 |
Allah’u
Teala Bakara suresinin 201. ayeti şerifinde
şöyle buyuruyor:
Hacc’a
ait ibadetlerinizi bitirince babalarınızı
andığınız gibi, hatta ondan da üstün bir surette
Allah’ı anın. Çünkü insanlardan, “Rabbimiz, bize
dünyada ihsanda bulun” diyenler vardır ki bu
çeşit adama ahiretten nasip yoktur.
Ey
müslüman bacı ve kardeşler, Hacc günleri, umut
ve müjde günleri olduğu gibi, Tevhid evinin
konukları arasındaki dayanışma görkemliliğini de
yansıtıp, kalplerde ümit yaratır. Hacc günleri
ayrıca ilahî zikir bereketleriyle canları
tazeler ve rahmet kapılarının açıldığını
müjdeler.
Hacılar,
huşu ve zikrin zirvesi Hacc’ın şifreli ve sır
dolu menasıkini yerine getirdikten sonra,
yeniden Allah’ı zikretmeye çağrılırlar. Yapılan
vurgu ve tekidin amacı, Allah’ın anısının
pısırık kalpleri aydınlatıp, iman nuru ve ümidi
ona üflemiş olmasıdır. Halk ümitvar ve mümin
olunca, insan, hayatın engebeli ve kaygan
geçitlerini doğru bir şekilde katedip, maddi ve
manevi kemal doruğuna ulaşmaya güç yetirir.
Hacc’ın maneviyatı işte bu zikrullahta saklıdır.
Çünkü ruh, Hacc amellerinin teker tekerinde
yerleştirilmiştir. Bu mübarek başpınar hacc
sonrası dönemde bile kaynayıp akmalı ve bu
yüksek getiri devam etmelidir.
İnsan
hayatın çeşitli alanlarında kendi gafletinin
kurbanı olmuştur. Nerede gaflet varsa, ahlaki
çöküş, fikri düşüş ve ruhi hezimet söz
konusudur. İşte bu zaiyat ve kayıplar,
kendiliğinden insanın bireysel şahsiyetini
çökerttiği gibi milletler ve medeniyetleri de
yenilgiye uğratır. Hacc, İslam'ın gafleti izole
etmek için öngördüğü en üstün tedbirdir. Hacc
merasiminin uluslar arası özelliği de
kendiliğinden, İslam ümmetinin de her bir
Müslüman ferdin bireysel görev ve
yükümlülüğünden ayrı, toplumsal hüviyetinin de,
gafletzedeliklerden arınması gereği ve
sorumluluğunu vurguluyor.
Hacc
ibadeti ve menasıki bizlerin lezzet taleplik,
heva ve hevese ve rahatına düşkünlük gibi gaflet
verici sürece esir olmaktan geçici olarak
kurtulmamızı ve bu bağımlılıkları terk etmemizi
sağlıyor.
İhram,
Tavaf, Namaz, Sây ve Vukuf; bizi Allah’ın
anısıyla yoğuruyor ve bizleri Harimi ilahî’ye
yakınlaştırıyor ve de Allah’la ünsiyet lezzetini
canımıza indiriyor. Görkemli hacc kongresi,
bizleri, azametli İslam ümetinin milletler,
kavimler deri rengi ve ırklarla diller ötesi bir
nitelik taşıdığı gerçeğiyle tanıştırıyor. Bu
kenetli ve uyumlu topluluk, bunca değişik
diller, tek bir sözü dillendiriyor, tenlerle
kalpler ise tek bir kıbleye yöneliyor. Bu
insanlar onlarca ülke ve milletleri temsil
ediyorlar. Hacı olan insanların tümü tek bir
azametli birime aittirler. O birim ise, İslam
ümmetidir.
Gerçek
şu ki, İslam ümmeti uzun bir dönemde gaflet
içinde yaşamış bulunuyor. Günümüzdeki İslam
ümmetinin ilmi ve ameli alanda geri kalmışlığı,
siyaset, sanayii ve ekonomik alanda aşağı
seviyede bulunması, bu gafletlerin acı
sonuçlarıdır.Günümüz dünyasında meydana gelen
veya gelecek olan hayret verici gelişim ve
dönüşüm sürecinde İslam ümmeti geçmiş
gafletlerini telafi etmelidir. Ne mutlu ki
günümüzdeki bazı olaylar ve gelişmeler, bu
eksikliği giderme çalışmalarının başladığını
müjdeliyor. Şüphesiz dünya müstekbirliği ve
emperyalizmi, Müslümanların uyanış ve birliğini,
Müslüman milletlerin ilim, siyaset ve teknoloji
alanında zirveye ulaşma sürecini, kendisinin
uluslar arası alandaki sultasını engelleyen en
büyük etken olarak nitelendirip, var gücüyle bu
dönüşümü sindirmeye çalışıyor.
Müslüman
milletlerin eski ve yeni sömürgecilik
dönemlerini yaşayıp, derin tecrübelere sahip
oldukları bir gerçektir. Günümüzde yeni
sömürgecilik ötesi bir dönem başlatılmıştır. Bu
yüzden geçmiş tecrübelerden ders alarak yeniden
uzun süreli, düşmanı kendi kaderimize egemen
kılmamalıyız. O karanlık ve acı dönemlerde batı
hegemonyası ve sultacı güçler, bütün kültürel,
ekonomik, siyasi ve askerî araç ve gereçlerini
seferber ederek, Müslüman milletlerle ülkeleri
zayıf düşürmeye, onlara karşı cehalet,
bilinçsizlik ve yoksullukla tefrikayı dayatmaya
çalıştılar. Birçok siyaset adamı ve
politikacının gafleti, tembelliği ve izzeti
nefsinin zayıf olması, kültürel güzide
şahsiyetlerin mesuliyet bilincinden yoksunluğu
da sömürgeci güçlerin politikalarını
gerçekleştirmeye yardımcı oldu.
Bunun
sonucu, zenginliklerimiz yağmalandı. Tahkir
edilip, hüviyetimiz inkâr edildi. İstiklalimiz
de yok edildi. Buna bağlı olarak günden güne
daha bir zayıf düştük, taşkın çapulcular ve
sultacı güçlerse günden güne güç kazandılar.
Günümüzde İslam dünyasının çeşitli noktalarında
bazı yiğit, sadakatli ve mücadeleci rehberlerin
fedakarlıkları bereketiyle islami uyanış
dalgaları yayılıp, gençler, bilginler, güzide
şahsiyetler, halk kitlelerinin çoğunu İslam
ülkelerinde mücadele sahnesine çektiği gibi,
sultacıların gaddar çehresini ve iç yüzünü,
Müslüman yöneticilerle politikacılar için açığa
çıkarmıştır.
Bu
yüzden müstekbir ve emperyalist güçlerin
elebaşları, İslam dünyası üzerindeki sultalarını
sürdürüp, kökleştirmek için yeni komplo ve
fitnelere başvurmaktadırlar. Şirretlik ve insana
karşı acımaz düşmanlığı simgeleyen büyük şeytan
insan hakları taraftarlığı bayrağı açarak,
Ortadoğu milletlerini demokrasiye çağırıyor.
Amerika’nın öngördüğü demokrasi aslında itaatkâr
ve evcil işbirlikçileri komplo, rüşvet ve
aldatıcı propaganda ve kampanyalar yardımıyla
görünüşte demokratik seçimler yaptırarak
iktidara getirip, Amerika’nın iğrenç ve şirret
hedeflerini gerçekleştirme şartlarını
sağlamaktır.
Amerika’nın bu bağlamdaki ana hedefi, İslam'a
yönelişi bastırmak ve islami değerleri yeniden
inzivaya sürüklemektir. Nitekim Amerika’yla
diğer sultacı güçler siyasi ve propaganda araç
ve gereçlerini seferber ederek islami uyanışı
geciktirmeye ve elverdiğinde bastırıp, yok
etmeye çalışıyorlar. Müslüman milletler, tamamen
bilinçli ve uyanık davranmalıdırlar. Din uleması
ve önderleri, aydınlar, üniversite çevreleri,
yazarlar, şairler, sanatçılar, gençler,
bilginler, kanaatkâr önderlerin hepsi uyanık
davranıp, yerinde bir girişim başlatarak,
emperyalist ve hunhar Amerika’nın yeni bir
sultacı ve sömürgeci dönemi İslam alemine
dayatmasına izin vermemelidirler.
Uzun
yıllar Asya, Afrika ve Amerika kıtasında dikta
rejimleri kurdurup, besleyen Amerika gibi
sultacı güçlerin demokrasi havariliği kabul
edilemez. Siyonist eksenli terörizmi besleyen,
Irak ve Afganistan’da en kanlı ve iğrenç şiddet
eylemlerini düzenleyip, halka dayatan kimselerin
şiddet ve terörizme karşı mücadele iddiası en
tiksindirici bir iddiadır. Sharon gibi vampir ve
terörist birinin mazlum Filistin halkına karşı
işlediği cinayetleri destekleyen şeytanların
medeni haklardan söz etmesi, yalan ve
lanetlenecek bir aldatmacı girişimdir.
Guantanamo, Ebu Gureyb ve Avrupa’nın gizli
hapishanelerinde büyük cinayetler işleyen, Irak
ve Filistin halkını tahkir eden, Müslümanların
Irak ve Afganistan’da kanını dökmeyi mubah sayan
sözde İslamcı örgütleri kurdurup besleyen
kimselerin insan haklarından söz etme hakkı
yoktur. Sanıkların işkence edilmesini, masum
halkın cadde ve sokaklarda kanının dökülmesini
kendilerine özgü özel bir hak olarak
nitelendiren, hatta yargı gücünden habersiz bir
şekilde kendi vatandaşlarının telefon
görüşmelerini dinleyen Amerika ve İngiltere
devletlerinin Medenî haklardan söz etmek hakkı
yoktur. Nükleer ve kimyasal silahları üretip,
çağımızda kullanan yüzü kara kimselerin bizzat
nükleer silah teknolojisinin geliştirilmesini
yasaklama yetkisi ve yetkilisi olma hakkı
yoktur.
Ey
Müslüman bacı ve kardeşler! Günümüz dünyası,
özellikle İslam alemi, özel ve hassas bir dönemi
geçiriyor. İslamî uyanış İslam aleminin tümünde
dalgalar halinde yayılmış, Amerika’yla diğer
gaddar müstekbir güçlerin riya ve tezvir dolu
iki yüzlü mahiyeti açığa çıkmıştır. Buna paralel
olarak İslam aleminin çeşitli bölgelerinde kendi
hüviyetini ve iktidarını yeniden canlandırma
süreci başlatmış bulunuyor. Görkemli bir ülke
olan İslami İran’da, bağımsız ve yerli yüksek
bilim ve teknoloji fidanı büyümeye başlayıp,
siyasi ve toplumsal alandaki izzet-i nefs ve
kendine güven, ilim, teknoloji ve kalkınma
sürecini derinden etkilemiştir. Buna karşılık
düşmanın siyasi ve askeri arayışlarında zaaf ve
çöküş başlamış bulunuyor.
Günümüzde Irak, Filistin ve Lübnan’daki
gelişmeler birbirine paralel olarak iddialı
Amerika’yla Siyonizm gücünün acizliği ve
çöküşünü gözler önüne seriyor. Amerika’nın
Ortadoğu politikası, atılan ilk adımlarda büyük
bir engelle karşılaşmış bulunuyor. Bu
politikadaki yenilgi bizzat planı hazırlayanlara
karşı bir koza dönüşmüştür. Günümüzde, Müslüman
milletlerle devletler, bizzat inisiyatifi ele
geçirme ve büyük işleri gerçekleştirme
şartlarına kavuşmuş bulunuyorlar. Mazlum
Filistin halkına yardım yapmak, uyanan Irak
milletini desteklemek, Lübnan ve Suriye’yle
diğer bölge ülkelerinin bağımsızlığı, istikrarı
ve güvenini sağlayıp desteklemek herkesin görevi
ve yükümlülüğü sayılıyor. Bu bağlamda, siyasi ve
dini önderler, kültür adamları, milli liderler,
gençler ve üniversite çevrelerinin yükümlülüğü
daha ağırdır. İslami mezheplere mensup
kimselerin vahdeti ve gönül birliği, fırkacı ve
kavmi ihtilaflardan sakınma bu bilgin ve güzide
şahsiyetlerin en gözde ve seçkin sloganı
olmalıdır.
İlmi ve
siyasi coşku ve canlılık, kültürel faaliyet ve
güçlerin seferberliği, bu kimse ve çevrelerin en
önemli çağrısına dönüşmelidir. İslam dünyası
halkçılık ve demokrasiyle insan hakları
konusunda, defalarca ayaklar altına alınan ve
çarpıtılan batılıların ilgili reçetelerine
muhtaç değildi. Demokrasi ve halkçılık İslam
öğretilerinin özü ve insan haklarıysa İslam'ın
en gözde sözü ve yönelişidir. İlim ve
teknolojiyi nerede ve kimde olursa olsun alıp,
öğrenmelidir. Fakat İslam dünyası daima talebe
ve öğrenci seviyesinde kalmamaya özen gösterip,
bizzat kendi yetenek ve kabiliyetlerini harekete
geçirip, ilim ve teknikte yenilikler yapmak
suretiyle bilim ve teknolojiyi geliştirmelidir.
Batılı
ülkelerdeki değerler o ülkelerin ahlakî açıdan
çökmesine, şehvet ve şiddete düşkünlüğün
artmasına, eşcinselliğin ve diğer iğrenç ve
alçaltıcı eylemlerin yasallaşmasına sebep olduğu
için taklide değmez. Yüce değerleriyle İslam,
insanları felah ve kurtuluşa erdirir.
Milletlerin önde gelenlerinin asıl yükümlülüğü
bu yüce değerleri yeniden canlandırıp, tebliğ
etmektir. Irak’ı işgal eden güçlerin İslam ve
Müslümanlara karşı saldırı kozu ve bu İslam
ülkesinin işgali sürdürme aracı ve bahanesi
sayılan kör ve vahşi terörizm, İslam hukuku ve
öğreticileri uyarınca kınanan ve yasak olan
girişimdir. Irak’taki terörizm ve kanlı
cinayetlerin asıl sorumluları ve failleri,
Amerika ve İsrail gizli casusluk servisleriyle
Amerikalı askerlerdir. Çünkü bu habis güç
odaklarının uyguladıkları terörizmden amaçları,
Irak’ta devletleşme sürecini etkileyip,
yönlendirmektir.
Ey
Müslüman kardeş ve bacılar! İslam ümmetinin
büyük hedeflerini gerçekleştirme güvencesi,
Allah’a tevekkül etmek, Kur’an-ı Kerim’in
kaçınılmaz vaadine güvenmek, İslami birliği
tahkim etmektir. Zikrullah’ın zengin ve yapıcı
özellikleriyle donatılan Hacc farızası,
Müslümanların büyük kongresi ve sıkı
toplantısını sağlayan hacc menasıki, bu
cihanşümul hareketin başlangıç ve sıçrama
noktası olabilir. Hacc farızası sırasında söz ve
eylem bazında küfr ve istikbar önderlerinden
beraat etmek, bu yolun eylem planını belirleyip,
atılacak ilk adımı sağlamlaştırır. Hacılara
ilahî tevfiki ve bütün Müslümanlara hz.
Veliyullah Azâm (Ruhi feda)nın duasını
diliyorum.
Vesselamu Aleykum ve Rahmetullahu ve Berakatu
Seyyid Ali Hamenei
|
 |