olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in muhabbeti ile ölürse imanı kamil bir mü­min olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Al-i Muhammed’in muhabbeti ile ölürse ölüm meleği onu cennet ile müjdeler.”[6]

Şafii de Ehl-i Beyt sevgisi ile şu ebedi şiiri söylemiş­tir:

“Ey Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i, sizi sevmek

Allah tarafından Kur’an’da farz kılınmıştır

Size bu kadar büyüklük ve fazilet yeter ki

Size salavat göndermeyenin namazı batıldır.”

Ferazdak adlı meşhur şair de “Mimiyye” kasidesinde şöyle diyor:

“Öyle bir topluluk ki onları sevmek iman onlara düşmanlık ise küfürdür.

Onlara yaklaşmak da kurtuluş vesilesidir

Eğer takva ehlini sayarlarsa onlardır önderleri

Eğer “Yeryüzünün en hayırlıları kimdir?” denirse

Onlardır (Ehl-i Beyt’tir) diye cevap verilir.”

Bütün bunlardan da anlaşıldığı üzere Ehl-i Beyt’i sevmek, hakikatte Peygamber’i sevmektir ve Peygam­ber’i sevmek de hakikatte Allah’ı sevmektir. Allah bizler Kur’an ve Ehl-i Beyt yolundan ayırmasın ve onların sevgisi üzere kılsın.

Kadri ÇELİK

 

 

 

 


 

 

 

 


 

 

 

 

Önsöz

 

 

قالَ الله تَعالى:

فَسْئَلُوا اَهَلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لاتَعْلَمُونَ

سورة النحل آية: 43 وسورة الانبياء آية: 7

“Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”

(Enbiya/7 ve Nahl/43)

Bu ayet-i kerime Müslümanlara karşılaştıkları sorun­lar hususunda hak ve batılı ayırt etmeleri için ümmetin bilginlerine ve fikir ehline müracaat etmelerini emret­mektedir. Zira Allah onlara ilim öğrettikten sonra ken­dilerini bu iş için seçmiş, onlar da Kur’an’ın tevilini bi­len, ilimde derinleşmiş kimselerdir.

Bu ayet Ehl-i Beyt (a.s)’ı tanıtmak için nazil olmuş­tur. Ehl-i Beyt şunlardır: Muhammed, Ali, Fatıma, Ha­san, Hüseyin... Bunlar Al-i Aba (Abanın altına topla­nanlar) diye de bilinmektedir. Peygamber (s.a.v)’den sonra da İmam Hüseyin (a.s)’ın soyundan gelen dokuz imam da Ehl-i Beyt’tendir. Resulullah (s.a.v) çeşitli mü­nasebetlerde onları tanıtmış, “hidayet İmamları, karan­lığın ışıkları, zikir ehli ve ilimde derinleşenler” diye ad­landırmıştır. Allah-u Teala kitap ilmini de kendilerine de öğretmiştir.

Bu rivayetler Peygamber (s.a.v) döneminden beri Şi­iler nezdinde mütevatirdir. Nitekim bazı Ehl-i Sünnet alimleri ve müfessirleri de Ehl-i Beyt hakkında inen ayetleri açıkça itiraf etmişlerdir. Örnek olarak şu kay­nakları sıralayabiliriz:

1-İmam Salebi, Büyük Tefsir’inde, ilgili ayetin (Nahl/43 ve Enbiya/7) tefsirinde.

2-Tefsir-i İbn-i Kesir, c.2, s.591

3-Tefsir-i Taberi, c.14, s.75,

4-Ruh’ul Meani diye bilinen Tefsir-i Alusi, c.14, s.134

5-Tefsir-i Kurtubi, c.11, s.272,

6-Şevahid’ut-Tenzil diye meşhur olan Tefsir-i Hakim, c.1, s.334,

7-İhkak’ul-Hak diye bilinen Tefsir-i Şusteri c.3, s.482,

8-Yenabi’ul-Mevedde, Kunduzi Hanefi s.119,

 

* * *

 

Dolayısıyla hayatın önemli ve kader tayin edici hu­suslarında taharet ve ismet hanedanı olan Ehl-i Beyt’e tevessül etmeliyiz. Zira Ehl-i Beyt’in tüm boyutları, özellikle de sözleri, hayatımıza ışık tutacak bir konum­dadır. Nitekim İmam Hadi (a.s) şöyle buyurmuştur:

كَلامُكُمْ نُورٌ وَأَمْرُكُمْ رُشدٌ وَوَصيَّتُكُمْ التَّقوى.

من لا يحضره الفقيه والتهذيب وعيون أخبار الرضا

“Kelamınız nur, emriniz rüşd/kemal ve vasiyetiniz takvadır.”

Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib, Ziyaret-i Camia  ve Uyun-u Ahbar’ir-Rıza

Dünyevi ve uhrevi, maddi ve manevi sorunlarımızın halli de Ehl-i Beyt vasıtasıyla mümkündür. Nitekim şöyle buyurulmuştur: “

بِكُمْ أَخْرَجَنَا اللهُ مِنَ الذُّلِّ وَفَرَّجَ عَنّا غَمَراتِ الكُروبِ وأَ  نْقَذَنا مِنْ شَفاجُرُفِ الْهَلَكاتِ وَمِنَ النّارِ.

“Allah bizi sizinle kurtardı, hüzün tozlarını giderdi; ateşten ve yokluk uçurumunun kenarından kurtardı.”

بِمُوالاتِكُمْ عَلَّمَنَا اللهُ مَعالِمَ دينِنا وَأَ صْلَحَ ما كانَ فَسَدَ مِنْ دُنْيانا

“Allah sevginiz sebebiyle dinimizin işaretlerini biz­lere öğretti ve dünyamızdaki bozuklukları islah etti.”

Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib ve Uyun-u Ahbar’ir-Rıza

 

* * *

Eğer Ehl-i Beyt’e uymayı terk edecek olursak şüphe­siz ki büyük bir uçuruma yuvarlanmış olacak ve karan­lığa gömüleceğiz. Nitekim Peygamber (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:

قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَثَلُ أَهْلِ بَيْتِي كَمَثَلِ سَفينَةِ نُوح مَنْ رَكَبَها فَقَدْ نَجى وَمَنْ تَخَلَّفَ عَنْها فَقَدْ هَلَكَ.

 “Ehl-i Beyt’imin misali Nuh’un gemisi misalidir. Ona binen şüphesiz kurtulur. Ondan çekinen ise şüp­hesiz helak olur.”

İbn-i Kuteybe, Abdurrahman Suyuti (İtkan’da) Hafız Taberani  (İbn-i Mağazeli) Harezmi ve  bir çok Ehl-i Sünnet alimleri beyan etmişlerdir.

O halde Kur’an ve Ehl-i Beyt’in hayatımızda bir örnek, baş ödev, öğretmen ve kılavuz olmasından daha mut­luluk ve kıvanç verici şey ne olabilir!

 

* * *

 

Nitekim Resulullah (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:

يُوشَكُ اَنْ اُ دْعى فَاُجيبُ، اِنّي تارِكٌ فِيكُمْ الثَّقَلَيْنِ كِتابَ اللهِ وَعِتْرَتي، كِتابُ اللهِ حَبْلٌ مَمْدُودٌ مِنَ السَّماء اِلَى الاَْرْضِ وَعِتْرَتي أَهْلُ بَيْتي وَاِنَّ اللّطيفَ الْخَبيرَ اَخْبَرَني اَ نَّهُما لَنْ يَفْتَرِقا حَتّى يَرِدا عَلَيَّ الْحَوْضَ فَانْظُرُوا بِماذا تَخْلُفُوني وَفي حَديث آخَر: لَنْ تَضِلُّوا ما اِن تَمَسَّكْتُمْ بِهِما.

“Yakında davet edilecek ve de icabet edeceğim, şüp­hesiz ki sizlere iki değerli şey bırakıyorum: Allah’ın ki­tabı ve itretim... Allah’ın kitabı gökten yer yüzüne sar­kıtılmış bir iptir, itretim ise Ehl-i Beyt’imdir. Latif ve Habir olan Allah bana haber verdi ki bu ikisi havuzda yanıma gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmazlar. O halde benim içinize bıraktığım bu iki şeye (benim ye­rime) nasıl davrandığınıza dikkatle bakın.” (Başka bir hadiste ise şöyle buyurmuştur:) “Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız.”

Bu hadis yirmiden fazla sahabiden ve yaklaşık 187 raviden nakledil­miştir. Lütfen şu kaynaklara müracaat ediniz: Sahih-i Müslim, c.2, s. 238, Müsned-i Ahmed b. Hanbel c. 5, s. 181-182, Sahih-i Tirmizi, c.2, s. 220... Nefehat’ul-Erhar fi Hulaset-i Abakat’il-Envar, c. 1, s. 199-210

Bu yüzden bir dünya dolusu iftihar, muhabbet ve ihlas ile biz de şöyle diyoruz:

“Resulullah’ın Allah’ın emri ile kurucusu olduğu bir mezhebin takipçisi olduğumuz için iftihar ediyoruz. Bütün kayıtlardan/şartlardan azade olan Emir’el Mü­minin Ali bin Ebi Talib de insanları bütün zincirlerden ve köleliklerden kurtarmak için çalışmıştır. Kur’andan sonra maddi ve manevi hayatın en büyük ihtiyaçlarına cevap veren, insanı en yüce kurtuluşa erdiren, manevi ve siyasi hükümleri insana yol gösteren Nehc’ul Belağa kitabı da bizim masum İmam’dan (Hz. Ali’den)’dır. Biz Hz. Ali’den, Allah’ın kudretiyle hayatta olan ve işlere nezaret eden Hz. Mehdi’ye kadar bütün masum imam­ların bizim imamlarımız olduğu için de iftihar ediyoruz.

Yücelen Kur’an (dua) diye de adlandırılan hayat ve­rici duaların da masum imamlarımızdan olduğu hase­biyle iftihar ediyoruz. Hakeza imamların Şabaniye du­ası, Hüseyin Bin Ali (a.s)’ın Arefe Duası, Al-i Muhammed’in Zebur’u diye adlandırılan Sahife-i Seccadiye ve Allah’ın Hz. Zehra-i Merziyye’ye ettiği il­hamlardan oluşan Sahife-i Fatımıye de bizdendir.

Biz İmam Bakır’ul Ulum’un tarihin en büyük şahsi­yeti olduğundan dolayı iftihar ediyoruz. Allah-u Teala, Resulullah (s.a.v) ve masum imamlar dışında hiç kimse onun makamını derk etmemiş ve de derk edemeyecek­tir.

Biz mezhebimiz “Caferi Mezhebi” olduğundan do­layı iftihar ediyoruz. Sonsuz bir okyanus olan fıkhımız da İmam Cafer-i Sadık’ın eserlerinden sadece biridir. Biz bütün imamlarla ve onlara uymakla iftihar ediyoruz.

Biz imamlarımızın (a.s), İslam’ın yücelmesi yolunda çalıştığı, adil bir devlet teşkilinin sadece boyutlarından biri olduğu Kur’an-ı Kerim’i uygulama yolunda hapis ve sürgünlerde yaşadığı ve zamanlarının tağuti/küfür düzenlerini yıkma yolunda şehit oldukları sebebiyle de iftihar ediyoruz.”

Ey mümin ve mümine kardeşler! Bugün sizin de bil­diğiniz gibi dünya küçük bir köy haline gelmiştir. Bilgi patlaması ve devrimi çağında yaşıyoruz. Zamanımızın sığınaksız ve bitkin insanı adaletsizlikler ve eşitliksizler çölünde susuzluktan ölmektedir.  An be an fesat batak­lıklarına gömülmektedir.

İnsana saadet ve özgürlük vadeden umut tacirleri, kendilerinin yarattığı ahlaki değerlerin iflas ettiğini bü­yük şaşkınlık içinde seyretmektedirler. İnsan ve insanlı­ğın bitişini seyretmeden başka da ellerinden bir şey gelmemektedir. Ama gerçekten yolun sonu ve bitişi midir? Büyük bir dehşet içinde şöyle demek gerekir: İn­sanlık kendi ilahi fıtratlarına dönmez ve geçmişini ve geleceğin ışığı/aydınlatıcı kılmazsa, evet gerçekten bu yolun sonudur... İslam hayatın en iyi reçetesi olarak her zamandan daha kurtarıcı bir şekilde ellerini bu boğul­mak üzere olan insana uzatmış, bu çölde susamış insanı kendi marifet ve bilgisiyle suvarmak istemektedir. Vahyin sonsuz atmosferinde yankılanan ve içinde hiç­bir hata olmayan Ehl-i Beyt’in faziletleri ve hadislerinin nurunu, insanın bütün maddi ve manevi hayatının üze­rine salmış, karanlıklarda bu yeşil/ilahi yolu aydınlatmış ve bu uzun yolu kendisine açıkça göstermiştir.

Ey aziz dost bir mektebi tanımanın en iyi yolu, onun temel kaynaklarını incelemek; alim ve önderlerinin sözlerini doğru bir şekilde derk etmektir. Bu yolla o mektebin dünya, yaratıklar ve tüm konulardaki anla­yışı/düşüncesi kolayca anlaşılır ve bir değerlendirmesi yapılır. Bu esas üzere biz Nur’ul-Kur’an adında büyük bir Kur’an tefsirini İngilizce olarak hazırlayıp bastırdık. Elhamdülillah bir çok ülkelerde büyük bir ilgi ve te­veccüh kazandı. Öyle ki dört yıl içinde beş baskı yaptı.

Şu anda bir yandan bu tefsirin altıncı cildini yayın­larken, bir yandan da  insan yetiştiren mektebin önder­leri olan Peygamber ve Ehl-i Beyt’in sözlerinden oluşan bu kitabı da bir gül destesi olarak hazırladık. Bu kitabı sürekli en özgü/halis ve iyi yolu arayan kimselere tak­dim ediyoruz. Sürekli güzel kokan ve taze olan bu te­miz gülleri derin bir koklayarak İmam Rıza (a.s)’ın şu sözünü de derk etmenizi ümit ediyoruz:

رَحِمَ اللهُ عَبْداً اَحْيا اَمْرَنَا فَقُلْتُ لَهُ: وَكَيْفَ يُحْيي أَمْرَكُمْ قالَ: يَتَعَلَّمُ عُلُومَنا وَيُعَلِّمُهَا النَّاسَ فَاِنَّهُمْ لَوُ عَلِمُوا مَحَاسِنَ كَلاَمِنَا لاَتَّبَعُونَا.

بحار الانوار ج 2 ص 30 / معاني الاخبارص 18 / وسائل الشيعة ج 92 ص 27

“İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur “İşi­mizi/emrinizi ihya edene Allah rahmet etsin.” “Emri­niz/İşiniz nasıl ihya edilir.” diye sorulunca da şöyle bu­yurdu: “İlmimizi öğrenir ve insanlara öğretir. Zira in­sanlar sözlerimizin güzelliğini bilecek olurlarsa şüphesiz bize tabi olurlar.”

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 30; Mean’il-Ahbar, s. 18

 Vesail’uş-Şia, c. 92; s. 27

Değerli Ehl-i Beyt’in bu gülden güzel sözlerini oku­mak ve duymak suretiyle Allah’ın alim insanlara hücce­tini tamamlamasını ve gençlerin bu risalet hanedanına uymakla her türlü dini, fikri, akidevi, ahlaki, içtimai, ik­tisadi, siyasi ve kültürel sapıklıklardan korunmasını ümid ederiz. İnşaallah bu vesile ile gençlerimiz etkin bir şahsiyet sayesinde bütün dünyada İslam ve müslümanlara hizmet eder, bu ilahi yolda çalışır.

Son olarak...

اَلسَّلامُ عَلى مَحالِّ مَعْرِفَةِ اللهِ وَمَساكِنِ بَرَكَةِ اللهِ وَمَعادِنِ حِكْمَةِ اللهِ وَحَفَظَةِ سِرِ اللهِ وَحَمَلَةِ كِتابِ اللهِ وَاَوْصِياءِ نَبِيِّ اللهِ وَذُ رِّ يَّةِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكاتُهْ.

من لا يحضره الفقيه والتهذيب وعيون اخبار الرضا

“Selam olsun Allah’ı tanıma mahalline, Allah’ın be­reket meskenlerine, Allah’ın hikmet madenlerine, Al­lah’ın sırlarının koruyucularına Allah’ın kitabını yükle­nenlere, Nebiyyullah’ın vasilerine ve Resulullah’ın zür­riyetine... (Allah’ın rahmeti ve bereketi O’na ve zürriye­tine olsun)”

Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib ve Uyun-u Ahbar’ir-Rıza

وَالسَّلامُ عَلى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدى.

“Hidayete tabi olanlara selam olsun.”

Üstad Seyyid Kemal Fakih İmani

Isfahan-İran


 

 

 

 

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحيم

ِ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

 

 

Allah’ı Tanıma,

Allah’ın Azameti ve Lütfü

 

 

1 ـ قال رَسولُ اللهِ  صلّى الله عليه وآله وسلم:

اَيُّهَا النّاسُ اِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدي وَلا أُ مّةَ بَعْدَكُمْ اَلا فَاعْبُدوُا رَبَّكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَحُجُّوا بَيْتَ رَبِّكُمْ وَاَدُّوا زَكاةَ اَمْوالِكُمْ طيبَةً بِها اَنْفُسُكُمْ وَاَطيعُوا وُلاةَ اَمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّكُمْ .

الخصال 322

1-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Ey insanlar, şüphesiz ki benden sonra nebi ve sizden sonra da bir ümmet yoktur. Bilin ve uyanık olun ki sadece Rabbinize ibadet edin, beş vakit namazlarınızı kılın, Ramazan aylarınızda oruç tutun, Rabbinizin evini hacc edin, nefis temizliği içinde mallarınızın zekatını verin ve Rabbinizin cennetine girmek için emir sahiple­rinize itaat edin.”

(el-Hisal, s. 322)

 

2- قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ  عليه السّلام :

طُوبى لِمَنْ أَخْلَصَ لِلّهِ عَمَلَهُ وَعِلْمَهُ وَحُبَّهُ وَبُغْضَهُ وَأَخْذَهُ وَتَرْكَهُ وَكَلامَهُ وَصَمْتَهُ وَفِعْلَهُ وَقَوْلَهُ.

بحار الانوار 77/289

2-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuş­tur: “Ameli, ilmi, sevgisi, gazabı, alışı, terk edişi,  ko­nuşması, susması, davranışları ve sözleri Allah’a ha­lis/özgü olanlara ne mutlu!”

(Bihar’ul-Envar, c. 77, s. 289)

 

* * *

 

3- من خطبة فاطمة الزهراء عليها السلام

 فَجَعَلَ اللهُ الإيمانَ تَطْهيرًا لَكُم مِنَ الشَّركِ، وَالصَّلوةَ تَنْزِيهًا لَكُمْ عَنِ الْكِبْر، والزَّكاةَ تَزْكيَةً لِلنَّفْسِ، وَنِماءً فِي الرَّزْقِ، والصَّيامَ تَثْبِيتًا لِلْإِخْلاصِ، ولْحَجَّ تَشيِيْدًا لِلدَّينِ، وَالْعَدْلَ تَنْسيقاً لِلْقُلُوبِ، وَطاعَتَنا نِظاماً لِلْمِلَّةِ، وَ اِمامَتَنا اَماناً مِنَ الفُرْقَةِ، والْجِهادَ عزًا لِلْإِسلامِ، وَالصَّبْرَ مَعُونةً عَلَي اسْتِيجابِ الأَجْرِ، والأَمرَ بِا لْمَعْروُفِ مَصْلَحَةً لِلْعامَّةِ، وَبِرَّ الْوالِدَيْنِ وِقايَةً مِنَ السَّخَطِ، وَصِلَةَ الْأَرْحامِ مِنْماةً لِلْعَدَدِ، وَالقِصاصَ حِقْنًا لِلْدَّماءِ، وَالوفاءَ بالنذر تعريضًا لِلْمغفِرَةِ، وَتَوْفِيَةَ الْمَكائيلَ وَالمَوازين تَغْييراً لِلْبَخْسِ، وَالنَّهيِ عَنْ شُرْبِ الخَمْرِ تَنْزِيهاً عَنِ الّرَجْسِ، وَاجْتِنابِ القَذْفِ حِجابًا عَنِ اللَّعْنَةِ وَ تَرْكَ السَّرقَةِ إيْجاباً لِلعِفَّة وَ حَرَّمَ اللَّهُ الشَّرْكَ إخْلاصاً لَهُ بِا لرُّبُوبيّة. فاتَّقُو اللَّهَ حقَّ تُقاته ولا تَمُوتُنَّ إلاَّ وَ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ وَاطيعوا اللَّهَ فِيْما اَمَرَكُمْ بِهِ ونَهاكُمْ عَنهُ، فَاِنَّهُ «اِنَّما يَخْشَي اللَّهَ مِنْ عِبادِهِ العُلَماءُ»

3- (Hz. Fatıma (a.s) Medine’de, Mescid’un-Nebi’de okuduğu hutbeden bir bölüm:)

“Allah imanı şirkten temizlenmek, namazı kibirden arınmak, zekatı nefsi tezkiye etmek ve rızkı arttırmak, orucu ihlası sabit kılmak, haccı dini güçlendirmek, ada­leti kalpleri birbirine bağlamak, itaatimizi  dinin düze­nini sağlamak, imametimizi tefrika ve dağılmayı önle­mek, cihadı İslam’ın izzetini yüceltmek, sabrı hakkın mükafatını elde etmek, iyiliği emretmeyi umumun maslahatını korumak, anne babaya iyiliği Allah’ın gaza­bını önlemek, sıla-i rahimde bulunmayı müminler top­luluğunu arttırmak, kısası, nefisleri/kanları korumak, ahde vefayı mağfirete erişmek, tartıda doğru olmayı kıt­lıkla/yoklukla savaşmak, şarabı yasaklamayı kötülükler­den uzak kalmak, iftira ve yakışık olmayan isnatlardan kaçınmayı Allah’ın lanetinden korunmak ve hırsızlık etmemeyi iffetli olmak için bir sebep kılmıştır. Hakeza Allah şirki de hakkın rububiyeti ve kullukta ihlaslı ol­mak için haram kılmıştır.

O halde Allah’tan gereği gibi sakının ve sadece Müslümanlar olarak ölün. Allah’a emir ve yasakları hu­susunda itaat edin: “Şüphesiz ki Allah’tan sadece alim kulları korkar.”

(Bu hutbe Şii ve Ehl-i Sünnet alimlerinin bir çok senet zinciri ile naklettikleri meşhur hutbelerden biridir. İbn-i Ebi’l-Hadid Nehc’ül-Belağa şerhinde bu hutbenin bütün senet zincirini nakletmiştir ki yeri olmadığından burada zikrinden sarf-ı nazar ettik.)

 

* * *

 

4- قالَ الاِْمامُ السَّـجّادُ  عليه السّلام :

اَلْحَمْدُ لِلّهِ وَالْحَمْدُ حَقُّهُ كَما يَسْتَحِقُّهُ حَمْداً كثيراً وَاَعُوذُ بِهِ مِنْ شَرِّ نَفْسِي اِنَّ النَّفْسَ لاَمّارَةٌ بِالسُّوَءِ اِلاّ ما رَحِمَ رَبّي.

وَ أَعُوذُ بِهِ مِنْ شَرِّ الشَّيْطانِ الَّذي يَزيدُني ذَنْباً اِلى ذَنْبي وَاَحْتَرِزُ بِهِ مِنْ كُلِّ جَبّار فاجِر وَسُلْطان جآئِر وَعَدُوٍّ قاهِر.

اَاللّهُمَّ اجْعَلْني مَنْ جُنْدِكَ فَاِنَّ جُنْدَكَ هُمُ الْغالِبُونَ وَاجْعَلْني مِنْ جِزْبِكَ فَاِنَّ حِزْبَكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَاجْعَلْني مِنْ اَوْلِيائِكَ فَاِنَّ اَوْلِيآئَكَ لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاهُمْ يَحْزَنُونَ.

اَللّهُمَّ اَصْلِحْ لي ديني فَاِنَّهُ عَصْمَةُ اَمْري وَاَصْلِحْ لي آخِرَتي فَاِنَّها دارُ مَقَرّي وَاِلَيْها مِنْ مُجاوَرَةِ اللِّئامِ مَفَرّي وَاجْعَلِ الْحَياةَ زِيادَةً لي في كُلِّ خَيْر وَالْوَفاةَ راحَةً لى مِنْ كُلِّ شَرٍّ اَللّهُمَّ صَلِّ عَلى مُحَمَّد خاتَمِ النَّبِيّينَ وَتَمامِ عِدَّةِ الْمُرْسَلينَ وَعَلى الِهِ الطَّيِّبينَ الطّاهِرينَ وَاَصْحابِهِ الْمُنْتَجَبينَ وَهَبْ لى ثَلاثاً لا تَدَعْ لى ذَنْباً اِلاّ غَفَرْتَهُ وَلا غَمَّا اِلاّ اَذْهَبْتَهُ وَلا عَدُوّاً اِلاّ دَفَعْتَهُ بِبِسْمِ اللهِ خَيْرِ الاَْسْماءِ بِسْمِ اللهِ رَبِّ الاَْرْضِ وَالسَّماءِ....

بحار الانوار 90/187 وملحقات الصحيفة السجادية: 572

4-İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hamd Allah’a mahsustur; Allah’a özgü sayısız hamd O’na mahsustur. Nefsimin şerrinden ona sığını­rım. Şüphesiz ki Allah’ın rahmet ettiği dışında bütün nefisler kötülüğü emreder.

Sürekli günahlarımı artıran şeytanın, her zalim sulta­nın ve kahir düşmanın şerrinden de Allah’a sığınırım.

Allah’ım beni kendi ordundan kıl. Şüphesiz ki üstün gelenler senin ordundur. Allah’ım beni kendi hizbinden kıl şüphesiz ki kurtuluşa erenler senin hizbindir. Al­lah’ım beni dostlarımdan kıl. Şüphesiz ki dostlarına korku yoktur ve onlar asla üzülmezler.

Allah’ım dinimi islah et; şüphesiz ki din işimin ismeti (beni dizginleyen)’dir. Allah’ım ahiretimi de islah et; şüphesiz ki ahiret, benim sonunda karar kılacağım yurt ve kötüler ile oturmaktan kendisine sığındığım yerdir. Allah’ım dünya hayatını benim için her hayırda/iyilikte bir artış vesilesi kıl ve ölümü her kötülükten kurtuluş için bir rahatlık vesilesi kıl.

Allah’ım Peygamberlerin sonuncusu ve bütün elçile­rinin tamamlayıcısı olan Muhammed’e, Tahir ve Tayyib Ehl-i Beyt’ine ve seçkin ashabına rahmet gönder. Al­lah’ım bana şu üç hacetimi kabul et: Bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir hüzün/gam ve ben­den def etmediğin hiçbir düşmanım olmasın; isimlerin en iyisi Allah ismi ile, göklerin ve yerin rabbi Allah’ın ismi ile...”

Bihar’ul-Envar, c. 90, s. 187

Mulhakat’us-Sahifet’is-Seccadiye/572

 

* * *

 

5- قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ  عليه السّلام :

عِظَمُ الْخالِقِ عِنْدَكَ يُصَغِّرُ الْمَخْلُوقَ في عَيْنِكَ.

نهج البلاغة: الكلمات القصار 129

5-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Eğer Allah’ın azametini derk edecek olursan, bütün yaratıklar gözünde küçülür/değersiz hale gelir.”

(Nehc’ül-Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar, 129)

 

* * *

 

6 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ  عليه السّلام :

اَلْقَلْبُ حَرَمُ اللهِ فَلا تُسْكِنْ حَرَمَ اللهِ غَيْرَ اللهِ.

بحار الانوار / 70/25

6-İmam Sadık (a.s)şöyle buyurmuştur: “Kalp Al­lah’ın haremidir, Allah’ın hareminde Allah’tan başka­sında yer vermeyin.”

(Bihar’ul-Envar, c. 70, s. 25)

 

* * *

 

7 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ  عليه السّلام :

شيعَتُنا الَّذينَ اِذا خَلَوا ذَكَرُوا اللهَ كَثيراً .

بحار الانوار / 93/162

7-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz halvetlerde/yalnız kaldıklarında Allah’ı çok zikreden­lerdir.”

(Bihar’ul-Envar, c. 93, s. 162)

 

* * *